Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

3. Hukuk Dairesi         2020/10753 E.  ,  2020/6741 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın görev yönünden usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davacı vekili ve davalı … Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalılardan … Belediyesi ile aralarında 04/02/1999 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi imzalandığını, iş bu sözleşmeye dayanarak kiralanana satmak amacıyla palmiyeler diktiğini ancak Belediyenin kiralanan alandan yol geçirileceğini bildirmesi üzerine mevcut ağaçların, masrafı tarafınca karşılanmak üzere, Belediye tarafından gösterilen başka bir yere nakledildiğini, nakledilen bu yeni yerde ağaçların yeri çukur olduğundan su baskınları nedeni ile ağaçların zarar gördüğünü ayrıca bir kısım ağaçların da diğer davalı … Başkanının talimatıyla, kasti olarak yakılmak suretiyle zarara uğratıldığını, bu konuda talimat vererek görevini kötüye kullanan Belediye Başkanının şahsi sorumluluğu bulunduğunu belirterek oluşan maddi zararının davalılardan müştereken tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar; davacının uğradığını iddia ettiği zarara neden olan eylemlerin idari işlem ve eylem olması nedeniyle idari yargının görevli olduğunu, mevcut kira sözleşmesi ile kiralanan alan dışında davacı ile Belediye arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, ayrıca çöp alanlarının düzenlenmesi sırasında mevcut palmiyelerin fark edilmeyerek zarar gördüğünü, belirterek davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece; davacının talebinin Belediyenin hizmet kusuru iddiasına dayandığı, aralarında kira ilişkisinin ve Belediyenin rıza gösterdiği iddiasının kanıtlanamadığı, hizmet kusuruna yönelik davaların idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 20/06/2018 tarih, 2017/3307 Esas 2018/6855 Karar sayılı ilamı ile ” sair temyiz itirazlarının reddine karar verilerek; İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yöneltileceğini düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2. maddesi gereğince, idari yargı yerlerinde sadece ilgili idareye karşı dava açılabilir. Özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler hakkında idare mahkemelerinde dava açılamaz.
Davalı … ile davacı arasındaki uyuşmazlık kira hukukundan kaynaklanmakta olup, adli yargının görev alanına girdiğinden mahkemece davanın esastan incelenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile usulden red kararı verilmesi doğru değildir. ” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın görev nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı … Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay’ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme, uyma kararını kaldırarak, direnme kararı veremeyeceği gibi; hükmün bozma kararı kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bozmaya uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke, kamu düzeni ile ilgili olup; Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.(Aynı yönde HGK.nun 26.2.1986 gün ve 1986/1-50 E.-174 K.; 11.5.1994 gün ve 1994/8-252 E.-314 K.; 1.12.1999 gün ve 1999/18-1041 E.-1006 K.; 11.5.2005 gün ve 2005/2-315 E.-333 K.; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E.-573 K. sayılı ilamları).
Olayımıza gelince; Yerel mahkeme bozma kararına uymasına rağmen bozma gereğini yerine getirmemiştir. Zira bozma ilamında, davalı … ile davacı arasındaki uyuşmazlığın kira hukukundan kaynaklanmakta olduğu belirtilmiş olup dava, 31/08/2004 tarihinde açılmış olmakla, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun göreve ilişkin 1 -8 maddeleri hükümleri uygulanacaktır. Eldeki davanın değeri 56.400.000.000 eski Türk Lirası olup, mahkemece uyulan bozma ilamına göre, işin esası incelenerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davacı vekili ve davalı … Başkanlığı vekilinin sair temyiz itirazlarının, bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı vekili ve davalı … Başkanlığı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/11/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: