“Eski muhtar olan ve İstanbul’da oturan 63 yaşındaki sanığın, şifalı ot toplamak amacıyla gittiği Kiğı ilçesinde eski arkadaşı olan 70 yaşındaki tanık … ile olay günü buluştuktan sonra saat 20.30 sıralarında birlikte mezarlık yanına giderek minibüs içinde bira içtikleri esnada yanlarından geçen ve yaşları on sekizden küçük olan üç gençten birinin yanlarına gelerek susadığını söyleyip bira istemesi üzerine öğrenci ve küçük olduklarını söyleyip reddettiği ve bu saatte burada ne aradıklarını sorup şaka amaçlı belindeki ruhsatlı silahı çıkarıp aracın camından gösterdiği olayda, sanık ile mağdurların yaşları ile olayın gelişimi dikkate alındığında, ileri yaştaki sanığın genç mağdurlara yönelik eylemini uyarı ve şaka amaçlı gerçekleştirdiği yolundaki savunmasının aksinin kanıtlanamadığı ve bu hâliyle eylemin tehdit suçunu oluşturur.

Ceza Genel Kurulu         2017/215 E.  ,  2019/648 K.

“İçtihat Metni”


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 85-116

Silahla tehdit suçundan sanık …’ın TCK’nın 106/2-a, 43/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Kiğı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.07.2010 tarihli ve 30-28 sayılı hükmün sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince; 29.04.2015 tarih ve 8648-27926 sayı ile;
“Eski muhtar olan ve İstanbul’da oturan 63 yaşındaki sanığın, şifalı ot toplamak amacıyla gittiği Kiğı ilçesinde eski arkadaşı olan 70 yaşındaki tanık … ile olay günü buluştuktan sonra saat 20.30 sıralarında birlikte mezarlık yanına giderek minibüs içinde bira içtikleri esnada yanlarından geçen ve yaşları on sekizden küçük olan üç gençten birinin yanlarına gelerek susadığını söyleyip bira istemesi üzerine öğrenci ve küçük olduklarını söyleyip reddettiği ve bu saatte burada ne aradıklarını sorup şaka amaçlı belindeki ruhsatlı silahı çıkarıp aracın camından gösterdiği olayda, sanık ile mağdurların yaşları ile olayın gelişimi dikkate alındığında, ileri yaştaki sanığın genç mağdurlara yönelik eylemini uyarı ve şaka amaçlı gerçekleştirdiği yolundaki savunmasının aksinin kanıtlanamadığı ve bu hâliyle eylemin tehdit suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden, yazılı gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Daire üyeleri R. Bayrak ve D. M. Cevher; “Suça konu iddianame ve oluş itibariyle, sanığın olay günü akşam saatlerinde Kiğı İlçesi Kazımkarabekir Caddesi üzerinde kendisine ait … plakalı araç içerisinde yanında tanık … olduğu hâlde alkol alırken, yanlarına mağdurlar ve tanık …’ın gelerek şüpheli ile bira içip içmeme konusunda tartıştıkları, sanığın mağdurları uzaklaştırmak için arabadan inerek ‘Siz ne yapıyorsunuz burada, sizin karınızı sinkaf ederim’ şeklinde sözler söyledikten sonra yanında taşıdığı adli emanetin 2010/5 sırasında kayıtlı taşıma ruhsatlı silahını belinden çıkararak müştekilere doğrulttuğu, bu şekilde üzerine atılı silahla tehdit suçunu işlediği; sanığın dolaylı ikrarı, mağdurlar ile tanık …’in birbirleriyle uyumlu anlatımları ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Sanık olayın hemen sonrasında emniyette verdiği ifadesinde; ‘…Korkutmak maksadıyla ruhsatlı tabancasına olay sırasında elini götürdüğünü, öldürme gibi bir niyetinin olmadığını, sadece mağdurları korkutmak ve kaçırmak amacıyla hareket ettiğini’ belirtmiştir.
Mağdurların ise, bu tehdidi ciddiye alarak korkup kaçtıkları ve polise başvurdukları hususunda bir kuşku yoktur. Dolayısıyla sanığın daha sonraki aşamalarda, ‘
şaka amaçlı silahını çektiği’ yönündeki savunmaları suçtan kurtulmaya yönelik olup, oluş ve dosya kapsamına uymamaktadır.
Yukarıda açıkladığımız üzere, Yerel Mahkeme kararının onanması gerektiği,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Kiğı Asliye Ceza Mahkemesi ise 01.10.2015 tarih ve 85-116 sayı ile;
“Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın olay günü akşam saatlerinde Kiğı İlçesi Kazım Karabekir Caddesi üzerinde, kendisine ait araç içerisinde yanında tanık … olduğu halde bira içtikleri, sanığın bu sırada aracın yanından geçen mağdurlara bira içmeyi teklif ettiği, mağdurların arabadan korkarak uzaklaştıkları, az ileride içlerinde tanık …’ın da bulunduğu arkadaşlarının yanına gittikleri, sanığın aracıyla mağdurların yanlarına gelerek ‘Siz ne yapıyorsunuz burada, sizin karınızı sinkaf ederim’ şeklinde sözler söyledikten sonra üzerinde taşıdığı adli emanetin 2010/5 sırasında kayıtlı tabancayı mağdurlara doğrulttuğu, sanığın bu şekilde üzerine atılı silahla tehdit suçunu işlediği anlaşılmaktadır.
Sanık olayın hemen sonrasında emniyette verdiği ifadesinde, korkutmak amacıyla ruhsatlı tabancasına olay sırasında elini götürdüğünü, öldürme gibi bir niyetinin olmadığını, sadece mağdurları korkutmak ve kaçırmak amacıyla hareket ettiğini beyan etmiştir. Mağdurların da olay sonrasında korkup kaçtıkları ve ailelerinin emniyete başvurdukları anlaşılmaktadır.
Tanık … mahkememizdeki beyanında, sanığın mağdurlara silahını göstermediğini söylemiş; ancak tanık soruşturma aşamasındaki ifadesinde ise, sanığın korkutma ve
şaka amaçlı olarak silahını gösterdiğini söylemiştir. Beyanları arasındaki çelişkiyi, tutanağa yanlış geçirildiği şeklinde açıklamıştır.
Mağdurların soruşturma aşamasındaki beyanları ve kovuşturma aşamasındaki beyanları ile tanık …’ın soruşturma aşamasındaki beyanları birbiriyle uyumludur.
Dosya kapsamından sanık ile mağdurların önceden birbirlerini tanımadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle mağdurların, hakkında şikayetçi dâhi olmadıkları sanık aleyhine ortak ve uyumlu bir şekilde beyanda bulunmalarını gerektiren bir neden yoktur.
Ayrıca sanığın önceden tanımadığı mağdurlara uyarı ve şaka amaçlı olarak silah gösterdiği yolundaki tanık …’un beyanı ve sanık savunması, dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu nedenle suçtan kurtulmaya yönelik sanık savunmalarına ve tanık …’un beyanlarına itibar edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, mağdurları korkutmak ve kaçırmak amacıyla hareket ettiğini beyan eden sanığın eyleminin silahla tehdit suçunu oluşturacağı, olayda tehdit suçunun kanuni unsurlarının gerçekleştiği ve buna göre sanığın mahkumiyetine dair mahkememizin önceki hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu,” gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceden olduğu gibi silahla tehdit suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.04.2016 tarihli ve 75589 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 532-1960 sayı ile; 5320 sayılı Kanun’a, 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 02.03.2017 tarih ve 53-6623 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı silahla tehdit suçunun unsurlarıyla sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
21.05.2010 tarihli olay tutanağına göre; aynı gün saat 20.40 sıralarında devriye görevini icra eden polis memurlarını el işaretiyle durduran mağdurlar …, … ve …’in Kazım Karabekir Caddesi üzerinde siyah renkli bir aracın şoförünün kendilerine küfür edip silah çektiğini söyledikleri, görevli memurlarca anılan caddeye intikal edildiğinde siyah renkli Volkswagen marka bir aracın seyir hâlindeyken görülerek durdurulduğu, sürücü koltuğunda oturan sanığın alkollü olduğu, tanık …’in de araç içerisinde bulunduğu, görevli memurların sorması üzerine sanığın rızasıyla Yavuz marka krom kaplama silahını teslim ettiği,
Kiğı İlçe Hastanesinin 21.05.2010 tarihli ve 5213-78 sayılı raporuna göre; vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmayan sanığın 102 promil alkollü olduğu,
Mağdur …’ın 20.09.1994, mağdur …’ın 03.11.1994, mağdur …’un 13.04.1995, sanığın ise 05.06.1947 doğumlu oldukları,
Anlaşılmıştır.
Mağdurlar …, …ve… aşamalarda; olay günü akşam saatlerinde Eskişehir Mahallesine doğru ilerlerken sanığın arabasının yanından geçtiklerini, bu sırada mağdur …’ın susadığını söylediğini, bunu duyan sanığın bira açarak mağdurlar … ve Burhan’a içmelerini teklif ettiğini, ancak adı geçen mağdurların korkup sanıktan uzaklaşarak biraz ileride beklemekte olan arkadaşları tanık … Sevim’e doğru gittiklerini, sanığın ise aracını çalıştırıp onlara doğru yaklaştığını ve sinkaflı küfürler ederek bir tabanca çıkarıp kendilerine doğrulttuğunu,
Tanık … soruşturma aşamasında; arkadaşları olan mağdurları Kız Meslek Lisesi civarında görüp onlarla sohbet etmeye başladığını, mağdur …’un yol üzerinde bulunan 34 plakalı minibüsü göstererek bu araçta bulunan şoförün alkollü olduğunu ve kendilerine içki teklif ettiğini, kabul etmemeleri üzerine kendilerine küfür ettiğini söylediğini, o sırada aracın hareket ederek bulundukları yere doğru geldiğini, sanık ile mağdurlara yaklaşık üç metre mesafede bulunduğunu, şoför koltuğunda oturan sanığın mağdurlara “Siz ne yapıyorsunuz burada? Sizin karınızı sinkaf ederim!” diyerek elini beline götürdüğünü, tam olarak seçemese de beyaz renkli parlak bir silahın namlusunu arkadaşlarına doğrulttuğunu,
Tanık … soruşturma aşamasında; olay günü sanıkla beraber evine giderken sanığa gelen bir telefon nedeniyle cadde üzerinde durduklarını, bu sırada 15-16 yaşlarında üç çocuğun yanlarına gelerek kendilerinden bira istediğini, ancak çocuk olduklarını söyleyerek isteklerini reddettiklerini, sanığın korkutma ve şaka amaçlı olarak silahına sarıldığını, çocukların silahı görerek koşarak yanlarından uzaklaştığını,
Kovuşturma aşamasında ise; olay günü akşam saatlerinde araç içerisinde sanıkla birlikte alkol aldıklarını, iki öğrencinin yanlarına geldiğini, içlerinden birisinin bira istediğini, sanığın “Ayıptır, sizin yaşınız küçük, siz öğrencisiniz.” dediğini, çocuklara bira vermediklerini, daha sonra aracın etrafını yaklaşık on kişinin sardığını, arabaya taş atılacağını düşünerek korktuğunu, sanığın arabanın camından dışarıya doğru “Dağılın gidin!” diye bağırdığını, bunun üzerine çocukların uzaklaştığını, sanığın mağdurlara silah göstermediğini, soruşturmadaki ifadesinin tutanağa yanlış geçtiğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık soruşturma aşamasında 21.05.2010 tarihli emniyetteki ifadesinde; yeğeninin bir hastalığından ötürü şifalı ot toplamak üzere Kiğı ilçesine geldiğini, akşam 20.30 sıralarında tanık … ile beraber bir büfeden altı adet bira alıp kendisine ait park hâlindeki araçta içmeye başladıklarını, 15-16 yaşlarında üç çocuğun yanlarına gelerek kendilerinden bira istediğini, çocuklara kızarak “Siz talebesiniz okumanız lazım, gidin lan!” dediğini ve korkutmak maksadıyla “Sizi döverim!” diye söylediğini, ayrıca elini ruhsatlı tabancasına götürerek çocukları korkutup kaçırdığını, amacının sadece çocukları korkutup kaçırmak olduğunu, silahını mağdurlara doğrultmadığını,
Soruşturma aşamasında 24.05.2010 tarihli Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde ve kovuşturma aşamasında ise; suça konu silahı ve silah ruhsatını yaklaşık beş yıl önce Üsküdar Kaymakamlığından eski muhtar sıfatıyla aldığını, olay günü cadde üzerinde park hâlinde bulunan araçta tanık … ile beraber alkol aldıklarını, sürücü koltuğunda tanık …’un oturduğunu, bu sırada önceden tanımadığı mağdurların yanlarına gelerek içlerinden birisinin “Amca bana da bira ver” dediğini, çocukların yaşları küçük olduğu için veremeyeceğini söylediğini, arabanın etrafına toplanan çocuklara “Dağılın sizin ananız babanız yok mu, bu saatte burada ne işiniz var?” şeklinde uyarı mahiyetinde bağırdığını, çocukların da arabadan uzaklaştıklarını,
Savunmuştur.
Tehdit suçu 5237 sayılı TCK’nın 106. maddesinde;
“(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, “Gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olabileceği gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup, önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk – A. Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 6. Bası, s.100).
Tehdit suçuyla korunan hukuki yararlar, TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; “Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat, tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir.
…Maddenin ikinci fıkrasında tehdidin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bu hâller, tehdidin kapsadığı korkutma gücünün ciddîliği ve yoğunluğu hususunda mağdurda ciddî kaygılar meydana getirmeye elverişli durumlardır. Tehdit silâhla icra olunursa bunun ciddîliği hususunda bir korkunun meydana gelmesi çok daha kolay olur. Aynı suretle kendisini tanınmayacak bir hâle getiren kişinin veya bir kaç kişinin birlikte olarak tehdit icra etmeleri hâlinde meydana gelen korku çok yoğun olur…” şeklinde açıklanmıştır.
Maddenin uyuşmazlıkla ilgili ikinci fıkrasının (a) bendinde, suçun silahla işlenmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Tehdidin silahla işlenmesi mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırması, eylemin icrasını kolaylaştırması, tehdidin ciddiliğini göstermesi ve faile cesaret vermesi nedenlerinden dolayı kanun koyucu tarafından nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Suçun silahla işlendiğinin kabulü için failin silahlı olması yeterli olmayıp tehdidin gerçekleştirilmesi sırasında silahın kullanılmış olması, silahın korkutucu gücünden bir şekilde faydalanılmış olması gerekmektedir. Bu durum, failin eline silah alıp mağdura doğru doğrultması şeklinde olabileceği gibi, failin belindeki silahı göstermesi şeklinde de olabilir.
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili “korkutmak amacıyla” yapmış olmasıdır (MAJNO, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, C. II, s.127; A. Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C. II, s. 517 ve 873). Bu husus maddenin gerekçesinde; “Suçun oluşması bakımından tehdit konusu kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmemesi, önemli değildir. Tehdidin objektif olarak ciddî bir mahiyet arzetmesi gerekir. Yani, istenilenin yerine getirilmemesi hâlinde tehdit konusu kötülüğün gerçekleşeceği ihtimali objektif olarak mevcut olmalıdır. Sarfedilen sözler, gerçekleştirilen davranış muhatap alınan kişi üzerinde ciddî bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdidin oluştuğu ileri sürülemez. Failin söz ve davranışlarının muhatabı üzerinde ciddî şekilde korku ve endişe yaratacak uygunluk ve yeterlilik içerip içermediğinin her somut olayda araştırılması gerekir. Objektif olarak ciddî bir mahiyet arzeden tehdidin somut olayda muhatabı üzerinde etkili olması şart değildir. Kişi, fail, objektif olarak ciddî bir mahiyet arzeden söz ve davranışlarla mağduru tehdit etmek istemiş olmasına rağmen; mağdur, bu söz ve davranışları ciddiye almamış olabilir. Bu durumda tehdit yine gerçekleşmiştir. Tehdidin gerçekleşip gerçekleşmemesi, muhatabı üzerinde etkili olup olmamasına bağlı tutulmamalıdır. Failin de kendisinin tehdit konusu tecavüzü gerçekleştirebilecek imkân ve iktidara sahip olduğu kanaatini karşı tarafta uyandırdığını bilmesi gerekir. Mağdurda bu kanaat uyandırıldıktan sonra, failin tehdit konusu tecavüzü gerçekleştirebilecek imkan ve iktidara gerçekte sahip olmamasının bir önemi yoktur.” şeklinde açıklanmıştır.
Öğretide de “Suçun manevi unsurunun gerçekleşmesi bakımından önemli olan bu davranışın bir kimseyi korkutma kastıyla yapılmış olmasıdır. Bu nedenle failin, zararı gerçekten gerçekleştirme niyetinde olup olmaması önem taşımadığı gibi, hangi saikle kötülüğü gerçekleştireceğini beyan ettiği de önemli değildir. Örneğin şaka veya bir hakkı savunma iradesi gibi nedenlerle tehdit fiilinin işlenmesi durumunda da -fiilin objektif olarak korkutucu olma niteliğine sahip olması kaydıyla- bu suç oluşur.” (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2016, Ankara, 13. Baskı, s.454), “… Failin açıkça şaka amacıyla tehdit içeren sözler söylediği belli ise tehdit suçundan söz edilemez. Örneğin kişinin buluşma noktasına geç gelen veya kendisini uzun zamandır aramayan yakın arkadaşına ‘Sen bittin, seni yaşatmayacağım’ sözlerini söylemesi, suç teşkil etmez. Yargıtay kararlarında ve gerekçede vurgulandığı üzere ifadelerin objektif olarak ciddi olmadığı belli ise suç oluşmaz.” Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2017, Ankara, 12. Baskı s.400) görüşlerine yer verilmektedir.
Dolayısıyla bariz bir şekilde şaka amaçlı yapıldığı ya da ciddi olmadığı anlaşılanlar dışında, eylem objektif olarak korkutucu veya kaygı verici nitelikte ise tehdit suçunun oluşacağı kabul edilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Olay günü akşam saatlerinde sanık ile tanık …’un birlikte alkol aldıkları aracın yanından geçen yaşı küçük mağdurlardan Fuat’ın susadığını dile getirdiği, bunu duyan sanığın mağdurlara bira içmeyi teklif ettiği, ancak sanıktan çekinen mağdurların oradan uzaklaşarak biraz ileride bulunan arkadaşları tanık …’a doğru gittikleri, tanık …’a durum anlatmalarının akabinde sanığın aracıyla yanlarına gelerek sinkaflı küfürler ettiği, yanında bulunan tabancasını mağdurlara doğrultması üzerine mağdurların korkarak kaçtığı ve devriye görevi icra ettikleri sırada gördükleri polislere durumu anlattıkları, polislerce mağdurların belirttiği yerde görülen alkollü vaziyetteki sanığın silahıyla birlikte yakalandığı kabul edilen olayda;
Dosya içeriğine göre sanığa iftira etmeleri için hiç bir nedenleri bulunmayan mağdurların aşamalardaki istikrarlı beyanlarının, görevliler tarafından olaydan hemen sonra düzenlenen tutanak ve soruşturma aşamasında yine olaydan hemen sonra dinlenen tanık …’ın anlatımları ile desteklenmiş olması, olaya müteakip alınan ifadesinde mağdurları korkutmak için eline silahına götürdüğünü beyan eden sanığın aşamalardaki ifadeleri arasında çelişkilerin bulunduğu gibi olay anında sanık ile aynı araçta bulunan tanık …’un ifadeleri arasında da çelişkilerin bulunması, olay anında mağdurlara silah çektiği konusunda hiç bir kuşku bulunmayan sanığın bir taraftan mağdurlar ile aralarındaki çok büyük yaş farkına rağmen örf ve adetlere göre asla şaka olarak kabul edilmesi mümkün olmayan sinkaflı sözlerle küfürler ederken diğer taraftan şaka yapmak amacıyla silah gösterdiği yönündeki savunmasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, tehdit suçu ile kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetinin korunmak istendiğinin TCK’nın 106’ncı maddesinin gerekçesinde açıklanmış olması ve buradaki hareket etme hürriyeti ile kastedilenin, bir yerden diğer bir yere gidebilme anlamındaki hareket değil, kişinin vermiş olduğu kararlar yönünde davranabilme anlamında hürriyet olduğu hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması karşısında; sanığın objektif olarak korkutmaya elverişli silahı mağdurlara doğrultmaktan ibaret eyleminden dolayı Yerel Mahkemece TCK’nın 106. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca silahlı tehdit suçundan mahkumiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Kiğı Asliye Ceza Mahkemesinin 01.10.2015 tarihli ve 85-116 sayılı direnme kararına konu hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: