Hakaret suçunu oluşturur mu? “Uyuşmazlığın konusu; sanık …’in ‘Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız arama kararınızı görelim’ şeklinde sarf ettiği sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

Ceza Genel Kurulu         2015/245 E.  ,  2018/472 K.

“İçtihat Metni”


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 128-730

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …’nın beraatine ilişkin Denizli (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2011 tarihli ve 128-730 sayılı hükmün, katılan … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 28.10.2014 tarih ve 6845-30849 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi M. K. Semercioğlu ise;
“Olay günü bir apartmanın kapısının zorlandığı ihbarı üzerine ekip olarak söz konusu apartmanın bulunduğu park ve sokaklarda gezmeye başlayan kamu görevlisi polis memurlarının adrese yakın bir yerde gördükleri üç şahsın durumundan şüphelenerek kimlik sordukları ve kaba üst araması yapmak istedikleri sırada bu şahıslardan sanık …’in polis memurlarına söylediği mahkemece kabul edilen ‘hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız arama kararınızı görelim’ sözlerinin ‘…sizin yaptığınız eşkıyalık buna yol kesme denir.’ kısmının hakaret suçunu oluşturduğu düşüncesindeyim.
Eşkıya kelimesi ‘Dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar’ olarak sözlüklerde tarif edilmektedir.
Kamu görevlileri için kabul edilebilir eleştiri sınırı, siyasetçiler için kabul edilen eleştiri sınırı kadar geniş değildir. Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirebilmeleri için toplumun güvenini kazanmaları gerekir. Bu nedenle de görevleri sırasında sözlü saldırılardan korunmalıdırlar.
Sanık …, eleştiri sınırını aşarak yasal sınırlar içinde görevini yapmaya çalışan polis memurlarına ‘dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar’ anlamında kullanılan sözleri yüzlerine karşı söylemiştir.
Mahkemece kabul edilen bu sözler söylendiği sırada bir kısım şahıslar bu sözleri duymadıklarını ifade etseler de olayı izlemekte oldukları da anlaşılmaktadır. Belirtilen sözlerle polis memurlarının mesleki ve diğer nitelikleri hedef yapılmıştır. Belirtilen ortamda polisin bu sözleri hoşgörü ile karşılaması beklenmemelidir.
Açıklanan sebeplerle; sanığın polis memurlarının …., şeref ve saygınlığını rencide ettiği, bu nedenle eylemiyle orantılı olarak cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına katılmadığımı bildiririm” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.12.2014 tarih ve 42831 sayı ile;
“Uyuşmazlığın konusu; sanık …’in ‘Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız arama kararınızı görelim’ şeklinde sarf ettiği sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Madde 125- ‘(1) Bir kimseye …., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin …., şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır’ hükmünü içermektedir.
Hakaret suçunda korunan hukuki değer ‘Kişilerin, şeref haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı ve diğer kişiler nezdinde varolan saygınlığıdır.
Hakaret suçunun düzenlendiği bölümün başlığı ‘Şerefe karşı işlenen suçlar’dır. Bu bölümde yer alan suçlar bireylerin toplum nezdindeki değerlerini ve kendi iç dünyasında varolan değerleri korumayı amaçlamaktadır. Hukuk düzeni her insanın ve diğer varlıkların, saygın ve …. sahibi olduğunu kabul etmektedir. Şeref kavramı sözü edilen kişinin hem iç hem de toplumda varolan değerlere herkesin saygı göstermesi gerekmektedir.
Hakaret suçunun maddi unsurunu belirleyen seçimlik hareketlerin, bir kimseye …., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin …., şeref ve saygınlığına saldırma şeklinde tanımlanmaktır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye …., şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun …. şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiili belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, …. ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve âdetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde,
Maddi olayda sanıklar …, … ve …’ın 26.12.2010 tarihinde saat 15.30 sıralarında, Denizli Merkez, …. Mahallesi, …. Caddesinde yürüdükleri sırada, görevli müşteki polis memurlarına hırsızlık ihbarı yapıldığı ve bu ihbar üzerine görevli polis memurları olan katılanlar …, … ve …’ın sanıkların ara sokağa girmelerinden şüphelenip sanıklardan kimlik sormaları üzerine sanıklardan …’nın katılan polis memurlarına kimliğini ibraz etmeyerek yüksek sesle ‘Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız, arama kararınızı gösterin’ dediği, görevli polis memurlarının arama kararını kendisine vermeleri üzerine ‘Bu nasıl arama kararı, böyle arama kararı mı olur’ diyerek arama kararını görevli polis memurlarına atarcasına uzattığı ve sanık …’in sarf ettiği sözlerin ve eylemlerinin katılanların şeref ve itibarını zedeleyici ve tahkir edici nitelikte olduğu ve sanık hakkında TCK’nın 125/1-3/a ve 43/2. maddelerinde yazılı görevli memura hakaret suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık … hakkında verilen beraat kararının hukuka aykırı nitelikte bulunduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 22.01.2015 tarih ve 53648-1991 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar … ve … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan beraat hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
26.12.2010 tarihli olay tutanağına göre; aynı gün saat 15.30 sıralarında haber merkezi tarafından bildirilen adresteki ikâmet kapısının belirsiz kişilerce zorlandığının ihbar edilmesi üzerine, olayı gerçekleştiren kişilerin tespit edilmesi amacıyla söz konusu adres çevresinde kolluk görevlilerince yapılan araştırma sırasında, belirtilen adrese yakın yerde görülen üç kişinin görevlileri fark ederek ara sokağa girmeleri nedeniyle bu kişilerin durumlarından şüphelenilerek durduruldukları, sonradan karakolda yapılan kimlik tespitinde sanık … ile inceleme dışı sanıklar … ile … oldukları tespit edilen bu kişilerden durduruldukları yerde kimliklerini göstermeleri ve üzerlerinde kaba üst yoklaması yapılmak istendiğinde, sanık …’nın polis memuru olan katılanlara “Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık, buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız, arama kararınızı gösterin” dediği, bunun üzerine kendilerine Denizli 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.12.2010 tarihli ve 569 değişik iş sayılı önleme arama kararı gösterildiğinde kararı çekip alan sanık …’in bu kez de “Bu nasıl arama kararı, böyle arama kararı mı olur?” diyerek kararı katılanlara doğru atarcasına uzattığı, olay yerine destek kolluk ekibinin gelmesi üzerine, sanığın, yapılan kaba üst yoklamasında suç unsuruna rastlanmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar …, … ve … aşamalarda; bir kişinin ikametinin kapısının zorlandığını öğrenmeleri üzerine şüphelilerin tespit edilmesi için olay yeri civarında kontrol yaptıkları sırada, kendilerini görünce ara sokağa giren kişilerden şüphelendiklerini, durdurulan bu kişilerden kimliklerini vermelerini ve sonrasında üzerlerinde kaba üst yoklaması yapmak istediklerini söylediklerinde sanık …’in “Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık, buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız, arama kararınızı görelim” dediğini, arama kararını gösterince de sanık …’in “Bu nasıl arama kararı, böyle arama kararı mı olur?” dediğini, sonradan gelen takviye polis ekibiyle birlikte bu kişilerin üzerlerinde yaptıkları kaba üst yoklamasında suç unsuruna rastlanmadığını,
Tanık ….; olay günü derneklerinden çıkan ve arkadaşları olan sanık … ile inceleme dışı sanıklar …. ve Halil’in polis memurlarınca durdurulduklarını görünce yanlarına gittiğini, polis memurlarının bu kişilerden kimliklerini göstermelerini istediklerini, sanık …’in kimliği yanında olmadığı için gösteremediğini, diğerlerinin ise kimliklerini ibraz ettiklerini, polislerin üst araması yapmak istemeleri üzerine arama kararının sorulduğunu, polis memurları tarafından arama kararının gösterilmesi üzerine aramanın yapıldığını, kimsenin hakaret içerikli bir söz söylemediğini,
İnceleme dışı sanık … aşamalarda; arkadaşları olan sanık … ve inceleme dışı sanık …’le birlikte yolda yürürken polis memurları tarafından durdurulup kimliklerinin sorulduğunu, sanık …’in kimliği yanında olmadığı için veremediğini, kendisinin ve inceleme dışı sanık …’in ise kimliklerini ibraz ettiklerini, polis memurlarınca üzerleri aranmak istendiğinde arama kararını sorduklarını, polis memurları arama kararını gösterince üzerlerinin arandığını,
İnceleme dışı sanık … aşamalarda; kardeşi olan sanık … ve arkadaşı olan inceleme dışı sanık … ile birlikte yolda yürürken polis memurları tarafından durdurulup kimliklerinin sorulduğunu, sanık …’in kimliği yanında olmadığı için veremediğini, kendisinin ve ….’un ise kimliklerini ibraz ettiklerini, polis memurlarınca üzerleri aranmak istendiğinde arama kararını sorduklarını, polis memurları arama kararını gösterince üzerlerinin arandığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … aşamalarda; kardeşi olan inceleme dışı sanık … ve arkadaşı olan inceleme dışı sanık … ile birlikte yolda yürürken polis memurları tarafından durdurulup kimliklerinin sorulduğunu, kimliği yanında olmadığı için veremediğini, inceleme dışı sanıklar Halil ve ….’un ise kimliklerini ibraz ettiklerini, polis memurlarınca üzerleri aranmak istendiğinde arama kararını sorduklarını, polis memurları arama kararını gösterince üzerlerinin arandığını, suçlamayı kabul etmediğini ve kimseye hakaret etmediğini savunmuştur.
Düşünce özgürlüğüyle doğrudan ilgisi nedeniyle, uyuşmazlık konusu öncelikle ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında değerlendirilmeli, bu değerlendirmeler ışığında TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun unsurları ve bu doğrultuda eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin birinci fıkrasında;
“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir” hükümlerine yer verilmiş,
Anayasa’nın 25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”,
Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında ise, “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında AİHS’in 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir” hükümleri yer almıştır.
Görüldüğü gibi, AİHS’in 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde düşünce hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Ancak, düşünce hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği hususunda, uluslararası ve ulusal alanda bazı normlara yer verilmiştir.
Buna göre uluslararası alanda AİHS’in;
10. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir”,
17. maddesinde ise;
“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz” biçiminde düzenlemeler yapılmış,
Ulusal alanda ise Anayasa’nın;
“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”,
“Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” başlıklı 14. maddesinde;
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir”,
“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin ikinci ve devamı fıkralarında ise;
“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir”
Hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasa’nın 13, 14 ve 26/2. ile AİHS’in 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması gerektiği görüşü genel bir kabul görmüştür.
Sınırlama veya müdahale için; kanuni bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre; sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik toplum bakımından bir zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. “Kamu düzeni” genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı değerler öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ile bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir (Durmuş Tezcan, M. Ruhan Erdem, Oğuz Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2. Baskı, s. 462).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, düşünceyi açıklama geniş bir yelpazeyle korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, hakaret, …., şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye, yine nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle yaptırımlara bağlanmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;
“(1) Bir kimseye …., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin …., şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, …., şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin …., şeref ve saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa’dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, …., şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
AİHM’ye göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekle birlikte somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapı’nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.
Öte yandan, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde eşkıya; “dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Polis memuru olan katılanların, olay günü bir kişinin evinin kapısının zorlandığına dair haber merkezinden aldıkları ihbar üzerine, olaya karışan kişilerin belirlenmesi amacıyla ihbarda belirtilen adres çevresinde araştırma yaptıkları sırada, bu adrese yakın yerde gördükleri sanık … ile inceleme dışı diğer sanıklar … ve …’ın görevlileri fark edince ara sokağa girmeleri nedeniyle durumlarından şüphelenerek durdurdukları, kendilerine kimliklerini ibraz etmelerini söyleyerek üzerlerinde kaba üst araması yapmak istediklerinde sanık …’nın katılanlara “Hop ne oluyor, sizin yaptığınız eşkıyalık, buna yol kesme denir, siz polis olamazsınız, arama kararınızı gösterin” dediği, katılanlar tarafından önleme arama kararı kendisine gösterildiğinde de; “Bu nasıl arama kararı, böyle arama kararı mı olur?” dediği olayda; sanığın katılanlara hitaben söylediği sözlerde yer alan “eşkıyalık” kelimesinin anlamı, söylenme amacı, katılanların konumu ve görevleri birlikte değerlendirildiğinde; inceleme dışı diğer sanıklarla birlikte yolda yürüdüğü sırada katılan polis memurlarının kendilerini durdurup açıklama yapmadan ve arama kararı göstermeden üstlerini arama girişiminde bulunmalarına karşılık olarak, katılanların kişiliklerine değil, görevlerini kanuna uygun bir şekilde yerine getirmediklerini vurgulamaya yönelik söylenen bu sözlerin, ifade özgürlüğü kapsamında kaba söz ve ağır eleştiri niteliğinde olup, katılanların …., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: