araca motorin yerine benzin konulması halinde, tamirat giderlerinden, aracın değer kaybından, çekici giderlerinden, aracın serviste kaldığı süre boyunca araç kiralanması halinde kira bedelinden, akaryakıt bayii ile sağlayıcı firma müteselsillen sorumludur.

3. Hukuk Dairesi         2020/3188 E.  ,  2020/4776 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın...

İŞÇİYE SONRADAN İMZALATTIRILAN İDARİ İZİNLERİN YILLIK İZİN SÜRESİNDEN DÜŞÜLEMEYECEĞİ ÖZETİ Dosya içinde davacının kullandığı idari izinlerin yıllık izinden sayılmasını kabul ettiği yönünde imzalı belge mevcut ise de Anayasal temeli olan yıllık dinlenme hakkının kullandırıldığının ispat yükü işverene ait olup sonradan işçiye imzalatılan belgelerle idari izinlerin yıllık izinden sayılması 6098 sayılı TBK’nun 420. maddesi uyarınca geçerli olmadığından Mahkemece yıllık izin ücreti talebinin kabulü yerindedir.   DAVA:  Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, işçilik alacakları ödenmediğinden iş akdini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla mesai, genel tatil, hafta tatili ve yıllık izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/57 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi           Esas No. 2016/19496 Karar No. 2020/7108 Tarihi: 07/07/2020 l İŞÇİYE SONRADAN İMZALATTIRILAN İDARİ İZİNLERİN...

teknik şartnamede belirtilmeyen ancak tanıtım materyellerinde belirtilen tüm hususlar yönünden de tek tek ayıplı ya da hiç yapılmayan imalatlar konusunda inceleme yapılarak varsa değer kaybı belirlenmelidir ancak bu hususa ek olarak, bilirkişi raporunda projenin henüz tamamlanmamış etap etap devam eden bir proje olduğu belirtilmiş olup, taahhüt edilen bu hususlardan bir çoğunun dava ve keşif tarihi itibariyle yerine getirilmediği ya da tamamlanmadığı da dosya kapsamı itibariyle sabittir. Söz konusu sosyal tesislerin ve ortak alanların yapılmamış olması, alıcının satın alma kararını etkileyen, taşınmazın değerini azaltan bir husustur. Netice itibariyle, Mahkemece, sadece teknik şartnamede belirtilen hususlar yönünden belirleme yapılarak, tanıtım materyellerindeki vaadler konusunda bir değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi ve sosyal tesislerin davalılar tarafından yapılarak ve eksiklikleri giderilerek projenin tamamlanması halinde bu yönden dava konusuz kalacağından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,yapılmayan ve bundan sonrada yapılmayacağı kesinleşen sosyal tesisler var ise, bunlardan dolayı davacının uğradığı zararın nisbi metoda göre hesaplanarak, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda değerlendirme de yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekir. Bu durumda mahkemece, açıklanan hususların tespiti yönünde mahallinde gerekirse uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

3. Hukuk Dairesi         2020/11215 E.  ,  2020/6844 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik...

Fesih hakkı iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran ve karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir haktır. Maddede düzenlenen bildirimli fesih, belirsiz süreli iş sözleşmeleri için söz konusudur. Başka bir anlatımla belirli süreli iş sözleşmelerinde fesheden tarafın karşı tarafa bildirimde bulunarak önel tanıması gerekmez. Fesih bildirimi bir yenilik doğuran hak niteliğini taşıdığından ve karşı tarafın hukukî alanını etkilediğinden, açık ve belirgin biçimde yapılmalıdır. Yine aynı nedenle kural olarak şarta bağlı fesih bildirimi geçerli değildir. Fesih bildiriminde “fesih” sözcüğünün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Bazen fesih işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin işe alınmaması, otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir. Dairemizce, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde, bunu kabul etmeyen işçi yönünden “işverenin feshi” olarak değerlendirilmektedir.

9. Hukuk Dairesi         2016/5790 E.  ,  2019/15102 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından...

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir.

T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G...

noterde yapılan satış sözleşmesi ile davalıdan 2.el bir araç satın aldığını ancak aracı satın aldıktan sonra aracın satıştan önce kilometresi ile oynandığını ve araçta farklı ayıplarında mevcut olduğunu öğrendiğini iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Borçlar Kanununun 194 (T.B.K.nun 219 md.) ve devamı maddelerinde düzenlenen, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Davacı, satışa konu aracın hukuki ayıplı olduğu iddiasındadır. Satıcı ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. Satıcının ayıba karşı tekeffül borcu bulunmaktadır. Davacı, dava konusu aracı satış sözleşmesine göre davalı …’ den satın almıştır. Zira davalı …’ de aracı davacıya sattığını kabul etmekte ancak kendisinin de ayıptan haberdar olmadığını savunmaktadır. Açıklanan ilkeler doğrultusunda ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince davacı uğradığı zararları akidi olan davalı …’ den isteyebilir. Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek, söz konusu ayıbın araç davalı elinde iken oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

13. Hukuk Dairesi         2015/40748 E.  ,  2017/6751 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki değer kaybı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden...

MANEVİ TAZMİNATIN BÖLÜNEMEYECEĞİ l MANEVİ TAZMİNATIN BELİRSİZ ALACAK DAVASININ KONUSU OLAMAYACAĞI ÖZETİ Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşananın acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faizi ile birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez. İş kazasında zarar gören davacı, davanın açıldığı tarihte manevi tazminat alacağının miktarını kendisi belirlediğinden, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu söylenemez. O halde manevi tazminat istemi manevi tazminatın bölünemezliği kuralına aykırı bir biçimde kısmi veya belirsiz alacak davası olarak açılamaz ve manevi zararın HMK’nın 107.maddesine göre dava yoluyla tespiti de istenemez.

İlgili Kanun / Madde 6098 S. TBK/56 6100 S. HMK/107 T.C. YARGITAY 21. Hukuk Dairesi Esas No. 2019/3199 Karar No. 2020/356 Tarihi: 30/01/2020 l MANEVİ...

MANEVİ TAZMİNATIN CAYDIRICILIK UNSURUNU DA TAŞIMASININ GEREKTİĞİ ÖZETİ Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)

İlgili Kanun / Madde 6098 S. TBK/56 T.C. YARGITAY 21. Hukuk Dairesi            Esas No. 2019/5769 Karar No. 2020/280 Tarihi: 28/01/2020 l MANEVİ TAZMİNATIN CAYDIRICILIK UNSURUNU...

ÇAKIŞAN SİGORTALILIK ÖZETİ “Çakışan sigortalılık sorununu” gerek 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 Sayılı Bağ-kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp sigortalının önceden başlayıp devam eden sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasa sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. Anılan yasanın 3. maddesinin I. ( F ) bendinde “Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” ( K ) bendinde ise. “Herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların” sigortalı sayılmayacağı” belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun 24. maddesinin I. ve II. Fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında. başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır (03.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 Sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı).

İlgili Kanun / Madde 506 S. SGK/3 1479 S.BağK/23 5510 S. SSGSK/53 T.C. YARGITAY 21. Hukuk Dairesi  Esas No. 2019/255 Karar No. 2020/467 Tarihi:...

 İŞÇİYE BİR EYLEMİ NEDENİYLE İKİ CEZA VERİLEMEYECEĞİ l KINAMA CEZASI SONRASI AYNI EYLEM NEDENİYLE YAPILAN FESHİN HAKSIZ FESİH OLDUĞU ÖZETİ Mahkemece, davacının çalışma arkadaşı ile tartışıp üzerine yürüyüp boğazını sıkması ayrıca falçata ile saldırması eylemlerinin İş Kanununun 25. maddesi kapsamında işverene haklı fesih hakkı verdiği ve davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 05.09.2014 tarihinde davacı ile iş arkadaşı …’in tartıştığı ve sonrasında …’in davacının üzerine yürüyerek boğazını sıktığı, davacının da elindeki bir aleti …’e doğru fırlattığı ve birbirlerine girdikleri, diğer işçilerin davacı ile …’i ayırdığı, bir süre sonra davacının elinde falçata ile …’in olduğu bölüme doğru koşmaya başladığı ve yine diğer işçilerin davacıya engel olduğu, olay sonrası hem davacı hem de …’e kınama cezası verildiği, 10.09.2014 tarihinde ise bu kez davacı için fesih ihbarı düzenlenerek davacının iş akdinin 05.09.2014 tarihli olay gerekçe yapılarak haklı nedenle feshedildiği anlaşılmaktadır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/12229 Karar No. 2020/610 Tarihi: 20/01/2020 l İŞÇİYE BİR EYLEMİ NEDENİYLE...

Dava, akdi vekalet ücreti alacağının tahsiline ilişkindir. Tarafların arasındaki 10/04/2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesiyle davacı avukata iflas erteleme konulu dava için 150.000 TL, diğer kanuni iş ve işlemlerinden dolayı aylık 10.000 TL vekalet ücreti ödeneceği kararlaştırılmıştır. Mahkemece her ne kadar sözleşmeye göre belirlenen vekalet ücretine %18 oranında hesaplanan KDV tutarı da dahil edilerek hesaplama yapılmışsa da sözleşmede ücretin net mi brüt mü belirlendiği konusunda bir açıklık bulunmayıp, KDV Kanununun 8. maddesine göre vergi mükellefinin mal ve ya hizmeti sağlayan kişi olması karşısında sözleşmenin ücrete ilişkin 2.maddesinde belirlenen miktarların KDV dahil olarak belirlenmiş olduğunun kabulü gerekir. Sözleşmenin 5. maddesinde vekil edilenlere ait olduğu belirtilen vergi, resim ve harç gibi giderlerin işin yapılması için gerekli olan giderler olduğu açıkça belirtilmiş olduğundan sözleşmenin bu hükmünden de ücretin KDV hariç belirlendiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Hal böyle olunca Mahkemece sözleşmede KDV dahil ücret belirlendiği hususu göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2017/8393 E.  ,  2020/5525 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden...

l DOĞRULUK VE BAĞLILIKLA BAĞDAŞMAYAN DAVRANIŞLAR l OTEL GÖREVLİSİ OLARAK ÇALIŞAN İŞÇİNİN MESAİ SAATLERİ İÇERİSİNDE MÜŞTERİYLE SAMİMİ İLİŞKİYE GİRMESİ l HAKLI FESİH ÖZETİ Mahkemece aynen; “…dosya içerisinde bulunan davalı işyerindeki kamera kayıtlarına ilişkin CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de davacının mesai saatleri içerisinde kadın müşteri ile samimi görüntüleri olduğu anlaşılsa da; davalı işveren tarafından davacının bu davranışına ilişkin savunmasının alınmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, yerleşik Yargıtay İçtihatları’na göre, işçinin savunması alınmadan iş akdinin feshedilmesinin salt bu nedenle geçersiz olduğu, işçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği…” gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı şekilde işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi         Esas No. 2016/12350 Karar No. 2020/1151 Tarihi: 03/02/2020 l DOĞRULUK VE BAĞLILIKLA...

KIDEM TAZMİNATI HESABINDA ESAS ALINACAK SON ÜCRET l İHBAR ÖNELİ VERİLEREK YAPILAN FESİH-LERDE ÖNEL SONUNDAKİ ÜCRETİN SON ÜCRET OLDUĞU l BİLDİRİM ÖNELİ TANIMAKSIZIN VE İHBAR TAZMİNATI ÖDENMEDEN YAPILAN FESİHTE ÖNEL SÜRESİ İÇERİSİNDE GERÇEK-LEŞEN ÜCRET ZAMLARININ SON ÜCRETİN BELİRLENMESİNDE DİKKATE ALINACAĞI l İŞ SÖZLEŞMESİ ASKIDAYKEN YAPILAN FESİHTE ASKI ÖNCESİ ALINAN ÜCRETİN SON ÜCRET OLARAK KABUL EDİLECEĞİ l KIDEM TAZMİNATINA ESAS ÜCRETTE PARA VE PARAYLA ÖLÇÜLEBİLEN MENFAAT-LERİN DİKKATE ALINACAĞI l ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI YARDIMI HAYAT SİGORTASI PRİMLERİNİN DE KIDEM TAZMİ-NATI HESABINDA DİKKATE ALINMASININ GEREKTİĞİ ÖZETİ Kıdem tazminatı hesabında esas alınacak ücret, işçinin son ücretidir. Başka bir anlatımla, iş sözleşmesinin feshedildiği anda geçerli olan ücrettir. İhbar öneli tanınmak suretiyle yapılan fesihte önelin bittiği tarihte fesih gerçekleştiğinden, önelin bittiği tarihteki ücret esas alınmalıdır. Bildirim öneli tanınmaksızın ve ihbar tazminatı da ödenmeden (tam olarak ödenmeden) işverence yapılan fesih durumunda ise, bildirim öneli sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışından, iş sözleşmesi feshedilen işçinin de yararlanması ve tazminatının bu artan ücret esas alınarak hesaplanması gerekir.

İlgili Kanun / Madde 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi          Esas No. 2017/14297 Karar No. 2020/1178 Tarihi: 03/02/2020 l KIDEM TAZMİNATI HESABINDA ESAS...

ELEKTRONİK YOLLA TEBLİGAT l TEBLİGATIN YAPILACAĞI ADRES l TEBLİGATIN YAPILAMAMASI HALİNDE İZLENECEK USUL ÖZETİ 19.01.2011 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununda esaslı değişiklikler yapılmıştır. Değinilen Yasayla eklenen 7/A maddesinin birinci fıkrasına göre, tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilecektir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereğince, anonim, limitet ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getirilmiş, elektronik yolla tebligatın haklı bir sebeple yapılamaması hâlinde, bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı öngörülmüştür. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacaktır.

İlgili Kanun / Madde 7201 S. TebK/7, 10 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2017/13895 Karar No. 2020/1247 Tarihi: 03/02/2020  l ELEKTRONİK YOLLA TEBLİGAT...

CİNSEL TACİZ l HAKLI NEDENLE FESİH ÖZETİ: Ülkemizde çalışanların cinsel tacize karşı korunması amacı ile Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenlemeler dışında Türk Borçlar Kanun’da ve İş Kanunu’nda yasal düzenlemeler yapılmış, cinsel taciz 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinin II/b ve (d) bentleri işçi açısından haklı fesih sebebi, 25/II-c maddesi ise işveren açısından haklı fesih sebebi olarak düzenlemiştir. Cinsel taciz eyleminin yapısı gereği ardında delil bulunması her zaman mümkün olmayabilir. Mağdurun ya da mağdurenin tek başına olduğu yerlerde bu tür eylemlere maruz kaldığı ve tacize uğrayanın çok azının çeşitli nedenlerle bu tür olayları işverene yansıtabildiği dikkate alındığında ispat noktasında tacize uğrayan lehine değerlendirmeye gidilmelidir. Ceza davasında delil yetersizliği nedeni ile beraat kararı verilmesi dahi hukuk hakimini bağlamayacağından mevcut delil durumuna göre karar verilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi              Esas No. 2017/14071 Karar No. 2020/1819 Tarihi: 10/02/2020 l CİNSEL TACİZ l HAKLI NEDENLE...

İŞ SÖZLEŞMESİNİN AYIRT EDİCİ UNSURU BAĞIMLILIK l TÜZEL KİŞİNİN YÖNETİM KURULU ÜYESİ KİŞİ ORGAN NİTELİĞİNDE OLDUĞUNDAN İŞÇİ OLARAK KABUL EDİLEMEYECEĞİ ÖZETİ İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır.

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/2, 8 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi         Esas No. 2017/1092 Karar No. 2020/6950 Tarihi: 02/07/2020 l İŞ SÖZLEŞMESİNİN AYIRT...

ISLAHLA TALEBİN İNDİRİLMESİNİN KISMİ FERAGAT NİTELİĞİNDE OLDUĞU l ALACAK KALEMLERİ İÇİN YATIRILAN HARÇLARIN BİRBİRİNİN YERİNE SAYIL-MASININ OLANAKLI OLMADIĞI ÖZETİ hak edilenin dava dilekçesindeki talepten daha aşağıda olduğu şeklinde ki belirleme sonrasında davacı vekilinin dava dilekçesinde istediği miktarları aşağı çekmesi kısmi feragattır. Dava dilekçesinde istenen miktar ile ıslah dilekçesinde istenen miktar arasındaki fark kadar davanın kısmi feragat nedeniyle reddi gerekir. Kıdem ve ihbar tazminatı bakımından ise toplam 691,16 TL ıslahen artırma söz konusu olup ıslaha değer verilebilmesi için bu miktar için gereken ıslah harcının yatırılması şarttır. Alacak kalemlerinden birisinin hak edilmediğinin veya talepten daha azına hak kazanıldığının anlaşılması durumunda bu alacak kalemleri bakımından yatırılan harcın diğerlerine sayılması diye bir olgudan söz edilemez

İlgili Kanun /Madde 6100 S. HMK/307 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi              Esas No. 2016/19833 Karar No. 2020/6993 Tarihi: 02/07/2020 l ISLAHLA TALEBİN İNDİRİLMESİNİN KISMİ FERAGAT...

İŞÇİYE SONRADAN İMZALATTIRILAN İDARİ İZİNLERİN YILLIK İZİN SÜRESİNDEN DÜŞÜLEMEYECEĞİ ÖZETİ Dosya içinde davacının kullandığı idari izinlerin yıllık izinden sayılmasını kabul ettiği yönünde imzalı belge mevcut ise de Anayasal temeli olan yıllık dinlenme hakkının kullandırıldığının ispat yükü işverene ait olup sonradan işçiye imzalatılan belgelerle idari izinlerin yıllık izinden sayılması 6098 sayılı TBK’nun 420. maddesi uyarınca geçerli olmadığından Mahkemece yıllık izin ücreti talebinin kabulü yerindedir.

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/57 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi           Esas No. 2016/19496 Karar No. 2020/7108 Tarihi: 07/07/2020 l İŞÇİYE SONRADAN İMZALATTIRILAN İDARİ İZİNLERİN...

l İBRANAME l İBRANAME KOŞULLARINI TAŞIMAYAN KISMİ İFANIN MAKBUZ NİTELİĞİNDE OLDUĞU ÖZETİ: Bu maddeye göre ibra sözleşmelerinin geçerli olması için yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibranameler kesin olarak hükümsüz olacaktır. Gerçek anlamda ibranameden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, açık oransızlığın bulunduğu durumlarda anılan belge ibraname değil, ancak makbuz niteliğindedir. Bu yön ise, ibranamenin verildiği tarih göz önünde tutularak zarar görenin gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır.

İlgili Kanun /Madde 6098 S. TBK/142 T.C YARGITAY                          Hukuk Genel Kurulu Esas No. 2015/21-1323 Karar No. 2019/128     Tarihi: 12.02.2019 l İBRANAME l İBRANAME KOŞULLARINI TAŞIMAYAN KISMİ İFANIN...

Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat , nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminat miktarının davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, manevi tazminat miktarının bu ölçütlere uymayacak ve emsal uygulamaların da üzerinde olacak şekilde fazla tayini,

12. Ceza Dairesi         2020/339 E.  ,  2020/3112 K. “İçtihat Metni”Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat Hüküm : Rütbe maaş farkı...

İCRA İNKAR TAZMİNATI sözleşmelere dayalı olarak verilen hizmete ilişkin olarak düzenlenen serbest meslek makbuzlarından kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Her ne kadar Mahkemece, davacının talep edebileceği alacağın belirlenmesi için bilirkişiden rapor alınmış ise de, davacının takipte talep ettiği ve Mahkemece de hüküm altın alınan asıl alacağa ilişkin alacak kalemleri davalı takip borçlusu tarafından bütün unsurları ile birlikte bilinebilir, belirlenebilir mahiyettedir. Hâl böyle olunca, Mahkemece, İİK’nın takip tarihi itibarıyla uygulanması gereken, 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı yasa ile değişik 67/2. Maddesi uyarınca; hükmedilen 36.190 TL asıl alacağın % 20’si üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, icra inkar tazminatı talebinin yazılı şekilde reddine karar verilmesi usûl ve yasaya aykırıdır.

3. Hukuk Dairesi         2020/3639 E.  ,  2020/7361 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın...

Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yanlar arasında un değirmeni imalatı ve satışına dair 12.03.2003 tarihli sözleşme ve bu sözleşmenin teminatı olarak düzenlenen 25.07.2003 tarihli ek sözleşme uyarınca müvekkilinin sözleşme gereği edimini yerine getirdiği hâlde davalı iş sahibi tarafından bakiye iş bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile dava değerini 50.000TL belirterek, vadesinde ödenmeyen borçların temerrüt faizinin tespiti ve hüküm altına alınmasını, ek sözleşme ve bono ile taahhüt edilip bakiye kalan alacağının faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu         2017/258 E.  ,  2020/543 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 4. Asliye...

HAKLI NEDENLE İŞ SÖZLEŞMESİNİ SONA ERDİREN İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI HAK EDECEĞİ İHBAR TAZMİNATI İSTEYE-MEYECEĞİ l İŞÇİNİN HAKLI NEDENLE İŞ SÖZLEŞME-SİNİ SONA ERDİRMESİ HALİNDE İŞVERENİN İHBAR TAZMİNATI TALEP EDEMEYECEĞİ ÖZETİ: Somut olayda davacı işçinin iş sözleşmesinin ödenmeyen işçilik alacakları sebebiyle 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 24/II-e maddesine göre haklı nedenle feshettiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup, bu husus mahkemenin de kabulündedir. Mahkemece davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilerek kıdem tazminatının kabulüne karar verilmesi isabetli ise de; iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshinde işverenin ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olamayacağından bu yöndeki karşı-davanın kabulü ile işveren yararına ihbar tazminatına hükmedilmesi hatalı olup, kararın bozulmasını gerektirmiştir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi  Esas No. 2020/1742 Karar No. 2020/7648 Tarihi: 15/09/2020 l HAKLI...

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/41 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2017/16049 Karar No. 2020/7683  Tarihi: 15/09/2020 l   ÖZETİ Fazla...

ÖN İNCELEME DURUŞMASI YAPILMADAN TANIK BİLDİRİMİ İÇİN KESİN SÜRE VERİLEMEYECEĞİ ÖZETİ Mahkemece bir kısım deliller toplandıktan sonra taraflar hazır olmaksızın hazırlanan dosya üzerinden yapılan ön incelemede tensip zabtı ile davalıya tanık isim ve adreslerini bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmiş, bu zabıt davalıya 10/02/2015 tarihinde tebliğ olmuştur. Davalı bu ara karar gereği tanık isim ve adreslerini bildirmemiş, daha sonra bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesi ile tanık isim ve adreslerini bildirmiş ise de 23/06/2015 tarihli duruşmada davacının verilen kesin sürede tanıklarını bildirmediği gerekçesi ile davalının tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiştir.

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27,137 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2016/22210 Karar No. 2020/7826 Tarihi: 15/09/2020 l ÖN İNCELEME DURUŞMASI...

BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ l BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN GEÇERLİ NEDENLE İŞVERENCE SONA ERDİRİLMESİ HALİNDE DE BAKİYE SÜRE ÜCRETİNİN ÖDENMESİNİN GEREKTİĞİ l BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ YAPILMASI İÇİN YASANIN ARADIĞI KOŞULLARIN BULUNMAMASI l İŞVERENİN BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN KOŞULLARININ BULUNMADIĞI SAVUNMASININ HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI NİTELİĞİNDE OLDUĞU l BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKLI NEDEN OLMADAN SÜRESİNDEN ÖNCE İŞVERENCE SONA ERDİRİLMESİNDE BAKİYE SÜRE ÜCRETİ ÖDENMESİNİN GEREKECEĞİ

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/11,32 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2016/22178 Karar No. 2020/7846  Tarihi: 15/09/2020 l BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ...

YILLIK İZİN l DAVAYI AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ l YILLIK İZNİN ÜCRETE DÖNÜŞMESİNDE HESAPLANAN YILLIK İZİN ÜCRETİNDEN HAKKANİYET İNDİRİMİ YAPILAMAYACAĞI ÖZETİ Davacının çalışma süresi boyunca hiç ücretli izin kullanmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, hakimin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesinde düzenlenen davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde, Mahkemece, davacının çalışma süresi boyunca ücretli izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı konusunda beyanı alınması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Ayrıca yıllık izin ücreti alacağına indirim yapılamayacağı hususu gözetilmeden Mahkemece %40 hakkaniyet indirimi yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/59 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2016/20512 Karar No. 2020/7891  Tarihi: 16/09/2020 l YILLIK İZİN l DAVAYI...

ISLAHLA DAVA TÜRÜNÜN DEĞİŞTİRİLEMEYECEĞİ ÖZETİ Öncelikle ıslah ile dava türü değiştirilemez ve Mahkemece ıslaha ancak arttırım yapılan alacak kalemleri açısından değer verilebilir. Mahkemece kısmi dava olarak açılan davanın türünün bu şekilde değiştirilmesi hatalıdır. Davacı ıslah ile talep miktarını arttırdıktan sonra davalı Akdeniz Güvenlik Hizmetleri A.Ş. vekilince ıslaha karşı zamanaşımı def’i ileri sürülmüştür. Mahkemece yapılacak iş fazla mesai alacağı yönünden davalı Akdeniz Güvenlik Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’i değerlendirilen 25.02.2016 tarihli ek rapora itibarla bir inceleme yapmak, faiz başlangıcını da dava ve ıslah tarihlerine göre ayrım yapılarak sonuca gitmekten ibarettir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/41 6100 S.HMK/177 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2016/20701 Karar No. 2020/8136  Tarihi: 16/09/2020 l ISLAHLA DAVA...

l FESİH SEBEBİ İLE BAĞLILIK FESİH SEBEBİNİN DEĞİŞTİRİLEMEYECEĞİ l İMZASIZ ÜCRET BORDROLARINDA TAHAKKUK YAPILAN FAZLA ÇALIŞMALARIN ÖDENİP ÖDENMEDİĞİNİN BANKA KAYITLARIYLA KARŞILAŞTIRILARAK BELİRLENMESİ VE ÖDEME OLMASI HALİNDE MAHSUP GEREKTİĞİ ÖZETİ İş akdini fesheden taraf, fesih nedeniyle bağlı olup fesih nedeni değiştirilemez. … İmzasız bordrolarda ulusal bayram ve genel tatil ücretine yönelik tahakkuk bulunması halinde, anılan döneme ilişkin ücret bordroları ile banka kayıtları karşılaştırılarak bordroda tahakkuk eden miktarın davacıya ödenip ödenmediği denetlenmeli, bordrodaki tutarın ödendiğinin anlaşılması halinde anılan miktar, hesaplanan alacaktan mahsup edilerek sonuca gidilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17, 41 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2016/20120 Karar No. 2020/8147 Tarihi: 16/09/2020...

l SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİNDEN DOĞAN SORUMLULUK l İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞVERENİN KUSURU İLE KURULAMAMASI l İŞÇİNİN İŞ SÖZLEŞMESİNİN KURULACA-ĞINA DUYDUĞU GÜVEN NEDENİYLE UĞRADIĞI ZARARI İSTEYEBİLECEĞİ l İŞÇİNİN GÜVENİNİN KORUNMASININ GEREKTİĞİ ZARAR İŞ SÖZLEŞMESİ KURUL-MADAN DOĞDUĞU İÇİN İŞÇİNİN ZARARINI GENEL MAHKEMELERDE DAVA AÇARAK İSTEYEBİLECEĞİ

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/32 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/20712 Karar No. 2020/8343  Tarihi: 17/09/2020 l SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİNDEN DOĞAN SORUMLULUK...

l İSTİFA l İŞVERENİN İŞÇİLİK ALACAKLARINI ÖDEME VAADİ İLE İŞÇİDEN ALDIĞI İSTİFANIN GEÇERLİ OLMADIĞI l İSTİFA SONRASI BİR SÜRE DAHA ÇALIŞMANIN SÜRMESİNİN İKALE OLARAK KABUL EDİLECEĞİ l İRADE FESADINA DAYANAN İSTİFA HALİNDE FESHİN İŞVERENCE GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİN KABUL EDİLECEĞİ l İSTİFADE İRADE FESADININ HER TÜRLÜ DELİLLE KANITLANABİLECEĞİ İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14    T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2020/3079 Karar No. 2020/10129 Tarihi:...

l İŞÇİNİN YAPMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUĞU GÖREVLERİ YAPMAMAKTA ISRAR NEDENİYLE FESİH İÇİN “ISRAR” KOŞULUNUN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASININ GEREKTİĞİ l HATIRLATMANIN DAHA ÖNCE BELİRLENMİŞ VE İŞÇİYE BİLDİRİLMİŞ GÖREVLERLE İLGİLİ OLMASININ ZORUNLU OLDUĞU l HATIRLATMADAN SONRA İŞÇİNİN SADECE 1 KEZ GÖREVİ YAPMAMASININ FESİH İÇİN YETERLİ OLMADIĞI l İŞÇİNİN GÖREVİ YAPMAMA EYLEMİNİN HATIRLATMADAN SONRADA DEVAMLILIK GÖSTERMESİNİN GEREKTİĞİ 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II. Bendinin (h) alt bendine göre, işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi işveren açısından fesih için haklı bir sebeptir. İş görme edimi, işçi tarafından işverenin verdiği talimatlara uygun olarak yerine getirilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2017/22156 Karar No. 2020/10256  Tarihi: 01/10/2020 l İŞÇİNİN...

l İŞVERENİN EŞİT İŞLEM BORCUNA AYKIRI DAVRANMASI AYRIMCILIK TAZMİNATI l İŞVERENİN EŞİT İŞLEM BORCUNA AYKIRI DAVRANMASININ İŞÇİYE HAKLI FESİH HAKKI TANIYACAĞIEşit davranma ilkesi tüm hukuk alanında geçerli olup, iş hukuku bakımından işverene işyerinde çalışan işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcu yüklemektedir. Bu bakımdan işverenin yönetim hakkı sınırlandırılmış durumdadır. Başka bir ifadeyle işverenin ayrım yapma yasağı işyerinde çalışan işçiler arasında keyfi biçimde ayrım yapılmasını yasaklamaktadır. Bununla birlikte eşit davranma borcu tüm işçilerin hiçbir farklılık gözetilmeksizin aynı duruma getirilmesini gerektirmeyip, eşit durumdaki işçilerin farklı işleme tabi tutulmasını önlemeyi amaç edinmiştir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/5,24 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2017/16279 Karar No. 2020/10415  Tarihi: 05/10/2020...

İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32.maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür. 1475 sayılı Kanun döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 sayılı Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/32 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi               Esas No. 2017/16654 Karar No. 2020/10741  Tarihi: 06/10/2020 l ÜCRET...

Davalı işçi ücret alacaklarının ödenmemesi nedeniyle eylemli olarak iş akdini sona erdirerek işveren aleyhine icra takibi yapmıştır. Resmi kayıtlarda sigorta çıkışının 21.06.2013 tarihinde yapılması işyerinden daha evvel eylemli olarak ayrılarak icra takibinde bulunmasına engel teşkil etmeyeceği gibi Ağır Ceza Mahkemesinde ki ifadesinin resmi olarak sigortasının devam ettiğini belirtmek için söylediği de açıktır. Hal böyle olunca davalının ödenmemiş ücret alacağı bulunması nedeniyle eylemli olarak iş akdini feshetmesi nedeniyle kıdem tazminatına hak kazandığı ancak haklı nedenle de olsa işten kendisi ayrıldığı için ihbar tazminatına hak kazanamayacağı açıktır. Mahkemece yanılgılı ve çelişkili bir değerlendirme ile her iki alacağında reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2017/16872 Karar No. 2020/10868 Tarihi: 07/10/2020...

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin bu kararıyla maske takmayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca idari yaptırım uygulanmasının önünü açıldı.”Maske takma yükümlülüğüne uymamak eyleminden dolayı kabahatli hakkında 1593 sayılı Kanun’un 282. maddesi gereği idari para cezası uygulanamayacağı ve idari yaptırım kararını verme yetkisinin mahalli mülki amire ait olması nedeniyle kolluk tarafından uygulanan idari yaptırım karar tutanağının ortadan kaldırılmasına, Somut olayda hazırlanan olay (kabahat) tutanağının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca işlem yapmak üzere yetkili makama gönderilmesine” Karar verilmesi gerekirken,Yargıtay 19. Ceza Dairesinin bu kararıyla maske takmayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca idari yaptırım uygulanmasının önünü açıldı.

19. Ceza Dairesi         2020/5700 E.  ,  2020/19580 K. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282. maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı … hakkında 900,00 Türk lirası idari...

sanığın, adliyede tek hakim olarak tüm mahkemelere müstemiren bakmakla görevli katılanın odasına girip duruşma gününü sorduktan sonra masanın üzerine içinde 1.000 TL para bulunan sarı zarf bıraktığı, katılanın ne olduğunu sorması üzerine “bir şey değil yemek falan yersiniz dediği” somut olayda 5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Kanunla değişiklik yapılmadan önceki 252/3. maddesinde rüşvetin bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle varılan anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması olarak tanımlanmış olduğu da nazara alındığında, sanığın sözlerinin tarafı olduğu davaların lehine sonuçlanması amacına yönelik ve kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapmasını veya yapmamasını temin maksadıyla para teklifi boyutuna varmadığı, ancak sanığın söz ve davranışlarının kamu görevlisinin şeref ve saygınlığına saldırı niteliğinde olması sebebiyle kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması,

5. Ceza Dairesi         2013/9757 E.  ,  2015/12729 K. RÜŞVET VERMEYE TEŞEBBÜS KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET SUÇU HAKİMİN ODASINA İÇİ PARA DOLU ZARF BIRAKMAK CEZA MUHAKEMESİ KANUNU...

Davacı davalı işyerinde yaş hariç emeklilik koşullarını sağladığına ilişkin SGK’dan aldığı belgeye dayanarak 1475 sayılı mülga İş Kanununun halen yürürlükte bulunan 14/5 maddesine göre istifaen ayrılmıştır. Davacı istifadan 6 gün sonra başka bir bankada tekrar işe girmiştir. Mahkeme davacının istifada samimi olmadığı davalı bankadan ayrılıp kısa süre sonra başka bir bankada işe girmesini dürüstlük kurallarına uymadığı gerekçesiyle davacının kıdem tazminatı talebini reddetmiştir. Davacı işçi kanunun kendisine tanıdığı bir hakkı kullanmıştır. 6 gün sonra başka bir iş yerinde tekrar işe başlaması hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Davacının kıdem tazminatı talebinin kabulü gerekirken reddi hatalıdır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/24 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi     Esas No. 2016/22193 Karar No. 2020/9107  Tarihi: 23/09/2020...

4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesine göre kötüniyet tazminatına hak kazanılabilmesi için öncelikle işçinin iş güvencesi kapsamında olmaması gerekir. Davalıya ait işyerinde çalışan sayısının 30 işçi kriterini aşıp aşmadığı belirlenerek sonucuna göre feshin kötüniyetli olup olmadığı da yeniden değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/23586 Karar No. 2020/9326 Tarihi: 24/09/2020 l İŞ GÜVENCESİ KAPSAMINDA OLAN...

İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14    T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2020/3079 Karar No. 2020/10129 Tarihi:...

yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin iş, vekalet, eser veya acentelik sözleşmesi olduğunu nitelendirilmesi yargıca aittir. İşyerinin acenteye devrinde, devralan belirli bir organizasyona, uzmanlığa ve hukuksal bağımsızlığa sahip değilse, kısaca üretim ya da hizmet sunumuna ilişkin ekonomik faaliyetin bağımsız yönetimini üstlenmemişse bir devirden sözedilemez. Zira muvazaa olgusu iddia edilmese de resen araştırılması gereken bir olgudur. Devredenin işveren sıfatının devam ettiği kabul edilmelidir. Acentelik sözleşmesine göre devredenin devralan acente üzerinde denetim ve kontrol yetkisinin bulunması, çalışma şartlarını belirlemesi, çalışan üzerinde yönetim hakkını kullanması, acente ilişkisinin kayıt üzerinde kaldığının, acentenin bağımsız bir işveren olmadığının göstergeleridir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/8 6098 S. TBK/19 6100 S. HMK/33 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2016/23561 Karar No....

işçinin yapmakla ödevli olduğu görevlerini yapmaması derhal fesih için yeterli değildir. İşçinin görevlerinin hatırlatılması ( tekrar kendisine bildirilmesi), buna rağmen yapmamakta ısrar etmiş olması gerekir. Hatırlatma daha önce belirlenmiş ve işçiye bildirilmiş görevlere ilişkin olmalı ve işçinin görevlerini yerine getirmekten kaçınmasından sonra yapılmalıdır. Işçiye daha önce bildirilmiş olan görevleri genişletilerek veya ek görevler verilerek hatırlatma yapılamaz. Hatırlatma sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Yapılmayan işin görev kapsamına girdiğini, hatırlatma yapıldığını ve işçinin yapmamakta ısrar ettiğini kanıtlama yükü, işverendedir. (Bkz. … Türk İş Hukukunda Haksız fesih 1. B, Eylül 2020, sf. 197-198.) Bu noktada işverenin hatırlatmasının ardından sadece bir kez görevi yapmama yeterli sayılmamalıdır. İşçinin görevi yapmama eylemi hatırlatmanın ardından da devamlılık arz etmelidir. Devamlılık gösteren görevi yapmama haklı sebep kabul edilmeli, ancak devamlılık göstermeyen görevi yapmama, işyerinde olumsuzluklara yol açmış ise, iş sözleşmesinin feshi geçerli sebep sayılmalıdır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi    Esas No. 2017/22156 Karar No. 2020/10256  Tarihi: 01/10/2020 l İŞÇİNİN...

Davacının iş akdinin feshine dayanak 25.09.2014 tarihli idari soruşturma raporu incelendiğinde davacıya isnat edilen eylemlerin “Güvenlik Görevlisi” olarak görev yapan davacının işini ihmaline ilişkin olmayıp genel olarak davacının hesabındaki hareketlere ilişkin olduğu, raporun 3. bölümünün 2. kısmı olan “Olayın Zarar Boyutu” başlıklı bölümde “Rapor konusu olaya ilişkin Banka zararının bulunmadığı” şeklinde bir tespit yapıldığı ve davacının “İşten Çıkarma” cezası ile cezalandırılmasının önerildiği görülmektedir. Davacının güvenlik görevlisi olup asli işinin bankacılık faaliyeti olmaması ve davacıya isnat edilmekle feshe dayanak yapılan eylemlerin, banka zararını oluşturacak haller olmadığı, banka zararının oluşmadığının feshe dayanak yapılan idari soruşturma raporunda da tespit edildiği, bu eylemlerin geçerli fesih sebebi oluşturabileceği ancak haklı fesih sebebi sayılamayacağı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatlarının kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17, 25 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2017/16227 Karar No. 2020/10443  Tarihi: 05/10/2020   ...

işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait alacağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır. Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/59 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi         Esas No. 2016/25585 Karar No. 2020/10638  Tarihi:...

İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32.maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür. 1475 sayılı Kanun döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 sayılı Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/32 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi               Esas No. 2017/16654 Karar No. 2020/10741  Tarihi: 06/10/2020 l ÜCRET...

Davalı işçi ücret alacaklarının ödenmemesi nedeniyle eylemli olarak iş akdini sona erdirerek işveren aleyhine icra takibi yapmıştır. Resmi kayıtlarda sigorta çıkışının 21.06.2013 tarihinde yapılması işyerinden daha evvel eylemli olarak ayrılarak icra takibinde bulunmasına engel teşkil etmeyeceği gibi Ağır Ceza Mahkemesinde ki ifadesinin resmi olarak sigortasının devam ettiğini belirtmek için söylediği de açıktır. Hal böyle olunca davalının ödenmemiş ücret alacağı bulunması nedeniyle eylemli olarak iş akdini feshetmesi nedeniyle kıdem tazminatına hak kazandığı ancak haklı nedenle de olsa işten kendisi ayrıldığı için ihbar tazminatına hak kazanamayacağı açıktır. Mahkemece yanılgılı ve çelişkili bir değerlendirme ile her iki alacağında reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2017/16872 Karar No. 2020/10868 Tarihi: 07/10/2020...

10 günlük süre kesinleşmeden değil, kesinleşmiş kararın tebliğinden itibaren başlar. İşçinin kesinleşen kararı kendi olanakları ile öğrenmesi yetmediği gibi kesinleşme de yetmemekte, kesinleşen kararın tebliğ edilmesi gerekmektedir. Zira burada yasa işçiye en geç ve şekli olarak başvuracağı süreyi düzenlemiştir. Somut olayda, işe iadeye ilişkin yerel mahkeme kararının kesinleşme şerhi 14.07.2014 olup; davacı işçinin işe iadeye ilişkin kararının Yargıtay tarafından 07.04.2014 tarihinde onandığı, 21.05.2014 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiğinin kabulü gerektiği ve davacı işçinin de 01.07.2014 tarihinde işe başlatılması talepli yazıyı işverene gönderdiği anlaşılmakla; 4857 sayılı Kanun’da işçinin işe iadesi için başvuru süresinin “kesinleşmiş mahkeme kararının tebliğinden” itibaren başlayacağı açıkça düzenlendiğinden,

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/21 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi        Esas No. 2016/25551 Karar No. 2020/11050 Tarihi: 07/10/2020 l İŞÇİNİN İŞE İADE DAVASI...

Hakim, tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.

1. Hukuk Dairesi         2019/3226 E.  ,  2020/6879 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar...

İtirazın iptali davalarında alacaklı, takipte dayanmadığı belgeler dışındaki başka belgelere dayanamaz. Şu durumda bizatihi kendisi bir borç sebebi ve dayanağı teşkil eden ancak takipte dayanılmayan genel kredi sözleşmesinin itirazın iptali davasında kullanılması davanın yukarıda açıklanan niteliği ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca takip talebinde “kredi kartı üyelik sözleşmesi, ihtarname ve hesap özeti” yazmakta olup, ihtarname takip talebine eklenmiş ise de ihtarnamenin amacının genel olarak borcun varlığına delalet etmeyip, borçluyu temerrüde düşürmekten ibaret olduğu cihetle itirazın iptali davasında takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılığın asıl olmasına göre kaynak belgeye (temel alacak-sözleşme) itibar edilmesi gerekmektedir.

Hukuk Genel Kurulu         2017/2076 E.  ,  2020/117 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Denizli (Kapatılan)...

ARA DİNLENMESİ ara dinlenme 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az onbeş dakika, dört saatten fazla ve yedibuçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedibuçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Uygulamada yedibuçuk saatlik çalışma süresinin çok fazla aşıldığı günlük çalışma sürelerine de rastlanılmaktadır. 4857 sayılı Kanun’un 63. maddesi hükmüne göre, günlük çalışma süresi onbir saati aşamayacağından, 68. maddenin belirlediği yedibuçuk saati aşan çalışmalar yönünden en az bir saatlik ara dinlenmesi süresinin, günlük en çok onbir saate kadar olan çalışmalarla ilgili olduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla günde onbir saate kadar olan (onbir saat dahil) çalışmalar için ara dinlenmesi en az bir saat, onbir saatten fazla çalışmalarda ise en az birbuçuk saat olarak verilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/63 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2020/3062 Karar No. 2020/11095  Tarihi: 08/10/2020 l ARA DİNLENMESİ ÖZETİ ara...

İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Kanunda gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmedilemez. Alacağın likit olması şartıyla itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir. İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söz konusu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/21   T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2017/16881 Karar No. 2020/11148  Tarihi: 08/10/2020 l İCRA İNKAR TAZMİNATI...

4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtilen unsurları taşımayan alt işveren uygulaması, fesih için geçerli sebep kabul edilemez. 4857 sayılı Kanun’da yardımcı işlerin alt işverene verilmesinin herhangi bir şarta bağlanmaması sebebiyle, bu nevi işlerin muvazaa olmaması kaydıyla alt işverene devri sebebiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi hâlinde, feshin geçerli sebebe dayandığı kabul edilebilir. Buna karşılık, 6. fıkra gereğince, asıl işin bir bölümünde işletme ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işler alt işverene devredilebilecektir. Anılan düzenlemede baskın öğe, “teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren” işlerdir. Başka bir anlatımla işletmenin ve işin gereği ancak teknolojik sebepler var ise gözönünde tutulur. Dolayısıyla, sözkonusu hükümdeki şartlar gerçekleşmeden asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi hâlinde, asıl işveren – alt işveren ilişkisi geçersiz olacağından iş sözleşmesinin feshi de geçersiz olacaktır.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/2 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi   Esas No. 2020/3141 Karar No. 2020/11157 Tarihi: 08/10/2020 l MUVAZAALI ASIL İŞVEREN...

Davacı işçi garanti ücret ve sürekli bahşiş uygulamasının olduğu işyerinde çalışmaktadır. Bahşiş adı altında yapılan ödeme ücret mahiyetindedir. Mahkemece, davacının süreklilik arz ettiği anlaşılan bahşiş gelirinin çıplak ücrete katılmaması hatalıdır. Mahkemece bahşiş geliri nedeniyle fazla mesai alacağına esas ücret 0,5 katsayısı ile çarpılmış ise de işverence ödenen ücretin 1,5; ücrete eklenecek bahşiş kısmının ise 0,5 ile çarpılarak sonuca gidilmesi gerekmektedir.

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/32, 41 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi             Esas No. 2016/21737 Karar No. 2020/11207 Tarihi: 08/10/2020 l BAHŞİŞİN ÜCRET OLDUĞU...

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, davacı ücreti net 2.300,00 TL olduğu, davacının yemek ve servis hizmetinden yararlandığı da dikkate alınarak takdiri olarak bilirkişi tarafından yemek ve yol ücreti eklenerek giydirilmiş ücret bulunmuştur. Giydirilmiş ücretin tespitinin davacıdan şu durumda beklenemeyeceği, ücrette belirsizlik olduğu açıktır. Öyle ise davanın belirsiz alacak davası olarak kabulünün yerinde olacağı ve bozmadan sonra davacının taleplerinin artırabileceği sonucuna ulaşılacaktır. Davacının bozmadan sonra talep artırım dilekçesi verdiği ve tamamlama harcı yatırmak suretiyle taleplerini artırdığı görülmektedir. Ancak mahkemece hatalı değerlendirme ile talep artırımının ıslah olarak kabul edilmesi ve artırılan miktarların reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.

İlgili Kanun /Madde 6100 S. H07K/17 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi  Esas No. 2018/7888 Karar No. 2020/11448 Tarihi: 12/10/2020 l BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAN...

İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanama-yacaktır. Ancak belirtelim ki, işyerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de iş yerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de iş yerinin bütününü sevk ve idare edenlerin anılan anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İş yerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, iş yerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, iş yerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/21 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi  Esas No. 2020/3073 Karar No. 2020/11570 Tarihi: 13/10/2020 l İŞ GÜVENCESİ KAPSAMINA GİRMEYEN...

1475 sayılı Yasanın 14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin işverene ait işyerinde en az bir yıl çalışmış olması gerekir. Kıdem tazminatına hak kazanma noktasında en az bir yıllık çalışma yönünde yasal koşul, İş Kanunu sistemi içinde nispi emredici bir hüküm olarak değerlendirilmelidir. Buna göre toplu ya da bireysel iş sözleşmeleri en az bir yıl çalışma koşulu işçi lehine azaltılabilecektir. İşçinin işyerinde fiilen çalışmaya başladığı tarih en az bir yıllık sürenin başlangıcıdır. Tarafların iş ilişkisi kurulması yönünde varmış oldukları ön anlaşma bu süreyi başlatmaz. Yine iş sözleşmesinin imza tarihi yerine, fiilen iş ilişkisinin kurulduğu tarih, tazminatına hak kazanma ve hesap yönünden dikkate alınması gereken süreyi başlatacaktır. İşçinin çıraklık ilişkisinde geçen süreler de kıdem tazminatına esas alınacak süre yönünden değerlendirilemeyecektir. Buna karşın deneme süresi, kıdem süresine eklenir.

İlgili Kanun / Madde 1475 S. İşK/14 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/27098 Karar No. 2020/11592 Tarihi: 13/10/2020 l KIDEM TAZMİNATI l KIDEM SÜRESİ...

Davacı işçi kesinleşen işe iade sonrasında yasal süresinde işe başlamak için başvuruda bulunmuş, davalı işveren bu arada işyerinin kapatıldığını ileri sürerek Samsun’da bulunan eski işyeri yerine Isparta’da kurulu işyerinde işe başlamak üzere davet edilmiştir. Davacı işçi Mahkeme ilamında geçen eski işyerine iadesi gerekirken başka bir yer gösterilmesi işe başlatma mahiyetinde değerlendirilemez. Eski işine başlatılmayan davacı işçinin boşta geçen süre ücreti yanında işe başlatmama tazminatına da hak kazandığı kabul edilmelidir. Mahkemece boşta geçen süreye ait ücret ile dört aylık süre ilavesiyle kıdem tazminatı farkı hüküm altına alındığı halde, işe başlatmama tazminatı isteğinin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/21 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2017/16518 Karar No. 2020/11652 Tarihi: 13/10/2020 l İŞÇİNİN KESİNLEŞEN İŞE İADE DAVASI...

2004 sayılı Kanun’un 194. maddesinde ayrık tutulan “Müstacel haller” den maksat, acele görülmesi gereken ve durduğu takdirde verilecek hükmün faydasız kalacağı gerçeğidir. Bu davalarda hakim takdir hakkını kullanarak müstaceliyet kararı vermek suretiyle yargılamaya devam eder. İşçinin alacaklı olduğu iş hukukuna ilişkin bir dava, işçinin sosyal durumu itibarıyle 2004 sayılı Kanun’un 194. maddenin gayesine uygun görülerek acele işlerden sayılmalı ve ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeksizin yargılamaya devam edilmelidir. Bunun yanında kanunun lafzına göre davacıların müflise karşı davaya devam edeceği izlenimi hasıl olmakta ise de masaya dahil mal ve haklar bakımından muflisin yetkisiz kalması keyfiyeti, kendisinin, müstacel de olsa bu davalara taraf olmaya devam etmesine manidir. Bu durum karşısında birinci alacaklılar toplantısı yapılmış ve iflas idaresi teşekkül etmişse, müstacel davalar ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden iflas idaresine karşı; birinci alacaklılar toplantısı henüz yapılmamış ve işin müstaceliyeti icabı iflas idaresinin seçimini dahi beklemeye durum müsait değilse, bu takdirde iflas idaresi muflisin yerini alarak davaya iflasın açılmasından önce davanın görüldüğü iş mahkemesinde devam olunur. Böylece işçinin alacağının tahsili amacıyla iş mahkemesinde açılan davadan sonra işverenin iflasına karar verilmesi mahkemenin görevini etkilemez ise de, işveren muflisin yerine geçecek olanı etkiler.

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/32 2004 S. İİK/194 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/27621 Karar No. 2020/11778 Tarihi: 14/10/2020 l İFLASIN İŞÇİ...

Finans şirketine mahkememizce yazılan yazıya verilen cevapta davacının 01.06.2015 tarihinde işe başladığının ve görüşme tarihinin 29.04.2015 olduğunun belirtildiği anlaşılmış olup, davacının yasal koşullara sahip olmasına rağmen, önce iş bulduğu, daha sonra ise iş sözleşmesini yaş hariç emeklilik koşullarını taşıdığı gerekçesi ile feshettiği, davacının Medeni Kanunu’nun 2. maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 23. maddesi düzenlemesi karşısında fesih hakkını dürüstlük kuralına uygun kullanmadığı, hakkın kötüye kullanımını hukukun korumayacağı gerekçesiyle kıdem tazminatı talebi reddedilmiştir. Davacının, yasadan doğan emeklilik hakkını kullanmak amacıyla iş sözleşmesini feshetmesi hakkın kötüye kullanılması sayılamayacağından, Mahkemece, kıdem tazminatı talebinin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İlgili Kanun / Madde 1475 S. İşK/14   T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/26168 Karar No. 2020/11793 Tarihi: 14/10/2020 l İŞÇİNİN ÖNCE İŞ...

5510 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde İş kazasının 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5 nci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği bildirilmiştir. Somut olayda iş kazası olduğu iddia olunan olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği ve iş kazası yönünden bağlanan bir gelirin de bulunamadığı anlaşılmış olup, söz konusu hüküm, bu yönleri ile usul ve yasaya aykırıdır. Yapılacak iş, davacılara iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için önel verilmesi, tespit davası, bu dava için bekletici sorun yapılarak çıkacak sonuca göre; olayın Kurumca iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde ise davacının, geçirdiği iş kazasına ilişkin tüm tıbbi evraklar temin edildikten sonra, davacılara kurum tarafından bu kaza olayından dolayı gelir bağlanıp bağlanmadığı sorulduktan sonra bağlanmış ise bu gelirlere ilişkin ilk peşin sermaye değerleri dosyaya celp edilerek çıkacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir. Bölge Adliye Mahkemesince, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmektedir.

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SSGSKK/13 T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas No. 2020/7591 Karar No. 2020/4753 Tarihi: 22/09/2020 l İŞ KAZASININ KURUMA BİLDİRİLMEMİŞ...

idari para cezasının, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu tüzel kişilik hakkında düzenlenmesi nedeniyle, temsil ve ilzama yetkili kişi sıfatı ile hareket edenlerin şahsen sorumlu tutulamayacağı dikkate alınmalı, buna göre, Mahkemece, öncelikle, Kurum tarafından bizzat davacıya yönelik olarak ve onun adına düzenlenen idari para cezası kararı bulunup bulunmadığı araştırılarak, varlığı halinde, 5510 sayılı Yasanın 102. maddesi uyarınca başlatılmış prosedürün bulunup bulunmadığı irdelenmeli, prosedür işletilmiş (süresinde dava açılmış veya kuruma itiraz edilmiş) ise, idari para cezasının kesinleşmesi olgusu bekletici sorun yapılarak idari para cezalarının kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli, yapılacak araştırma sonucu, davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararının bulunmadığının belirlenmesi halinde ise, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu tüzel kişilik hakkında düzenlenen idari para cezasından davacının şahsen sorumlu olmayacağı gözetilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SSGSKK/102 T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi    Esas No. 2020/2307 Karar No. 2020/4606 Tarihi: 21/09/2020 l SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TARAFINDAN...

Davacı, davalı ile aralarında düzenlenen devre tatil sözleşmesinin iptalini istemiş ve ödediği bedelin iadesini talep etmiştir. HUMK 12/1 maddesi kapsamında taşınmazın üzerindeki ayni hakka ilişkin bir dava yoktur. Davada tüketicinin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Mahkeme işin esası incelenerek sonuca uygun karar vermesi gerekirken, olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/10184 E.  ,  2020/8352 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ Taraflar arasındaki gayrimenkul satış sözleşmesinin iptali ve istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması...

5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlığını taşıyan 34. maddesinde, sigortalının evli olmayan, boşanan, dul kalan kızlarına ölüm aylığı bağlanabilmesi, bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olma koşullarına bağlanmış, “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddede ise bu Kanuna göre bağlanacak aylık ve gelirlerin birleşmesi durumunda, hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından bağlanacak aylığının bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Belirtilen açıklamalar ışığında dava dosyası incelendiğinde, babası üzerinden aylık alma açısından hakkı doğuran olay eşinin vefat ettiği tarih olacağından, söz konusu tarihteki (17.3.2018) ilgili mevzuatın yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca davacının çift aylığa hak kazanamadığı belirgindir.

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SSGSKK/54 T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi    Esas No. 2020/2445 Karar No. 2020/4535 Tarihi: 17/09/2020 l ÖLÜM AYLIĞININ PAYLAŞTIRILMASI...

Yöntemince düzenlenip süresi içinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya koyulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Kanunun 79/8.maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, aynı zamanda sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında, adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa’nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hâkim, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını resen belirlemelidir

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SSGSKK/80 T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi  Esas No. 2019/6177  Karar No. 2020/4489 Tarihi: 16/09/2020 l SİGORTALILIK BAŞLANGIÇ TESPİTİ l İŞE...

Eldeki davada, davalı tarafın harçtan muaf olması nedeniyle, davanın davacı lehine sonuçlanması halinde, mahkemece peşin alınan karar ve ilam harcı davacıya iade edilecek ve bu durumda davacının harç ödeme yükümlülüğü bulunmayacaktır. Davanın kısmen veya tamamen reddi halinde ise, alınması gereken karar ve ilam harcı maktu red harcından daha fazla olamayacaktır. Bu nedenle, Harçlar Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca, “karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir” hükmü uyarınca sonuçta burada alınması gereken harç maktu olup, nispi olmadığından alınacak peşin harç miktarı da en fazla maktu harç miktarı kadar olabilecektir.

Hukuk Genel Kurulu 2010/10-550 E., 2010/561 K. HARÇTAN MUAFİYET MAKTU HARÇ NİSPİ KARAR VE İLAM HARCI VEKALET ÜCRETİ   492 S. HARÇLAR KANUNU [ Madde 1...

TBK‘nun 12/1 maddesi uyarınca; Sözleşmenin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir. Bilindiği gibi her türlü irade beyanı bir şekil içinde ortaya çıkar. İrade beyanının sonuç doğurması için ya taraflarca belirli şekilde yapılması kararlaştırılır ya da kanun belli bir şekil öngörmüş olabilir. TTK ‘da şekil serbestisi hakim olmakla tedavül güvenliği bakımından, kıymetli evrakta bulunması gereken tüm şekil şartları kanunda gösterilmiştir. TTK 671, 776 ve 780 maddelerine bakıldığında kambiyo senetlerinin sıkı şekil şartlarına tabi kılındığı görülmektedir. Dolayısıyla tarafların olası iradelerinin bir önemi bulunmamaktadır. Senedin kambiyo senedi olarak kabul edilmesi TTK ‘daki şartların mevcudiyetine bağlı olup, şekli unsurların eksikliği durumunda, senet kambiyo senedi vasfına haiz olmayacaktır.

12. Hukuk Dairesi         2020/166 E.  ,  2020/7411 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince...

11. Hukuk Dairesi         2020/4656 E.  ,  2020/3913 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.01.2016 tarih...

kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekir. Aksi takdirde yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiil, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 688/6 ve 689/4. (6102 sayılı TTK’nin 776, 777. md.) maddeleri uyarınca bonoda tanzim yerinin yazılı bulunması zorunludur, tanzim edildiği yer gösterilmeyen bir bono tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde tanzim edilmiş sayılır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun bu kararında belirtildiği üzere, düzenleme (keşide) yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve başka yerleşim yerlerini çağrıştırmayacak biçimde açık, net ve herkes tarafından anlaşılabilir şekilde gösterilmesi gerekir. Dosya içerisinde bulunan yırtılmış bono parçaları bir araya getirilerek üzerinde heyetçe yapılan gözlemde suç konusu senette keşide yeri olarak hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim yerinin belirtilmediği, düzenleyenin ismi altında “… şeklinde gösterilen adresin de hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim adını ifade etmediği, bu nedenle belgenin bono vasfını taşımadığı anlaşılmakla; bononun özel belge niteliğinde olacağı ve sanığın eyleminin TCK’nin 208/1. maddesinde düzenlenen özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemeye teşebbüs suçunu oluşturacağı gözetilmeden, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemeye teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

11. Ceza Dairesi         2020/2208 E.  ,  2020/5756 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizlemeye teşebbüs HÜKÜM :...

Bono şarta bağlı olarak düzenlenmez…..Somut olayda, alacaklının 15.10.2018 tarihli cevap dilekçesinde; “..Bu senedin Hisse Devir Protokolü’nün 6. maddesine istinaden Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü ile … Ltd. şirketi arasındaki kira sözleşmesinin yenilenmesine müteakip derhal ödenmesi hususunda anlaştıkları, … Limited Şirketi dolayısıyla şirket ortakları olan borçluların kurumla 03.03.2018 tarihinde yeni kira sözleşmesini imzaladıkları, bu sebeple davaya konu senetle ilgili alacağın muaccel hale geldiği” şeklindeki beyanı dolayısıyla takibe konu senedin şarta bağlı olarak verildiği hususunun alacaklının kabulünde olduğu görülmüştür. Buna göre senedin tahsili şarta bağlandığından, 6102 Sayılı TTK.’nun 776/1. maddesinin (b) bendinde yer alan kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi unsurunu içermediğinin ve dolayısıyla bono vasfında olmadığının kabulü gerekeceğinden anılan senede dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılamaz. O halde ilk derece mahkemesinin kararı yerinde olduğundan bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

12. Hukuk Dairesi         2020/1031 E.  ,  2020/8802 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı...

Davacı vekili dava dilekçesinde, öncelikle davalı hakkında yapılan icra takibine yapılan itiraza ilişkin olarak itirazın iptalini talep ve dava etmiş, talep sübut bulmadığı takdirde ise genel hükümlere göre alacak davası olarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HMK’nın 111. maddesinde  davacının aynı davalıya karşı birden fazla talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebileceği belirtilmiştir. Oysa dava konusu uyuşmazlıkta davacının tek bir talebi vardır, o da alacağın tahsili yönündedir. İtirazın iptali davaları İİK’nın 67. maddesi hükmünde düzenlenmiş olup ayrı bir usul ve esasa dayalı kendine özgü bir dava türüdür. Davacı alacaklı, aynı dava dilekçesinde hem itirazın iptali davası hem de genel hükümlere dayalı alacak davası olarak istemde bulunamaz. Mahkemece öncelikle davacı vekiline hangi dava yolunun seçildiğine dair bir açıklama yaptırılarak HMK  31. madde uyarınca davanın aydınlatılması gerekir. Davacı tarafından hangi dava yolunun seçildiği açıklandıktan sonra, bu dava türüne göre yargılama yapılıp karar verilmesi gerekirken, hem itirazın iptali davası hakkında hem de alacak davası hakkında ayrı ayrı karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle istinaf mahkemesi hükmünün BOZULMASINA, dosyanın Antalya BAM 3. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

11. Hukuk Dairesi         2020/2591 E.  ,  2020/4364 K. MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.01.2017...

Somut olayda, takip dayanağı bonoda, “tediye tarihi” başlığı altında 01/04/2017 tarihinin yazıldığı, bononun metin kısmında ise ödeme tarihi olarak 15/05/2017 tarihinin yazılı olduğu, bu haliyle de söz konusu senedin çift vade taşıdığı görülmektedir. Hukuk Genel Kurulu’nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-5 sayılı kararı ile benimsendiği üzere; İİK.nun 170/a-2.maddesi gereğince, takip dayanağı bononun çift vade taşıması sebebi ile bono vasfında olmadığından Bölge Adliye Mahkemesince re’sen nazara alınarak takibin iptaline karar verilmiş ise de, ilk derece mahkemesinin takibin durdurulmasına ilişkin kararına karşı, istinafa başvuranın alacaklı olduğu hususu dikkate alınarak, daha aleyhe bozma yasağı değerlendirilmeden karar verilmesi isabetsizdir. Kabule göre de; takibin iptali kararının yasal dayanağının İİK.nun 170/a maddesi olduğundan ve bu maddede tazminat öngörülmediğinden borçlu yararına tazminata ve para cezasına hükmedilmemesi yerindedir

12. Hukuk Dairesi         2020/2516 E.  ,  2020/10070 K. MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen...

Bonoda çift vade …….Takip dayanağı senedin düzenlenme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nin 778. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 703. maddesine göre, çift vadeli olarak düzenlenen senetler, bono vasfında sayılamaz. Somut olayda borçlu keşidecinin ödeme beyanı lehtara karşı olup, takip alacaklısına karşı herhangi bir ödeme defi bulunmadığından İİK’nin 170/a-son maddesinin uygulanma yeri olmayıp, takip dayanağı 07/09/2017 düzenlenme tarihli bonoda “ödeme günü” kısmında “01/02/2018” tarihinin yazılı olduğu, senet metninde ise vadenin “BİR OCAK İKİBİNONSEKİZ” olarak gösterildiği, bu haliyle bonoda çift vade olduğu anlaşılmakla, bu hususun mahkemece re’sen gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekir. O halde, ilk derece mahkemesinin takibin iptaline ilişkin kararı yerinde olup, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

12. Hukuk Dairesi         2020/3717 E.  ,  2020/11290 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince...

Kira sözleşmesi yapılmış olsa da, işletme ruhsatı devredilmediği sürece, trafik cezalarının ve hasarın davalı adına işlenmesi doğaldır. Taraflar arasında hasılat kirasına yönelik bir anlaşma olsa dahi, gerçek fiili durum hasılat kirasıyken, araç sahibinin işletme ruhsatını devretmemesi uygulamada mümkündür. Sırf işletme ruhsatının devredilmemiş olması, o ilişkiyi hasılat kirası olmaktan çıkarmayacağı gibi, bu ve benzeri durumlarda trafik cezalarının kimin adına kesildiği de kanımızca taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini etkileyebilecek esaslı unsurlardan değildir. Bu tür özellikler, ancak yardımcı ve destekleyici ölçüt olarak kullanılabilir

İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/8 5362 S. ESK/2 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2016/27852 Karar No. 2020/11930 Tarihi: 14/10/2020 l KİRA SÖZLEŞMESİ...

Mahkemeninde kabulünde olduğu üzere iş sözleşmesi, davalı karşı davacı işçinin haklı feshi ile sona ermiştir. İş sözleşmesi işçi tarafından haklı nedenle feshedildiğine göre, davacı karşı davalı işverenin talep ettiği ihbar tazminatının reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalıdır. 3-İşverenin işçiye kullandırdığı yıllık ücretli iznin hak edilenden fazla olduğu öne sürülerek karşılığında parasal iade talep etmenin yasal bir dayanağı yoktur. Bu nedenle davacı karşı davalı işverenin davalı karşı davacı işçiye fazladan kullandırdığı 6 gün için talep ettiği alacağın reddi gerekirken kabulü de ayrıca hatalıdır.

İŞVERENİN İŞÇİYE FAZLA İZİN KULLANDIĞINI İLERİ SÜREREK FAZLADAN KULLANILAN İZNİN PARASAL KARŞILIĞINI İSTEYEMEYECEĞİ İlgili Kanun /Madde 4857 S. İşK/59 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi...

İş kazasının varlığı için ilgili kişinin sigortalı olması, kazaya uğraması, kaza karinesinin varlığı ve kaza ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda somut olayın iş kazası olup olmadığını incelemek açısından nedensellik bağının üzerinde durulması gereklidir. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay’ın önceki kararlarında da benimsediği görüşe göre, kusura dayanmaktadır. Türk Hukuk Sistemi uyarınca, özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Bu durumda, işverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa işverenin sorumluluğundan söz edilemez.

İŞ KAZASININ TANIMI İlgili Kanun /Madde 6098 S. TBK/59 5510 S. SGGSK/13 T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas No. 2019/21-389 Karar No. 2020/120 Tarihi:...

Scroll to top