Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesindeki yüzde on ile yüzde yirmi oranlarının belirleneceği ‘‘müddeabihin’’ davada harcı yatırılan değer, başka bir ifade ile harçlandırılmış olan dava değeri olarak kabulü gerekir. Her ne kadar sözü edilen hükümde ‘‘ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri’’nden bahsedilmekte ise de; bu ifadenin ‘‘müddeabihin değeri’’ olarak yorumlanması ve kabul edilmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşik uygulama ve içtihatlarıyla benimsenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu         2018/940 E.  ,  2021/350 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı aleyhine Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasını davalının vekili olarak mesleki bilgi ve birikimi ile gerekli özeni göstererek takip ettiğini, 24.07.2008 tarihinde 2003/377 E., 2008/259 K. numarası ile davalı lehine sonuçlanan davada kararın 14.07.2010 tarihinde kesinleştiğini, karar kesinleştiği hâlde davalının bu davaya ilişkin vekâlet ücretini ödemediğini, müvekkilinin davalıya duyduğu güven nedeniyle yazılı vekâlet sözleşmesi imzalamadığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla akdi vekâlet ücreti alacağından şimdilik 50.000TL’nin 14.07.2011 tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacı vekili 12.03.2013 harç tarihli ıslah dilekçesinde; kısmi alacak davası şeklinde açtığı davasını kısmi eda ile birlikte külli tespit davası olarak ıslah ettiğini belirterek faizin başlangıç tarihinin 14.07.2010 olarak değiştirilmesini, alacaklı olduğu miktarın 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tespitini, tespit edilen alacağından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000TL’sinin 14.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ilgili Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/377 E., sayılı davasında iki davalının vekili olduğunu, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince her iki müvekkilin vekâlet ücretinden müteselsilen sorumlu olduğunu, müteselsil sorumluluk gereği huzurdaki davanın diğer müvekkil …’ye ihbar edilmesi gerektiğini, davacının davanın devam ettiği yedi yıl süresince müvekkili ile yazılı ücret sözleşmesi yapmadığını, davanın konusu olan Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/377 E., sayılı tapu iptali tescil davasında asıl dava değerinin 2.000TL, birleşen dava değerinin de 7.000TL olarak gösterildiğini ve bu değerin taraflarca tezyit edilmediği (arttırılmadığı) gibi yapılan keşifte de herhangi bir değer tespitinde bulunulmadığını, avukatlık ücretinin dava değeri üzerinden tespit edilmesi gerektiğini, davacının taşınmazın değeri üzerinden avukatlık ücreti talep edemeyeceğini belirterek davanın …’ye ihbar edilmesini, yazılı bir anlaşma olmadığından asgari ücret tarifesine göre dava değeri üzerinden ödenmesi gereken vekâlet ücretinin maktu 500TL olarak hükmedilmesini, kalan kısmın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
7. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.07.2013 tarihli ve 2011/432 E., 2013/332 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında yazılı avukatlık sözleşmesinin bulunmadığı, tapu iptali tescil davasında dava değerinin 2.000TL gösterildiği ve bu miktar üzerinden kararın kesinleştiği, davacının kesinleşen dava dosyasında davalı – karşı davacı vekili olarak karar kesinleşene kadar gerçek dava değerinin belirlenmesi ve buna göre harcın tamamlanması için hiçbir beyan ve talebinin olmadığı, hakkaniyet gereği vekâlet ücretinin kararın kesinleştiği tarihte taşınmazın rayiç değeri üzerinden avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlendiği, kısmi ıslah niteliğinde olan ıslah talebi de dikkate alınarak davanın kabulüne, davacının vekâlet ücreti alacağının 79.153,16TL olduğunun tespitine, taleple bağlı kalınarak 50.000TL vekâlet ücretinin 14.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.10.2014 tarihli ve 2014/6468 E., 2014/33394 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davacının, avukat olarak takip ettiği Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/26 esas sayılı dosyada dava değeri 7.000 TL olarak gösterilmiş, bu dosyanın birleştiği Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/377 esas sayılı dosyada asıl davada harca esas değer 2.000 TL karşı davada 30.000 TL olarak gösterilmiştir. Dava değerlerinin ıslah edilmediği taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Mahkemece, davacı avukatın harcı yatırılmış değerler üzerinden avukatlık ücreti talep edebileceği kabul edilerek hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.10.2015 tarihli ve 2015/304 E., 2015/411 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçelerinin yanında Avukatlık Kanunu 164. maddesi ve hakkaniyet kuralı ile sonuca varıldığı, avukat ile müvekkili arasında yazılı vekâlet sözleşmesi bulunmadığında, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde harcı yatırılmış bedel baz alınarak vekâlet ücreti hesaplanacağına dair Avukatlık Kanunu ve Harçlar Kanunu’nda herhangi bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında yazılı avukatlık ücret sözleşmesinin bulunmadığı olayda, davacı avukatın davalının vekili olarak takip ettiği tapu iptali ve tescil davası yönünden davalıdan isteyebileceği akdi vekâlet ücretinin dava değeri olarak harçlandırılan değer üzerinden mi, yoksa mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle dava konusu taşınmazın rayiç bedeli üzerinden mi hesaplanacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesi ve avukatlık ücretine ilişkin düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
14. Borç ilişkisi alacaklı ile borçlu arasındaki ilişki olup, hukuki işlemden doğabileceği gibi doğrudan doğruya kanundan da doğabilir. Hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukuki ilişki meydana getirir, bu ilişkiye “sözleşmeye dayalı=akdi ilişki” denir. Doktrin ve uygulamada sözleşme yerine “akit”, “mukavele” veya “bağıt” kelimeleri de kullanılmaktadır.
15. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Bu noktada incelenmesi gereken vekâlet sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386 vd., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) ise 502 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
16. Dava konusu somut olayda uygulanması gereken BK’nın 386. maddesinin birinci fıkrasında vekâlet sözleşmesi; “Vekalet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.’’ şeklinde tanımlanmış; TBK 502. maddesinin birinci fıkrasında da, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak ifade edilmiştir.
17. Vekâlet sözleşmesi, diğer iş görme sözleşmelerinde olduğu gibi ve hatta onlardan daha da geniş ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır, vekilin borçlarını sadakat ve özenle ifa etmesi gerekir. Sadakat borcu, avukatın vekâletin ifası sırasında ve sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur.
18. Vekâlet sözleşmesinin özel bir türü niteliğinde olan avukatlık sözleşmesi, başka bir anlatımla avukat ile iş sahibi /müvekkili arasındaki hukuki ilişki özel kanun niteliğindeki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlendiğinden, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda öncelikle Avukatlık Kanunu, burada bir boşluk olması hâlinde de somut olayda uygulanması gereken ve dava tarihinde yürürlükte bulunan BK’nın vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri ile genel nitelikli hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur.
19. Avukatlık sözleşmeleri de vekâlet sözleşmelerinin bir görünümü olup, tarafları baroya kayıtlı avukat (vekil) ve iş sahibi (müvekkil) olan, avukatın bir hukuki yardımda bulunmayı taahhüt ettiği, iş sahibinin de bunun karşılığında bir ücret ödemeyi üstlendiği, iş görme borcu doğuran, tam iki taraflı bir sözleşme olarak tanımlanabilir (Kurtoğlu, T.:Akdi Vekalet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2016, s.24).
20. Öte yandan, avukatların avukatlık sözleşmesi ile yükümlendiği özen borcu genel bir vekâlet sözleşmesi için Borçlar Kanunu’nun öngördüğü vekilin özen borcuna göre daha ağır ve kapsamlıdır. Nitekim bu doğrultuda, Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesindeki “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” şeklindeki düzenleme de avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle öngörülmüştür. Avukatın, açıklanan mevzuat hükümleri ve taraf olduğu vekâlet sözleşmesi dairesinde üzerine düşen yükümlülükleri ifa etmemesinin sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği tartışmasızdır.
21. Avukatlık sözleşmesi, vekâlet sözleşmesinin özel bir türü olmakla birlikte avukatlık ücreti bu sözleşmeyi vekâlet sözleşmesinden ayıran en önemli unsur olup, avukatlık sözleşmesinde asıl olan vekâlet görevinin bir ücret karşılığında yapılmasıdır. Avukatlık ücretine ilişkin Avukatlık Kanunu’nun ‘‘Avukatlık ücreti’’ başlıklı 164. maddesinde;
‘‘Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.’’ hükmü bulunmaktadır.
22. Madde metninden de anlaşılacağı üzere avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır. Bunlar, avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan avukatlık ücreti ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına Tarife hükümlerine göre hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretidir.
23. Her iki ücretin kaynağı farklı olup, uygulama ve yargısal kararlarda bunlardan ilkine sözleşmeden doğduğu için “akdi vekâlet ücreti”, ikincisine ise kaynağını kanundan aldığı ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verildiği için “yasal vekâlet ücreti” ya da “karşı taraf vekâlet ücreti” denilmektedir.
24. Yasal (karşı taraf) vekâlet ücreti, bir davada avukatla temsil edilmesi koşuluyla yargılama sonunda haklı çıkan taraf lehine Tarife hükümlerine göre hükmedilen vekâlet ücretidir. Karşı taraf vekâlet ücreti, haklı olduğu davada kendisini mahkemeler önünde avukat ile savunmak zorunda kalan kişinin yapmış olduğu masrafın, haksız olan karşı taraftan alınarak zararın giderilmesini hedeflemektedir.
25. Akdi vekâlet ücreti ise, avukat ile müvekkili arasındaki sözleşmeden doğan ücret alacağı olup; avukat için verdiği hukuki yardımın karşılığı olarak öncelikle hak, iş sahibi bakımından ise bir borçtur. Akdi vekâlet ücretini belirlemede kural olarak serbesti söz konusu ise de, bu serbestinin kanun tarafından getirilen bazı sınırları vardır. Başka bir deyişle, taraflar avukatlık ücretini kanun koyucunun getirdiği sınırlar içinde serbestçe belirleyebilirler.
26. Tarafların avukatlık ücretini serbestçe belirleyebilmesinde “tavan sınır’’ Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin ikinci fıkrasında; avukatlık ücretine getirilen “taban sınır” ise 164. maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenmiştir.
27. Açıklanan yasal düzenleme ve tespitler doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesindeki yüzde on ile yüzde yirmi oranlarının belirleneceği ‘‘müddeabihin’’ davada harcı yatırılan değer, başka bir ifade ile harçlandırılmış olan dava değeri olarak kabulü gerekir. Her ne kadar sözü edilen hükümde ‘‘ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri’’nden bahsedilmekte ise de; bu ifadenin ‘‘müddeabihin değeri’’ olarak yorumlanması ve kabul edilmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşik uygulama ve içtihatlarıyla benimsenmiştir. Nasıl ki yargılama giderlerinden olan ve davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilen ‘‘karşı taraf vekâlet ücreti,’’ Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre harcın yatırıldığı değer üzerinden belirlenmekte ise, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesinde düzenlenen yüzde on ile yüzde yirmi arasında takdir edilecek akdi vekâlet ücretinin de, davanın müddeabihi, başka bir anlatımla davada harcın yatırıldığı değer üzerinden saptanması gereklidir.
28. Davacı avukatın sadakat ve özen yükümlülüğü gereğince basiretli davranarak müvekkili ile yazılı ücret sözleşmesi imzalamadığı, yüklendiği avukatlık görevinin kutsallığına yakışır biçimde gerekli dikkat ve özeni göstermek suretiyle avukatlık ücret sözleşmesini yazılı şekilde düzenlemediği, iş sahibini ödeyeceği akdi vekâlet ücreti konusunda bilgilendirmediği gibi, davanın dayanağı Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali tescil istemiyle harca esas dava değeri 2.000TL gösterilerek açılan ve mahkemece bu tutar üzerinden verilen kararın kesinleştiği davada doğruluk ve dürüstlük kuralı gereğince müddeabihin değeri konusunda müvekkilini uyarmadığı, davalı-karşı davacı vekili olarak davasını takip ettiği müvekkilinin menfaatlerini gözeterek tapusunun iptali istenen taşınmazların gerçek değerinin tespiti için mahkemeden talepte bulunmadığı, davada harca esas değer üzerinden noksan harcın tamamlattırılmasına yönelik itirazlarını bildirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda avukat olarak üzerine düşen edimlerini yerine getirmeyen davacının kendi kusurundan hak elde edemeyeceği açık olup; mahkemece davada talep edilen akdi vekâlet ücretinin, kanun yolu denetiminden geçerek 14.07.2010 tarihinde kesinleşen tapu iptali ve tescil davasındaki müddeabihin başka bir ifadeyle harçlandırılan dava değerinin üzerinden hesaplanması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacı avukatın vekil olarak müvekkilinin istek, irade ve talimatları yönünde hareket etmek zorunda olduğu, davalı-karşı davacı avukatı olarak takip ettiği davada dava değerini arttırmadığından, davada bildirilen dava değeri üzerinden avukatlık ücreti talep edebileceğini kabul etmenin, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesindeki hükme (davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktara) ve hakkaniyete uygun olmadığı, mahkemece hükmün kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri üzerinden Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesinde belirtilen orandan daha azına hükmedildiği belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. Diğer taraftan her ne kadar dava tarihi 27.10.2011 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 02.07.2015 olarak, karar tarihi de 22.10.2015 olduğu hâlde, gerekçeli kararda 12.10.2015 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu hususlar mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
31. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
32. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 25.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, taraflar arasında yazılı avukatlık ücret sözleşmesinin bulunmadığı davada, davacı avukatın davalının vekili olarak takip ettiği tapu iptali ve tescil ile tazminat davası yönünden davalıdan isteyebileceği akdi vekalet ücretinin dava değeri olarak haçlandırılan değer üzerinden mi, yoksa mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle dava konusu taşınmazın rayiç bedeli üzerinden mi hesaplanacağı noktasında toplanmaktadır.
Vekâlet sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386 ve devamı maddelerinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), m. 502. vd) düzenlenmiştir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan, Borçlar Kanunu’nun 386 maddesinin birinci fıkrasına göre “vekâlet bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği ifasını iltizam eyler.”
Bu düzenlemeden hareketle ve en basit hali ile vekâlet, vekile başkasının menfaatine ve iradesine uygun şekilde bir iş görme borcu yükleyen sözleşme olarak tanımlanabilir ( Tandoğan, H: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İstanbul 2010, C. 2, s. 355)
Taraflar arasında, Borçlar Kanunu hükümlerine tabi bir vekâlet ilişkisi yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine tabi “Avukatlık Sözleşmesi”nden doğan vekâlet ilişkisi de mevcuttur.
1136 sayılı Avukatlık Kanun’un “Avukatlık Sözleşmesinin Kapsamı” başlıklı 163. maddesi; “Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir.”
Anılan kanun maddesinde avukatlık sözleşmesinin bir tanımı yapılmamış ise de, açıklanan unsurlar dikkate alındığında avukatlık sözleşmesi; avukat ile iş sahibi arasında, avukatın hukuki yardımda bulunmayı üstlendiği, iş sahibinin de kural olarak yapılan iş karşılığında avukata ücret ödeme borcu altına girdiği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olarak tanımlanabilir.
Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları gerekir (Anayasa Mahkemesinin 03.03.2004 tarihli, 2004/8 E., 2004/28 K. sayılı kararı).
Avukatlık sözleşmesinin önemli bir unsuru olan avukatlık ücreti ise Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde düzenleme altına alınmış ve avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği belirtilmiştir.
Avukatlık ücret sözleşmesini düzenleyen 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi:
“Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmi beşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”
Avukatlık ücretinin kapsamı, Avukatlık Kanunun 164. maddesinin 1. fıkrasında “Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı ve değeri ifade eder.” şeklinde belirlenmiştir.
Avukatlık ücreti, hukuki yardım karşılığı iş sahibinden alınan (akdi) ücret (Av.K. m.163 ve m.164/4 gereği) ile karşı yandan alınan (yasal) ücretinin (Av.K.m. 164/5) toplamıdır.
Avukatlık ücretinin sınırı, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 1. Fıkrasında; “Avukatlık ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz.” hükmü gereği maktu ve nispi ücretler için alt sınır, Avukatlık Ücret Tarifesinde belirtilen maktu miktardır.
Üst sınır ise, nispi ücretler için, taraflar arasında yapılan sözleşmelerde (Av. K.m.164/2) % 25, sözleşme olmayan hâllerde Av. K. 164/4. maddesi gereği % 20 dir.
Anılan Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasında, avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hâllerde, vekâlet ücretinin nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Bu yasal düzenlemeye göre; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.
Somut olayda, Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/377 E. sayılı tapu iptal ve tescil davasında, davacı avukat, davalı- karşı davacı … vekili olarak davayı takip etmiş, dava 24.07.2008 tarihinde reddedilerek davalı lehine sonuçlanmış ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak 14.07.2010 tarihinde kesinleştir.
Taraflar arasında, yazılı avukatlık ücret sözleşmesi yapılmadığı, davacı avukata asıl dava ve karşı dava yönünden mahkemece tayin edilen avukatlık ücreti dışında davada yaptığı hukuki yardım nedeniyle başka ücret ödenmediği tarafların kabulündedir.
Davacı (avukat) vekildir, müvekkilinin istek, irade ve talimatları yönünde hareket etmek zorundadır. Davalı- karşı davacı avukatı olarak takip ettiği davada dava değerini artırmadığı bu nedenle davada bildirilen dava değeri üzerinden avukatlık ücreti talep edebilir demek yasanın açık hükmüne (davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktara) ve hakkaniyete uygun değildir.
Belirtilen yasal düzenlemeler, somut olgular ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece hükmün kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri üzerinden AV.K 164/ maddesinde belirtilen orandan daha aza hükmedilmiş ve davacının direnmeye onama talebi bulunması karşısında yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, davacının avukat olarak takip ettiği davada haçlandırılan dava değeri üzerinden avukatlık ücreti tayini gerektiği yönündeki sayın çoğunluğun kararın bozulması görüşüne katılamıyoruz.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: