Avukatlık sözleşmesinin haksız feshedildiğinin kabulü ile, sonuçlanmış-sonuçlanmamış tüm işlere dair yasal (karşı yan) vekâlet ücretinin hesaplanması ve bunun üzerinden davacının hissesine düşecek bedelin belirlenmesi gerekir. Hesaplanacak bu bedel üzerinden hakkaniyet indirimi yapılması ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesindeki açık düzenleme karşısında hukuka aykırı olacaktır.

Hukuk Genel Kurulu         2019/15 E.  ,  2020/749 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın düzeltilerek onanması kararına karşı davacı vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonunda Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince düzelterek onama kararı kaldırılarak mahkeme hükmü bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 05.11.012 havale tarihli dilekçesiyle; dava dışı avukat … ve avukat olan müvekkili arasında kurulan “…ve … Avukatlık Ortaklığı” ile davalı şirketin 08.10.2008 başlangıç tarihli avukatlık sözleşmesi imzaladığını, 02.01.2011 tarihinde yapılan yenileme ile de sözleşmenin 31.12.2011 tarihine kadar süreceğinin kararlaştırıldığını, davalı şirketin her iki avukata ayrı ayrı vekâletnameler verdiğini, işlerini özenli yapmalarına, büroda yeterli sayıda personel istihdam etmelerine rağmen, davalının 16.09.2011 tarihinde “sözleşmede vekil olarak yer alan avukatlar arasındaki ortaklığın sona ermesi” nedenini gerekçe göstererek sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, vekil olarak takip edilen icra ve dava dosyalarından doğan karşı taraf vekâlet ücreti olarak toplam 1.410.059,38TL vekâlet ücretinin ödenmesi için davalı şirkete ihtar gönderdiğini, davalı şirketin bu ihtara olumsuz cevap verdiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00TL vekâlet ücretinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 07.05.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 639.408,00TL’ye yükseltmiştir.
Davalı cevabı:
5. Davalı vekili 13.12.2012 havale tarihli cevap dilekçesiyle; sözleşme imzalanırken davacının kendilerini yanılttığını, … ve …Avukatlık Ortaklığı ile sözleşme kurulmasına rağmen böyle bir ortaklığın bulunmadığını sonradan öğrendiklerini, dava dışı Av. … ile birlikte davacıyı vekil olarak tayin ettiğini, bu iki avukat arasında sorun çıkması nedeniyle sözleşmeyi devam ettirmek istemediklerini, avukatlık sözleşmesinde sebep gösterilmeksizin müvekkiline fesih hakkı tanındığını, oysa kendilerinin gerekçe gösterdiklerini, davacının sözleşme devam ederken işler hakkında kendilerine rapor ve bilgi vermediğini, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini, sözleşmede avukatın kazanacağı ücretin açık olarak düzenlediğini, karşı taraf avukatlık ücreti dışında davacının herhangi bir talebinin olamayacağını, davacının haksız kazanç elde etmeye çalıştığını savunarak davanın reddine, HMK’nın 329. maddesi gereğince davacı ve vekilinin ayrı ayrı olarak 5.000,00TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ve 2012/347 E., 2014/397 K. sayılı kararı ile; sözleşmenin haksız feshedildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre taraflar arasındaki sözleşme gereğince azil tarihi (16.09.2011) itibariyle talep edilebilecek vekâlet ücretinin 1.278.817,06TL olduğu ancak sözleşmenin tarafı olan avukatlarca dosyalar için sarfedilen emek-mesai ve menfaat dengesi ile hakkaniyete göre belirlenen vekâlet ücretinin %30’unu talep edilebilecekleri, bu değerden davacının hissesine düşen miktarın 191.822,55TL olarak hesaplandığı, davacının davasını sözleşmeye dayalı tam ücretten hissesine düşen miktar üzerinden ıslah ettiği, oysa davacının sözleşmeye göre hesaplanan tam ücretten hissesine düşeni değil, hakkaniyete uygun olarak tarafların menfaat dengesine göre hesaplanan ve tam ücretin %30’u olarak kabul edilen miktar kadarını talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 191.822,55TL vekâlet ücreti alacağının haksız fesih tarihi olan 16.09.2011 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuş, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2016 tarihli ve 2015/11047 E., 2016/10364 K. sayılı ilk kararı ile; davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin sair temyiz itirazların reddiyle birlikte faizin ancak temerrüt tarihi olan 14.11.2011 tarihinden itibaren istenebileceği belirtilerek hüküm düzeltilmiş şekliyle onanmış, onama kararına karşı davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine ise 13.02.2018 tarihli ve 2016/16648 E., 2018/1677 K. sayılı kararı ile; “…1-Davacı, vekâlet ücreti alacağının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davacı, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini iddia etmiş, fesih tarihi itibariyle gerek sonlandırdığı gerekse fesih nedeniyle sonlandıramadığı tüm dava ve icra takip dosyalarından doğmuş ve doğacak karşı vekalet ücretlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ise sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini, sözleşmenin 5. maddesine göre, tarafların herhangi bir neden belirtmeden diledikleri tarihte sözleşmeyi sona erdirme hakkına sahip olduğunu savunmuştur. Mahkemece, bilirkişiden rapor alınmış ve bu rapor hükme esas alınmak suretiyle, neticede fesih haksız kabul edilerek, ” taraflar arasındaki sözleşme gereğince 16.09.2011 azil tarihi itibarıyle talep edilebilecek vekalet ücretinin -1.278.817,06-TL olduğu, dosyalar için sarfedilen emek-mesai ve menfaat dengesi ile hakkaniyete göre sözleşmeye göre belirlenen vekalet ücretinin %30′ nun sözleşme tarafı avukatlarca talep edilebileceği; bu miktardan davacı hissesine düşen miktarın -191.822,55-TL olarak hesaplandığı; davacının davasını sözleşmeye dayalı tam ücretten hissesine düşen miktar üzerinden ıslah ettiği; ancak, davacının sözleşmeye göre hesaplanan tam ücretten hissesine düşeni değil, hakkaniyete uygun olarak, tarafların menfaat dengesine göre hesaplanan ve tam ücretin %30′ u olarak kabul edilen miktardan hissesine düşeni talep edebileceği” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanmış olan 02.01.2011 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin 5. maddesinde” taraflar bir hafta önceden yazılı olarak bildirmek koşulu ile hiç bir sebep ileri sürmeden diledikleri tarihte sözleşmeyi fesh etme hakkına sahiptirler. Avukat sözleşmenin feshi tarihine kadar almış olduğu veya hak kazandığı ücretleri iade ile mükellef değildir “şeklinde düzenleme yer almaktadır. Davalı taraf 16.09.2011 tarihinde davacı avukata fesih iradesini bildirmiştir. Sözleşmenin bu hükmü karşısında davalının davacı ile arasındaki sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinden bahsedilemez. Taraflar arasındaki sözleşme hukuken geçerli olup tarafları bağlar ve somut uyuşmazlığın çözümünde sözleşme hükümlerinin uygulanması gerekir. Sözleşmenin 2. Maddesinde “avukata iletilecek uyuşmazlıklar ile ilgili olarak yapılacak takip-dava işlemlerinde lehinize kazanılan meblağ üzerinden veya aleyhe açılan takiplerden şirket lehine kazanılan meblağlar üzerinden karşı taraftan alınacak avukatlık ücreti avukata ait olup, şirketten ayrıca avukatlık ücreti talep edilmeyecektir.” ifadeleri yer almaktadır. O halde davacı avukat, fesih tarihinden önce, sonuçlanıp kesinleşen dava ve icra takip dosyalarında karşı yan vekalet ücretlerinin, birlikte çalıştığı diğer avukatın payı düşüldükten sonra tamamını isteyebilir. Diğer dosyalarda ise, avukatın harcadığı emek, mesaisi, dosyaların bulundukları aşama ve hakkaniyet gereğince vekâlet ücretinin belirlenmesi gerekmektedir. Hal böyle olunca; mahkemece, bu doğrultuda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Buna göre mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerekirken, zuhulen düzeltilerek onandığı anlaşılmakla davacının karar düzeltme talebinin bu yönden kabulüne ve kararın gösterilen nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
2- Bozma nedenine göre davacının diğer karar düzeltme itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2018/153 E., 2018/286 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı avukatın yürüttüğü dava ve icra takip dosyaları yönünden avukatlık sözleşmesinin feshinin haksız olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre; davacının,
a-) Fesih tarihinden önce sonuçlanıp kesinleşen dava ve icra takip dosyalarında, karşı yan vekâlet ücretinden hissesine düşecek tam ücreti mi yoksa hissesine düşecek tam ücretin hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle %30’unu mu talep edebileceği,
b-) Fesih tarihi itibariyle sonuçlanmayan dava ve icra takip dosyaları yönünden, fesih tarihi itibariyle hesaplanan karşı yan vekâlet ücretinden hissesine düşecek tam ücretin hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle %30’unu mu hak ettiği yoksa Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere yeniden bilirkişi incelemesinin mi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesinin açıklanmasında ve vekâlet ücretine değinmekte yarar bulunmaktadır.
12. Vekâlet sözleşmesi somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386. maddesinin 1. fıkrasında “Vekalet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.” şeklinde tanımlanmıştır.
13. Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikler subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Yalçınduran T.: Vekalet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).
14. Avukatlık sözleşmesi ise, her iki tarafa borç yükleyen, ücret karşılığında ivazlı nitelikte olan, belli bir hukuki yardımın yapılmasını öngören ve sözleşmenin bir tarafının mutlaka avukatın oluşturduğu sözleşme türüdür.
15. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Ancak genel bir vekâlet sözleşmesinden farklı olarak 1136 sayılı Avukatlık Kanunu gereğince “ücret”, sözleşmenin zorunlu unsurudur. Avukat bu sözleşme ile hukuki yardımda bulunmayı, müvekkil ise yapılan hukuki yardım karşılığında bir ücret ödemeyi üstlenmektedir. Ücretin sözleşme ile belirlenmesi zorunlu olmayıp işin görülmesinden önce veya sonra kararlaştırılması mümkündür. Yanlar arasında ücret konusunda yazılı veya sözlü bir sözleşmenin yapılmaması hâlinde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgâri Ücret Tarifesine göre belirlenir (Kurtoğlu T.: Akdi Vekalet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2016, s. 24, 25).
16. Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları gerekir (Anayasa Mahkemesi, 03.03.2004 tarihli ve 2004/8 E., 2004/28 K. sayılı kararı).
17. Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164. maddesi;
“Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. (Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmünü içermekte olup, buna göre avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır.
18. Bunlar, avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan avukatlık ücreti ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretidir. Her iki ücretin kaynağı farklı olup uygulama ve yargısal kararlarda bunlardan ilkine sözleşmeden doğduğu için “akdi vekâlet ücreti”, ikincisine ise kaynağını kanundan aldığı ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verildiği için “yasal vekâlet ücreti” ya da “karşı taraf vekâlet ücreti” denilmektedir.
19. Eldeki uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde talep edilenin “yasal vekâlet ücreti” olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
20. Yasal vekâlet ücreti Avukatlık Kanunu’nun yukarıda bahsi geçen 164. maddesinin son fıkrasında düzenlenmiş olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 323. maddesinin 1/ğ bendinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama gideri kapsamında bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, yargılama giderlerinden olan yasal vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için dava ya da takipte haklı çıkan tarafın her şeyden önce kendisini bir vekille temsil ettirmiş olması gerektiği açıktır. Bu ücret, vekil eden ile avukatı arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklanan akdi vekâlet ücretinden tamamen farklı olup, dava sonucunda haklı çıkan tarafın kendisini bir vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle zarara uğradığı düşüncesinden hareketle yargılama giderlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
21. Diğer taraftan HMK’nın 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği düzenlemesi bulunmakta ise de az yukarıda metnine yer verilen Avukatlık Kanunu’nun 164/son fıkrasına göre, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.
22. Gerçekten de bir hükmün ancak davanın taraflarının leh ve aleyhine kurulabileceği gözetildiğinde davanın tarafı olmayıp, yargılamada sadece taraflardan birinin vekili sıfatıyla yer alan avukat hakkında hüküm kurulması beklenemez. Ne var ki bu durum, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddenin son fıkrasına göre avukatın kendisine ait olan ücreti talep etmesine engel değildir. Nitekim, söz konusu fıkranın “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir.” şeklinde olan birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle iptali isteminde bulunulmuş ise de Anayasa Mahkemesi’nin 10.04.2019 tarihli ve 2017/154 E., 2019/18 K. sayılı kararı ile itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10., 36. ve 48. maddelerine aykırı görülmeyerek iptal istemi reddedilmiş ve böylece yargılama gideri niteliğindeki karşı taraf vekâlet ücretinin avukata ait olduğuna dair düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı karar altına alınmıştır.
23. Avukatlık sözleşmesi, sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi avukatın istifası ya da müvekkilin azli ile de sona erebilir.
24. BK’nın 396/1. maddesi “Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir. Şu kadarki münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur.” hükmünü içermekte olup, vekâlet sözleşmesi vekil ile müvekkil arasında güven unsuruna dayanan bir sözleşme olması nedeniyle yanlar dilediği zaman sözleşme ilişkisine son vermek hakkına sahiptir. Bu durumda sözleşme ilişkisi devam ederken vekil her zaman istifa edebileceği gibi müvekkil de onu her zaman azletme hakkına sahiptir. İstifa ve azil hakkı tek taraflı ve karşı yana varması gereken irade beyanı ile kullanılır ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği gibi azil ve istifa beyanı herhangi bir şekle bağlı değildir (Yalçınduran; s. 97, 98).
25. Avukatlık sözleşmesinin azil ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücretinin, müvekkil tarafından yapılan azil işleminin haklı olup olmadığına göre belirlenmesi gerekmektedir.
26. Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesinde “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcuttur. Buna göre avukatın kusur ve ihmaline dayalı olmaksızın yapılan haksız azil sonucunda, avukatın vekâlet ücretinin tamamı, dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, muaccel hâle gelir. Bu vekâlet ücreti “akdi” ve “yasal (karşı taraf)” vekâlet ücretinin toplamından oluşmaktadır.
27. Anılan düzenlemeye göre; avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz. Azil haklı kabul edildiği hâlde, hakkaniyet gereğince ücrete hak kazanıldığından da söz edilemez. Haksız azil hâlinde ise, avukat hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işe dair avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Bu hâlde de, hak edilecek ücretten hakkaniyet indirimi yapılması doğru olmayacaktır.
28. Avukat, takip edip sonuçlandırmış olduğu işler yönünden, azlin haklı olup olmadığına bakılmaksızın ücrete hak kazanır. Azil, ancak azil tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış olan işler bakımından hukuki sonuç doğurur (Kurtoğlu; s. 178).
29. Nitekim, aynı hususlara HGK’nın 29.11.2018 tarihli ve 2017/13-568 E., 2018/1811 K.; 14.01.2020 tarihli ve 2017/13-1821 E, 2020/12 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
30. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen avukatlık sözleşmenin 16.09.2011 tarihinde davalı tarafından feshedilmesi ile karşı taraf vekâlet ücretinin talep edildiği eldeki davada; Yerel Mahkemece verilen 13.11.2014 tarihli ilk karar ile sözleşmenin feshinin haksız olduğuna hükmedilmiş, verilen kararın her iki tarafça temyizi üzerine hüküm yalnızca faiz başlangıç noktası yönünden düzeltilerek onanmış, yalnızca davacı vekilinin karar düzeltme istemesi üzerine bu kez Özel Dairece taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
31. Yukarıda açıklandığı üzere, avukatlık sözleşmesinin haklı feshi ile haksız feshi, yani avukatın haklı azli ile haksız azline bağlı hükümler farklıdır. Bu durumda, azlin haklı veya haksız oluşu önem arz etmektedir. Yerel Mahkemece verilen ilk kararın düzeltilerek onanmasından sonra davalı tarafça karar düzeltme talebinde de bulunmadığına göre, sözleşmenin haksız feshedildiğine dair Yerel Mahkemece yapılan tespit, davacı lehine usulü kazanılmış hak teşkil eder.
32. Hâl böyle olunca, davaya konu avukatlık sözleşmesinin haksız feshedildiğinin kabulü ile, sonuçlanmış-sonuçlanmamış tüm işlere dair yasal (karşı yan) vekâlet ücretinin hesaplanması ve bunun üzerinden davacının hissesine düşecek bedelin belirlenmesi gerekir. Hesaplanacak bu bedel üzerinden hakkaniyet indirimi yapılması ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesindeki açık düzenleme karşısında hukuka aykırı olacaktır.
33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, sözleşmenin haksız feshinin kesinleşmiş olduğunun kabul edilemeyeceği, Özel Dairenin bozma kararının bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ve davacı lehine usulü kazanılmış hak doğmayacağı, Özel Dairenin kararının doğru olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
34. O hâlde, direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: