Benzer nitelikteki bir başka davada verilmiş olan Yargıtay kararı doğrultusunda hüküm kurulması halinde benzer davadaki Yargıtay ka rarının kesin delil olduğundan söz edilemez. Bir başka davada verilmiş olan Yargıtay kararının yol gösterici olduğu düşünülebilir. Bu nedenle söz konusu Yargıtay kararının daha sonra değişmesi halinde mevcut davaya etkisi nin olacağından da söz edilemez. Kesin deliller; ikrar, kesin hüküm, senet ve yemin olmak üzere dört tanedir.

Hukuk Genel Kurulu         2019/81 E.  ,  2020/275 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “yargılamanın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kırıkkale 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 07.02.2017 havale tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin İl Özel İdaresi bünyesinde çalışırken kadroya geçtiği tarihten itibaren yapılan yanlış intibakı ile derece ve kademesinin tespiti sonrası tespit edilen derece ve kademe kapsamında hak sahibi olacağı fark alacakları için açılan davanın Kırıkkale 2. İş Mahkemesinin 08.01.2015 tarihli 2014/95 E., 2015/4 K. sayılı kararı ile reddedildiğini ve kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 18.03.2015 tarihli ve 2015/5184 E., 2015/10623 K. sayılı kararı ile onandığını, eldeki dava ile aynı nitelikteki dosyalarda Kırıkkale 1. İş Mahkemesi tarafından verilen davanın kabulüne dair kararların Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bozulması üzerine direnme kararı verildiğini, direnme kararı sonrası kararların Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından onandığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ğ maddesi uyarınca yargılamanın iadesi ile oluşan eşitsizliğin giderilebileceğini ileri sürerek, kademe ve derecesinin tespiti ile fark işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 17.02.2017 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacının müvekkili aleyhine açtığı davanın reddine dair verilen kararın onanarak kesinleştiğini, Yargıtay incelemesinden onanarak kesinleşen Kırıkkale 1. İş Mahkemesi dosyalarının hiçbirinde davacının taraf olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ğ maddesi koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Kırıkkale 1. İş Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2017/151 E., 2017/446 K. sayılı kararı ile; hukuk devletinin gereklerinden birinin de hukuk güvenliği ilkesi olduğu, hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesinin ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunduğu, birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının yargı sistemine güveni azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabileceği, mahkeme içtihatlarındaki değişmenin yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişikliğin özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına geldiği, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerektiği, kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığı ve davacı bakımından öngörülebilir olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesinin benzer bir olayda (Başvuru numarası: 2013/6717), başvurucuların davalarının ne şekilde sonuçlanması gerektiğine dair herhangi bir çıkarım yapmaması, benzer nitelikteki davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığı ve başvurucular için öngörülemez olduğunu değerlendirdiğini, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin Kırıkkale 1. İş Mahkemesinin direnme kararı üzerine yapmış olduğu incelemede, işbu davada yargılamanın yenilenmesine de konu olan dosyada esas alınan Yargıtay bozma ilamının ortadan kaldırıldığı, ayrıca bu hususun davacı tarafından öngörülebilir olmadığı, davacının yargılanmanın yenilenmesine yönelik talebinin yerinde görüldüğü belirtilerek, dava esası yönünden incelenerek davacının 02.02.2001 tarihi itibariyle 5. derecenin 9. kademesinde olduğunun tespiti ile fark işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline, kıdem tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. Kırıkkale 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
8. İstinaf talebi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarihli ve 2017/4308 E., 2017/3094 K. sayılı kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1- (ğ), (ı) ve (i) bentlerinde yer alan nedenlerin somut olay bakımından yol gösterici nitelikte olduğunu, Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi, usulünce yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olup, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınacağına dair 90. maddesi, mülkiyet hakkının garanti altına alındığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ek 1 Numaralı Protokolü ile Anayasanın eşitlik ilkesini ilişkin 10. maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun işverenin işçilere eşit davranması gerektiğine dair 5. maddesine yer vererek, davanın konusunun sadece işçilik alacağına ilişkin olmayıp, yevmiye tespitini de içerdiği, somut olayda aynı yerde çalışmaya devam eden ve hukuki durumları tamamen aynı olan işçiler arasında yevmiyelerinin tespiti noktasında farklı yargı kararlarının ortaya çıktığı, yargılamanın yenilenmesi talebi kabul görmediği taktirde intibak kabul edilen işçilerle yargılamanın yenilenmesine konu bu davanın davacısı arasında farklı ücret ödenmesinin söz konusu olacağı, işyerinde çalışmakta olan işçiler arasında farklı yevmiye uygulamasına bağlı eşitsizlik ortaya çıkacağı ve bu durumun çalışma barışını olumsuz etkileyebileceğini, sorunun temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren yapısı sebebiyle, davacının yargılamanın yenilenmesi talebinin yerinde görülmesine dair ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğunun düşünüldüğü, geçici işçilikte geçen hizmetlerinin derece ve kademe intibakında dikkate alınması yönünde alınan bilirkişi hesap raporunun denetime elverişli olup dosya içeriğine de uygun olduğu, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2018/5576 E., 2018/10043 K. sayılı kararı ile; “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesine yer verilerek, somut olayda, yargılanmanın yenilenmesi sebebi olarak ileri sürülen hususun yargılama sebepleri arasında yer almadığı, yargılanmanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak kanunda sayıldığı, yorum yoluyla genişletilemeyeceği dikkate alındığında davanın kabulüne dair ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun esastan reddinin hatalı olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur.
Direnme Kararı
11. Kırıkkale 1. İş Mahkemesinin 09.10.2018 tarihli ve 2018/358 E., 2018/311 K. sayılı kararı ile; bozulan kararda yorum yoluyla bir genişletilmeye gidilmediği, Yargıtay’ın bozma kararında dikkat çekilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesine göre hareket edildiği, zira maddenin “ğ” bendinde sayılan “karara esas alınan bir hükmün kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması” koşulunun somut dosyada gerçekleştiği için yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabul edildiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde davacının yargılanmanın yenilenmesi talebini dayandırdığı Kırıkkale 1. İş Mahkemesi dosyalarının hiçbirinde taraf olmadığı gerekçesinin ilgili bentte tarafların aynı olmasına dair bir şart aranmadığı için geçerli olamayacağı, burada daha çok hukukun temel ilkelerinden biri olan “eşit durumdakilere eşit muamele” ilkesinin dikkate alınmasının gerektiği, aynı statüdeki bir grup işçinin aynı taleplerle açtıkları davalarda, birbirine zıt kararlarla bir kısmının geçici işçilikte geçen süreleri intibaklarına sayılırken, bir kısmının sayılmamasının Anayasa’nın 10. maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinde geçen “eşitlik” ilkesine aykırı olacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının tespit ve fark alacaklarının tahsili talebiyle açılan ve davanın reddine dair verilen kararın Özel Dairece onanarak kesinleştiği davaya ilişkin olarak, Kırıkkale 1. İş Mahkemesi tarafından aynı mahiyetteki dosyalarda davanın reddinin gerektiğine dair bozma kararına karşı direnilmesi üzerine Özel Dairece direnme kararının onanması hususunun, eldeki dava yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ğ maddesi kapsamında yargılamanın iadesi sebebi teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
14. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın yenilenmesi yoludur.
15. Yargılamanın yenilenmesi, bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt V, s. 5165).
16. Belirtmek gerekir ki, karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir, toplum vicdanını derin bir şekilde zedeleyebilir ve hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların karar kesinleştikten sonra anlaşılması hâlinde dahi, kararı ayakta tutmaya çalışmak, kesinleşmenin amaçladığı hukuki güvenliği zedeleyecek, hukuk barışını bozacak, adalet hissine dokunacaktır. Yargılama sırasında meydana gelen hatalar ve eksiklikler çok ağır ise bu tür kararlara karşı olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın iadesi (veya yargılamanın yenilenmesi ya da iade-i muhakeme) yolu kabul edilmiştir (Özekes, M.: Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2323, 2324).
17. Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 375. maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun m. 445) sınırlı olarak sayılmıştır. Bunun dışındaki bir sebepten dolayı, yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Bir başka deyişle, maddede sayılan yargılamanın iadesi sebepleri kıyas yolu ile genişletilemez (Kuru, s. 5171).
18. Yargılamanın iadesi, 6100 sayılı HMK’nın 374. maddesinde de belirtildiği üzere kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenilebilir. Dolayısıyla, bir karar henüz kesinleşmemiş ise 6100 sayılı HMK’nın 375. maddesinde sayılan sebeplerden biri mevcut olsa bile, hüküm kesinleşmeden önce yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyecektir.
19. 6100 sayılı HMK’nın 375. maddesinde yargılamanın iadesi sebepleri;
“a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.
c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.
ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.
d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.
e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.
f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.
g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.
ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.
h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.
ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.
i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması”
olarak belirtilmiş, 376. maddede ise taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir.
20. Somut olayda, davacı tarafından derece ve kademe tespiti ile buna bağlı fark işçilik alacaklarının tahsili istemi ile açılan yargılamanın iadesine konu davada, Kırıkkale 2. İş Mahkemesince Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 tarihli ve 2014/20190 E., 2014/26205 K. sayılı kararı emsal gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davalı tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 18.03.2015 tarihli ve 2015/5184 E., 2015/10623 K. sayılı kararı ile davanın reddine dair karar onanmıştır.
21. Eldeki davada ise davacı vekili, dava konusu ile aynı olan bir başka davada Kırıkkale 1. İş Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından davanın reddi gerektiğinden bahisle kararın bozulduğunu, Kırıkkale 1. İş Mahkemesince direnme kararı verilmesi üzerine bu defa Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin bozma kararını kaldırarak onama kararı verdiğini ve 6100 sayılı HMK’nın 375/1-ğ bendindeki yargılamanın iadesi sebebinin gerçekleştiğini belirterek, 18.03.2015 tarihli onama kararı ile kesinleşen Kırıkkale 2. İş Mahkemesi kararının yargılamanın iadesi suretiyle kaldırılarak kademe ve derecesinin tespiti ile fark alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
22. Öncelikle, 6100 sayılı HMK’nın 375/1-ğ bendinde yer alan “Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması” sebebine ilişkin açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.
23. Bir dava görülürken, kesin delil olarak bir mahkeme kararı ibraz edilmiş ve bu karar esas alınarak hüküm verilmiştir. Kesin delil olarak kullanılmış (dayanılmış) bu kararın, kesinleşmiş bir kararla (kesin bir hükümle) tamamen ortadan kalkmış olması yargılamanın iadesi sebebidir (Kuru, s. 5198). Bir başka ifadeyle, karara esas alınan mahkeme kararı, daha sonra başka bir hükümle ortadan kalkmışsa kesin delil niteliğindeki bir delile dayanarak verilen hüküm temelsiz kalmış sayılacağından, yargılamanın iadesi sebebi oluşacaktır. Burada esas alınan hükmü ortadan kaldıran sonraki hükmün kesinleşmiş olması gerekmektedir (Özekes, Pekcanıtez Usûl, s. 2334).
24. Bu noktada kısaca kesin delil kavramının açıklanması gerekmektedir. Kesin deliller, ikrar, kesin hüküm, senet ve yemin olmak üzere dört tanedir. Bunlara kesin delil denilmesinin nedeni, bu delillerin hâkimi bağlayıcı nitelikte olmalarıdır. Hâkim, kesin delillerden biri ile ispat edilen bir vakıayı, ispat edilmiş (doğru) olarak kabul etmek zorundadır; yani hâkimin bu delilleri takdir etme yetkisi yoktur (Kuru, s. 2032).
25. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında uyuşmazlığın değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda, yargılamanın iadesine konu Kırıkkale 2. İş Mahkemesinde görülen davada, benzer nitelikteki bir başka davaya ilişkin verilen Yargıtay kararı emsal gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, bu durum sadece mahkeme kararının gerekçesini teşkil etme ve kuvvetlendirme anlamına gelmektedir. Buna göre, mahkemece benzer nitelikteki bir başka davada verilen Yargıtay kararı doğrultusunda hüküm tesis edilmesi durumunda, benzer davaya ilişkin Yargıtay kararının kesin delil niteliğinde olması sebebiyle aynı doğrultuda karar verildiğinden söz edilemez.
26. Nitekim bilhassa iş hukukundan kaynaklanan davalarda, benzer nitelikte de olsa her dava birbirinden bağımsız olduğundan, bir başka davada verilen Yargıtay kararı sadece yol gösterici bir nitelik arz eder. Bu anlamda, emsal davada verilen Yargıtay kararının kesin delil niteliği bulunmadığından, bu Yargıtay kararının daha sonra değişmesinin mevcut davaya herhangi bir etkisi olmayacaktır.
27. Bu itibarla, Kırıkkale 1. İş Mahkemesi tarafından aynı mahiyetteki dosyalarda davanın kabulüne ilişkin kararda direnilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince direnmenin uygun bulunması nedeniyle bozma kararının kaldırılarak onama kararı verilmesi hususunun, yargılamanın iadesi sebebi olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
28. Diğer taraftan, yargılamanın iadesinin talep edildiği davaya ilişkin mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 tarihli ve 2014/20190 E., 2014/26205 K. sayılı kararının daha sonra ortadan kaldırılması da söz konusu olmamıştır.
29. Ayrıca, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 07.02.2017 yerine 25.07.2018 olarak gösterilmiş ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
30. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
10.03.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: