Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür, buna göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 386. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 570/1 nci maddesi uyarınca da usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.

T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1613
KARAR NO : 2021/1269
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/09/2018 (Dava), 05/11/2020 (Karar)
NUMARASI : 2019/392 Esas, 2020/335 Karar
DAVA : Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 26/11/2021
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK’nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili, 26/06/2018 tarihinde maaş almış olduğu Bankası Gürcükapı Şubesindeki maaş hesabı ve kredi kartı hesabından herhangi bir mesaj, bilgilendirme ve uyarıda bulunulmadan 13.000,- TL nakit para çekilerek tanımadığı kişi hesabına havale yapıldığını, konu ile ilgili Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve ilgili banka şubesine olayın gerçekleştiği gün müracaat ve itirazda bulunulmasına rağmen aradan süre geçmesine rağmen bankaca anılan bedelin 12 ay vade ile taksitlendirilerek tahsil edilmek istendiğini, olayın bilgisi dışında tamamen bankanın güvenlik zaafiyetinden kaynaklandığını belirterek şikayetçi olduğunu bildirmiş, 10/00/2020 tarihli duruşmadaki beyanında; 12.645,00- TL bedeli ödediğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili, uyuşmazlık konusunda Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, işbu davanın EFT’nin yapıldığı hesap sahibi …….’a yöneltilmesi gerektiğini, davacının hesabından gerçekleşen EFT işlemlerine ilişkin itirazının kişiye özel bilgilerinin kullanıldığının tespit edilmesi üzerine kabul edilmediğini, olumsuz karşılandığını, davacının kendisine ait bilgilerini korumak anlamında gereken dikkat ve özeni göstermeyerek kusurlu davrandığını, söz konusu para transferinde bankalarının kusuru veya ihmalinin olmadığını, davacının transfer işlemlerinden haberinin olmadığı yönündeki iddiasının asılsız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince, “Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; maaş almış olduğu ……Bankası Gürcükapı Şubesindeki maaş hesabı ve kredi kartı hesabından herhangi bir mesaj, bilgilendirme ve uyarıda bulunulmadan 13.000,- TL nakit para çekilerek tanımadığı kişi hesabına havale yapıldığı iddiası ile davacı tarafından mahkememizde menfi tespit davası açıldığı, ilerleyen safhada davacı tarafça davalı bankaya ödeme yapıldığından bahisle 12.645.00 TL’nin iadesine yönelik talepte bulunulduğu, mahkememizce alanında uzman bilirkişiden alınan rapora göre, davacı ve davalı bankanın müşterek kusurlu olduğu yönünde tespitte bulunulduğu, mahkememizce yapılan inceleme neticesinde; bankaların güven kurumları olmaları, normal kişi ve kurumlara göre almaları gereken tedbirlerin üst düzeyde olması gerektiği, bilişim suçlarının artması ile internette yaygınlaşan sosyal medya hesaplarına bağlı olarak kişisel verilerin ele geçirilmesinin çok kolay hale gelmiş olduğu, buna bağlı olarak bankalar tarafından kişisel verilerin başkaları tarafından kullanılmasını engelleyici tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğu, bunların başında teknolojiye bağlı olarak yaygınlaşan cep telefonlarının yapılan bankacılık işlemlerinin doğrulanmasında bir araç olarak kullanılmasının geldiği, davaya konu dosya içeriğinden davacının cep telefonu bulunduğu halde banka tarafından davaya konu işlemlerin her aşamasında cep telefonu ile doğrulama yapılmadığının bilirkişi raporundan anlaşıldığı, bilirkişi tarafından yapılan tespitte ilk işlem esnasında; davacı adına banka ile işlem yapan kişiden doğum tarihi istendikten sonra şifre oluşturulmak üzere sesli yanıt sistemine aktarıldığı, her ne kadar davacı tarafa yapılan işlemler ile ilgili bir takım bilgilendirme mesajlarının gönderildiği belirtilmiş ise de, hayatın olağan akışında gelen mesajlara sonradan bakılmasının mümkün olduğu, bu durumun davacıyı sorumluluk altına sokacak bir eylem olmadığı, yine dosyada toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının kişisel bilgilerini başka biriyle paylaştığına ilişkin delil bulunmadığı dikkate alınarak; bilirkişinin, davacı ve davalı bankanın müşterek kusurlu olduğu yönündeki tespitine iştirak edilmemiş, davacı bankanın üzerine düşen güvenlik tedbirlerini yeterli seviyede yerine getirmediği anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle “Davanın kabulü ile, 12.645,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine” şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ :
Davalı vekili, çağrı merkezi ile yapılacak görüşmelerde kişisel verilerin müşteri tarafından korunması gerektiğinden müvekkil bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, davacının kendisine ait bilgilerini korumak anlamında gereken dikkat ve özeni göstermediğini, davacının ağır kusurlu olduğunu, bilirkişi raporunda davaya konu EFT işleminin diyalog şifre yöntemiyle yapıldığını, diyalog şifresinin oluşturulmasından önce ve sonrasında davacının bankada kayıtlı numarasına SMS gönderildiğini, bu durumun bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak belirtildiğini, ancak bilirkişi raporunda yapılan EFT sonrası bilgilendirme mesajı gönderilmemiş olması yönünde müvekkil bankaya atfedilen kusuru kabul etmediklerini, Borçlar Kanunun 4/2. maddesine göre hazırlar arasında yapılan işlemlerin akabinde yeniden bir bilgilendirme yapılmamasının bir kusur gerekçesi olamayacağını, dava konusu EFT işleminde müvekkil bankanın bilişim sistemlerinden kaynaklanan bir eksiklik bulunmadığını, dava konusu olayın davacının kendisine ait olan bilgileri koruyamaması nedeniyle davacının kusurundan doğduğunu, somut olayda davacının kendisine ait özel bilgilerle para transferi işlemi gerçekleştirmiş veya bu bilgileri dava dışı şahıslarla paylaşarak kusurlu davranışta bulunduğunu, söz konusu işlemin gerçekleşmesinde müşterinin kişisel bilgilerini girmesinin yeterli olmadığını, ayrıca müşterinin hesap veya kart numarası, telefon numarası gibi bilgilerin doğru olarak teyidinden sonra müşterinin isteği doğrultusunda işlem yapıldığını, somut olayda görüşmelerin incelendiğinde anne kızlık soyadını doğru yanıtlayacak düzeyde bilgi sahibi olan kişi tarafından işlemler yapıldığını, kaldı ki davacının cep telefonuna da bilgilendirme mesajları gönderildiğini, davacının bilgilendirme mesajlarına kayıtsız kaldığını, müvekkil bankanın güncel teknolojinin sunmuş olduğu tüm olanakları müşterilerinin tercihine sunduğunu, davacının bu güvenlik tercihlerini de açık tutmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, tüm bu nedenlerle öncelikle tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talebi ile istinafa başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
Dava, davacının maaş hesabı ve kredi kartı hesabından bilgisi dışında 3. Kişilerce nakit çekimi yapıldığı iddiası ile çekilen tutarın davalı bankadan tahsili istemine ilişkindir.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacının dava dilekçesinde 26/06/2018 tarihinde maaş almış olduğu ……. Bankası Gürcükapı Şubesindeki maaş hesabı ve kredi kartı hesabından herhangi bir mesaj, bilgilendirme ve uyarıda bulunulmadan 13.000,00- TL nakit para çekilerek tanımadığı kişi hesabına havale yapıldığını, bankaca söz konusu bedelin 12 ay vade ile taksitlendirilerek tahsil edilmek istendiğini, olayın bilgisi dışında tamamen bankanın güvenlik zaafiyetinden kaynaklandığını belirterek şikayetçi olduğunu bildirdiği, duruşmadaki beyanında 12.645,00- TL bedeli ödediğini belirterek tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde davaya konu para çekme işleminin davacının hatasından kaynaklandığını, davalı bankanın olayda kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kabulü ile 12.645,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür, buna göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 386. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 570/1 nci maddesi uyarınca da usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
İstinaf talebinde bulunan davalı vekilinin ileri sürdüğü sebepler kapsamında yapılan inceleme sonucunda, mahkemece, yargılamanın HMK’da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, davacının dolandırıcılık eylemi nedeniyle uğradığı zarar toplamının 13.645,00 TL olduğu, davacı ve davalı bankanın müşterek kusurlu olduğu, davalı bankanın Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesinin imzalanması anında müşteriye hangi hizmet kanallarını kullanmak istediğini, hangilerini kullanmak istemediğini sormaması ve 13.000,00 TL EFT işlemi için davacının cep telefonuna bilgilendirme mesajı göndermemesi nedeni ile kusurlu olduğu, davacının ise 09:28 de banka tarafından gönderilen mesaja kayıtsız kalması ve 09:58 de mobil bankacılık ile hesabına kontrol etmesine rağmen bankayı 10:11 de gecikmeli olarak araması ve mobil bankacılık üzerinden yapılan işlemler için günlük eft limiti vs belirlememesi nedeni ile kusurlu olduğunun bildirilmiş ise de mahkemenin, davaya konu dosya içeriğinden davacının cep telefonu bulunduğu halde banka tarafından davaya konu işlemlerin her aşamasında cep telefonu ile doğrulama yapılmadığının bilirkişi raporundan anlaşıldığı, bilirkişi tarafından yapılan tespitte ilk işlem esnasında; davacı adına banka ile işlem yapan kişiden doğum tarihi istendikten sonra şifre oluşturulmak üzere sesli yanıt sistemine aktarıldığı, her ne kadar davacı tarafa yapılan işlemler ile ilgili bir takım bilgilendirme mesajlarının gönderildiği belirtilmiş ise de, hayatın olağan akışında gelen mesajlara sonradan bakılmasının mümkün olduğu, bu durumun davacıyı sorumluluk altına sokacak bir eylem olmadığı, yine dosyada toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının kişisel bilgilerini başka biriyle paylaştığına ilişkin delil bulunmadığı bu durumda davacının kusurlu sayılmasının somut olaya uygun düşmeyeceği yönündeki değerlendirmesinde hatalı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk derece mahkemesince verilen hüküm usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu aşamasında alınması gereken 863,78-TL karar harcından peşin alınan 215,95-TL harcın mahsubu ile bakiye 647,83-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf yoluna başvuran davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi/ikmaline ilişkin işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK’nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: