“ANKARA KAHVE FESTİVALİ” şeklinde ön plana çıktığı, bu ibareyi gören ortalama düzeydeki tüketici kesiminin bu ibareyi kahve konusunda sosyal ve kültürel bir tanıtım yada festival yerini gösteren bir işaret olarak algılayıp “Ankarada yapılacak kahve festivali” şeklinde bir algı oluşacağı, dolayısıyla bu ibarenin markanın tanımında yer alan “bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması” koşulu sağlanmadığından somut ayırt edicilik taşımamaktadır.

11. Hukuk Dairesi         2020/2320 E.  ,  2021/3977 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04.12.2017 tarih ve 2016/420 E- 2017/455 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 05.03.2020 tarih ve 2019/48 E. – 2020/330 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yapmış olduğu 2015/98321 başvuru nolu “ANKARA KAHVE FESTİVALİ” markasının reddedildiğini, YİDK kararında 556 s. KHK’nın 7/1 -c bendi ve 7/1 -a bendi olarak, tanımlayıcılık ve ayırt edici nitelikten yoksunluk olarak gösterildiğini, markanın benzer logo ve aynı işlev ile müvekkili şirketçe özdeşleşmiş biçimde kullanılıyor olmasının, ayırt ediciliğinin yüksek olduğunun ispatı olduğunu, başvuruya konu marka içeriğinde “Ankara” sözcüğünün geçiyor olmasının tek başına başvurunun reddine gerekçe gösterilemeyeceğini, dava konusu başvurunun kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, İstanbul Coffee Festivali’nin, daha önce başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından gerçekleştirilmediğini ve etkinliğin müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, müvekkili şirketin “İstanbul coffee festival” ve diğer tescilli markaları ile her yıl birçok firma ve yüzlerce kişinin katılımı ile organize edilen başarılı bir etkinliği yarattığını ve geliştirip kitlelere ulaştırdığını, anılan marka adlarının, müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, davalı Enstitünün, davacının “Ankara kahve festivali” marka başvurusunun reddinin “Ankara kahve festivali” kullanılarak 3. kişiler tarafından düzenlenme riski bulunan etkinlik karşısında müvekkilini maddi kayba uğratabileceği gibi saygınlığını yitirmesine de sebebiyet verebileceğini ileri sürerek TPE YİDK’nın 2016-M-8823 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvurunun “ANKARA KAHVE FESTİVALİ” şeklinde ön plana çıktığı, bu ibareyi gören ortalama düzeydeki tüketici kesiminin bu ibareyi kahve konusunda sosyal ve kültürel bir tanıtım yada festival yerini gösteren bir işaret olarak algılayıp “Ankarada yapılacak kahve festivali” şeklinde bir algı oluşacağı, dolayısıyla bu ibarenin markanın tanımında yer alan “bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması” koşulu sağlanmadığından somut ayırt edicilik taşımadığı, 556 sayılı KHK’nın 7/1-a bendi kapsamında reddi konusundaki YİDK kararının yerinde ve doğru olduğu, diğer yandan başvuru ibaresi kapsamında belirtilen 35 ve 41. sınıftaki hizmetlerin tanımlayıcı vasfı bulunduklarından 556 sayılı KHK’nın 7/1-c bendi kapsamındaki YİDK kararının da yerinde olduğu, diğer yönden başvuru ibaresinin kullanım sonucu ayırt edicilik kazanılarak marka hakkının elde edildiği konusunda yeterli delil ve belge sunulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22.04.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: