Islah dilekçesi ile de davanın türünün değiştirilmesi mümkün değildir.

Hukuk Genel Kurulu         2017/432 E.  ,  2021/184 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1.Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Diyarbakır 1. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde kaporta elemanı olarak çalışmaktayken 08.10.2012 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini, toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalandığını, hafta içi 5 gün 08.30-22.00 saatleri arasında bazen 23.00’a kadar, cumartesi günleri ise 08.30-17.00 saatleri arasında, ayda bir veya iki defa da 17.00’dan sonra 19.00 veya 20.00’a kadar çalıştığını, ulusal bayramların tamamında, dini bayramlarda ise en az iki gün ve ayda en az iki pazar çalışmasının bulunduğunu, bununla birlikte ay sonu kapanışları ile Aralık aylarında yıl sonu devirleri nedeniyle tüm işçilerin gece yarılarına kadar çalıştığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla fazla çalışma ücreti alacağı için 3.100,00TL, hafta tatili ücreti için 100,00TL, ulusal bayram ve genel tatil ücreti için 100,00TL olmak üzere toplam 3.300,00TL’nin alacakların doğum tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
5. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile; bilirkişi raporunda tespit edilen miktara göre ıslah talebinde bulunduklarını, davayı 6.864,77TL ek alacak talebi şeklinde ıslah ettiklerini, bu alacakların, belirsiz alacak olması nedeniyle dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkiline ait işyerinde 17.08.2011-08.10.2012 tarihleri arasında çalıştığını, işyerinin kapatılması üzerine iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini, davacıya kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti ve diğer tüm yasal haklarının ödendiğini, fazla çalışma yaptığı takdirde davacıya fazla çalışma ücretinin ödendiğini ve bordrolara yansıtıldığını, davacının da ihtirazı kayıt koymaksızın banka kanalıyla yapılan ödemeleri kabul ettiğini, ayrıca davacı ile birlikte aynı işi yapan üç işçi bulunması nedeniyle bir yıl boyunca sürekli fazla çalışmasının da bulunmadığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerinin kapalı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
7. Diyarbakır 1. İş Mahkemesinin 23.12.2014 tarihli ve 2012/1155 E., 2014/1178 K. sayılı kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 17.08.2011-08.10.2012 tarihleri arasında çalıştığı, tanık beyanları ile işyerinin ve işin fazla çalışmaya müsait olması dikkate alındığında davacının haftalık 14 saat fazla çalışma yaptığı ancak 28.10.2011 tarihinde sendika üyesi olması nedeniyle toplu iş sözleşmesi gereğince haftalık fazla çalışma süresinin 16,5 saat olduğunun kabul edilmesi ve ücretine %100 zam uygulanarak ödeme yapılması gerektiği, davalı işverenin fazla çalışma ücretini ödediğini ispatlayamadığı, bununla birlikte tanık beyanlarıyla davacının hafta tatili ile dini bayramlarda ve resmi tatillerin yarısında çalıştığının anlaşıldığı, dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı ve davacının bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah talebinde bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.205,95TL fazla çalışma ücretinin 3.100,00TL’sine dava, geriye kalan kısmına ıslah harç tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile 3.344,38TL hafta tatili ücretinin 100,00TL’sine dava, geriye kalan kısmına ıslah harç tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile, 614,44TL ulusal bayram ve genel tatil ücretinin 100,00TL’sine dava, geriye kalan kısmına ıslah harç tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Diyarbakır 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 21.05.2015 tarihli ve 2015/2715 E., 2015/9587 K. sayılı kararı ile davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra; “…2-… Somut olayda davacının haftada 14 saat fazla mesai yaptığı kabul edilmiştir. Ayrıca bazı bordrolarda gösterilen fazla mesai miktarları ise hesaplanan fazla mesai alacağından mahsup edilmiştir. Ancak fazla mesai alacağının bordroda gösterilip, gösterilen miktarın banka aracılığı ile ödenmesi ve bu durumu davacının ihtirazı kayıt koymaksızın kabul etmesi halinde işçi artık o aylar için daha çok, fazla çalışma yaptığını ancak yazılı delille ispatlayabilecektir. Davacı da tahakkuk bulunan aylar yönünden yazılı delillerle daha çok fazla mesai yaptığını dosya içeriği itibariyle ispat edememiştir. Hal böyle olunca bordroda gösterilip banka aracılığı ile ödenen fazla mesai alacaklarına ilişkin ayların fazla mesai alacağı hesaplamasında tamamen dışlanması gerekirken, sadece ödenen miktarların mahsubu hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacı tarafça HMK 109. maddesine göre kısmi dava açıldığı, 6.5.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle davanın belirsiz alacak davası olduğu belirtilerek ıslah edildiği ve ıslah dilekçesiyle birlikte dava tarihinden itibaren faiz talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle ıslah dilekçesi ile davanın türü değiştirilemez. Dava kısmi dava olarak açılmıştır. Mahkemece, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden dava dilekçesindeki miktarlar için dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi, ıslahla arttırılan miktarlar için ıslah tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiz oranını aşmamak kaydıyla yasal faize hükmedilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmiş olması da isabetsizdir…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
10. Diyarbakır 1. İş Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1227 E., 2015/1503 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle ve Özel Dairenin birçok emsal kararında belirtildiği gibi işçi tarafından bordrolar imzalanmamışsa ve ödemeler banka aracılığıyla yapılıyorsa, hesaplanan miktardan ödenen tutar mahsup edilerek fazla çalışma ücretinin belirlenmesi gerektiği, diğer taraftan usule ilişkin işlemlerin tamamen veya kısmen ıslahının mümkün olduğu, dava dilekçesi tamamen ıslah edilerek dava konusu değiştirildiğinde, yeni dava konusunun öncekinin yerine geçeceği ve yine tek bir davanın söz konusu olacağı, faiz başlangıç tarihinin ve uygulanacak faizin bu duruma göre tespitinin ayrı bir hukuki sorun olduğu, bu nedenle Özel Daire dava türünün değiştirilemeyeceğini belirten bozma kararının bu yönden doğru bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda,
1- Fazla çalışma ücretinin hesaplanmasında, davacının imzası bulunmayan bordrolarda gösterilerek banka aracılığıyla fazla çalışma ücreti ödenen ayların dışlanmasının mı yahut ödenen fazla çalışma ücretinin hesaplanan miktardan mahsup edilmesinin mi dosya kapsamına uygun olduğu,
2- Mahkeme ve Özel Daire tarafından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilen eldeki davada; ıslah dilekçesi ile davanın türünün belirsiz alacak davası olarak değiştirilip değiştirilemeyeceği ve dava dilekçesi ile talep edilen miktar için dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizine, ıslahla artırılan miktar için ıslah tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiz oranını aşmamak kaydıyla yasal faize hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
A. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden;
13. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
14. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
15. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı ispatlaması mümkündür. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması hâlinde ise varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.
16. Yapılan açıklamalar karşısında somut olay incelendiğinde; davacının imzası bulunmayan bordrolarda belirtilen fazla çalışma ücreti tahakkuk miktarlarının banka kanalıyla davacıya ödendiği davalı işveren tarafından ispatlandığından ödenen miktarların, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan fazla çalışma ücreti alacağı tutarından mahsup edilmesi gerekir.
17. Hâl böyle olunca direnme kararı yerindedir.
18. Ne var ki, hüküm altına alınan bu alacak miktarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu hususta inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
B. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden;
19. Hukuki açıdan faiz, alacaklının talep etmeye hakkı olan bir miktar parayı kullanamaması nedeniyle parasından yoksun kaldığı süreye bağlı olarak bir hukuki işlem veya kanun hükmü uyarınca talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır. Bundan başka faiz alacağının kaynağı bir mahkeme kararı da olabilmektedir.
20. Faiz, hukuki niteliği itibariyle, yan edim olup, asıl alacağı genişleten bir yan haktır. Bu nedenle, faiz borcunun varlığı ve devamı, her şeyden önce asıl alacak hakkının varlık ve devamına bağlıdır. Asıl alacak hakkı doğmamışsa, faiz borcu da doğmaz. Keza, faiz borcu, asıl alacak devam ettiği sürece devam eder. Faiz, asıl alacağa bağlı yan hak olduğu için, asıl alacak sona ererse, faiz de sona erer (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2017, s. 1001).
21. Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun/TBK) 147. maddesinin birinci bendi uyarınca faiz alacağının asıl alacaktan ayrı olarak talep ve dava edilebilmesi mümkündür.
22. Yine TBK’nın 131. maddesinin ikinci fıkrasına göre; işlemiş faizin ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler istenebilir.
23. Bir başka anlatımla faiz, ferî bir haktır. Zira ferî hak, faiz, gecikme tazminatı, cezai şart gibi doğumu ve sona ermesi bakımından asıl alacağı bağlı olan, asıl alacağı genişletmek ya da teminat altına almak amacı güden haklardır.
24. Türk Hukukunda faiz için ilk olarak anapara faizi ve temerrüt faizi ayrımı yapılmaktadır. Aslında anapara faizi, sermaye faizi, kapital faiz, akdi faiz (sözleşme faizi) kavramları aynı anlama gelmekte olup aynı sonuçları doğurmaktadır.
25. Anapara faizi, henüz temerrüde düşmeden ödenmesi gereken faizdir. Diğer bir anlatımla; kapital yani anapara faizi, başkasının kullanımında kalan nakdi sermaye için sözleşme gereğince veya kanunen, sözleşme veya kanunda belirtilen tarihten vade tarihine kadar yürütülen faizdir.
26. Temerrüt faizi ise; borçlunun para borcunu zamanında ödememesi yanında temerrüde düşmesi üzerine temerrüt tarihinden başlayıp temerrüt devam ettikçe varlığını koruyan faiz türüdür.
27. Her iki faiz türü olan anapara faizi ve temerrüt faizi için de akdi faiz ve yasal faiz ayrımı yapılmaktadır.
28. Akdi faiz, hukuki ilişkiden kaynaklı ve taraflarca kararlaştırılmış faizdir.
29. Yasal faiz, ödenmesi kararlaştırıldığı hâlde sözleşmede oranı gösterilmeyen hâllerde ya da Kanunda faiz ödenmesi gerektiği belirtilen hâllerde ödenmesi gereken ve miktarı Kanun ile tespit edilen faiz olarak tanımlanabilir.
30. Faiz konusunda özel düzenlemelerin yer aldığı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) “Kanuni Faiz” başlıklı 1. maddesi; “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılır.
Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” düzenlenmesini içermektedir. Hâlen bu oran %9 olarak uygulanmaktadır.
31. Anılan düzenlenme uyarınca faiz ödenmesi gerekip de, bu faizin miktarının sözleşme ile tespit edilmemiş olduğu hâllerde uygulanacak yasal (kanuni) faiz oranı belirlenmiştir.
32. 3095 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki faizler” başlıklı 4. maddesi ise; “Diğer kanunların, bu Kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
33. Bazı hâllerde yasal faiz oranında faiz uygulaması yeterli görülmediğinden ilgili Kanunlarda faize ilişkin özel düzenlemeler getirilmiştir.
34. Faize ilişkin özel düzenlemeler bulunan Kanunlar arasında; 643 sayılı Kat Mülkiyet Kanunu, 5064 sayılı Banka Kartları Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu yer almakta olup bu örnekler artırılabilir.
35. Öte yandan TBK’nın 88. maddesi “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
36. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı gibi, anapara faizi ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenecektir. Burada “yedek hukuk kuralı” veya “ikame faiz” de denilebilecek olan yasal (kanuni) faiz devreye girmektedir (Aydoğdu M./ Ayan S. : Türk Borçlar ve Türk Ticaret Hukukunda Yer Alan Faiz İle İlgili Düzenlemelerin Değerlendirilmesi, 2014, s: 18).
37. Yine 6098 sayılı Kanun’un 120. maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” hükmünü içermekte olup anapara faizi ödeme borcunda olduğu gibi temerrüt faizi ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirleneceği vurgulanmıştır.
38. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun/ İş Kanunu) “Ücretin gününde ödenmemesi” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.” şeklindeki düzenleme ile işçilere gününde ödenmeyen ücret alacaklarına mevduata uygulanan en yüksek faiz oranın uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
39. Bu faiz oranı ücret niteliği taşıyan her türlü alacak hakkında söz konusudur (Süzek, S.: İş Hukuku, 2018, s:381).
40. Banka faizi, bankalar tarafından mevduata ve kredilere uygulanan faizdir.
41. Mevduat, gerçek veya tüzel kişinin sahip olduğu hazır satın alma gücünün kullanılmayarak vadeli veya vadesiz olarak bankaya bırakılmasıdır. Vadeli mevduat da belirli bir süre sonunda geri çekilmek şartıyla açılmış, bir günden daha uzun vadeli mevduat hesaplarıdır (Karmış, E.: Uygulamalı Faiz ve Alacak Hesapları Hukuku, Cilt I, 2007, s: 419).
42. Bankaların belli bir zaman sonunda veya belirli olmayan zamanlarda çekilmek üzere bankaya yatırılan paralara uyguladığı faiz oranına mevduat faizi denir.
43. Ayrıca mevduata uygulanan en yüksek faizin belirlenmesinde kamu bankası, özel banka ayrımı yapılmaz. Bunun gibi, faizin hesaplanmasında bir yıllık mevduata uygulanan faiz göz önünde tutulur (Süzek S., s:381).
44. Gelinen noktada kısaca taleple bağlılık ilkesine de değinmek gerekmektedir.
45. Bilindiği üzere, medeni usul hukuku alanında yıllar boyunca süren uygulamalar neticesinde doğru ve adil bir yargılama için bazı temel ilkeler kabul edilmiştir. Bir davanın gerek tarafları gerekse mahkeme için bağlayıcı olan ve yargılamaya yön veren bu ilkeler, mahkemelerde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesini sağlayan en temel unsurlardır. Bu kuralların yargılamanın her aşamasında gözetilmesi, hatta usul hükümleri yorumlanırken bu ilkelere aykırı ve onlarla çelişkili olacak şekilde yorum yapılmaması gerekir.
46. Medeni yargılama hukukuna hâkim olan bu ilkelerin bir bölümü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 24 ilâ 33. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
47. Bu ilkelerden tasarruf ilkesinin özel bir görünümü olan taleple bağlılık ilkesi; hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği anlamına gelmektedir.
48. Taleple bağlılık ilkesi HMK’nın 26. maddesinde;
“(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
(2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
49. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca, dava konusunu (müddeabihi) davacı belirler. Mahkeme ancak davacı tarafından belirlenen konuda karar verebilir. Davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Mahkemece talepten daha azına karar verilebilir ise de dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.
50. Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesinde; fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak kaydıyla fazla çalışma ücreti alacağı için 3.100,00TL, hafta tatili ücreti için 100,00TL, ulusal bayram ve genel tatil ücreti için 100,00TL olmak üzere toplam 3.300,00TL’nin alacakların doğum tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
51. Davacı vekili yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile de; bilirkişi raporunda tespit edilen miktara göre ıslah talebinde bulunduktan sonra bu alacakların belirsiz alacak olduğunu belirterek dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
52. Mahkemece kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılan eldeki davada; dava konusu alacaklar bakımından dava dilekçesi ile talep edilen miktarlara dava tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz, ıslah dilekçesi ile talep edilen miktarlara ise; ıslah tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanarak hüküm kurulmuştur. Nitekim Özel Daire bozma kararında da davanın kısmi dava olduğu açıkça vurgulanmıştır.
53. O hâlde mahkeme ve Özel Daire arasında eldeki davanın, kısmi dava olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığı açıktır. Kaldı ki, ıslah dilekçesi ile de davanın türünün değiştirilmesi mümkün değildir.
54. Diğer taraftan, yukarıda ayrıntılı olarak aktarıldığı üzere davacı vekili, dava dilekçesinde dava konusu alacaklara mevduat faizi yürütülmesini talep ederken ıslah dilekçesi ile de ıslah edilen alacak miktarlarına yasal faiz uygulanmasını açıkça ifade ederek talepte bulunmuştur.
55. Dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları ücret niteliği taşıdığından bu alacaklara mevduata uygulanan en yüksek faiz oranın uygulanması; İş Kanunu’nun 34. maddesinin birinci fıkrasının gereği, diğer bir anlatımla yasa gereğidir.
56. Yasal (kanuni) faiz ve oranı ise 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.
57. Öyle ise ıslah dilekçesinde talep edilen “yasal faiz” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği irdelenmelidir.
58. Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, bir kısım Kanunlarda faize ilişkin özel düzenlemeler ile farklı farklı faiz türlerinin uygulanması gerektiği hüküm altına almıştır.
59. Bu durum gösteriyor ki, faiz türlerine dair kavramların yerinde kullanılması, geniş yorumlanmaması daha isabetli olacaktır.
60. O hâlde ıslah dilekçesinde talep edilen “yasal faiz” ifadesinin 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde düzenlenen yasal faiz olduğu kabul edilmelidir. Zira bu ifadenin “yasadan kaynaklı faiz” olarak geniş yorumlanması, diğer faiz türlerinin yorumlanması yolunu da açarak kavram kargaşasına neden olacağı göz ardı edilmemelidir.
61. Bununla birlikte, davacı vekili dava dilekçesinde talep edilen alacaklara ilişkin mevduat faiz talep etmişken, ıslah dilekçesinde yasal faiz talebinde bulunarak ıslah edilen alacaklar bakımından faiz türüne ilişkin talebini değiştirme iradesini ortaya koymuştur.
62. Bu itibarla, resen dikkate alınması gereken taleple bağlılık ilkesi uyarınca, ıslah dilekçesiyle artırılan miktarlar için ıslah tarihinden yasal faiz uygulanmalıdır. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesi gereğince ödenmeyen ücret alacaklarına mevduata uygulanan en yüksek faiz oranın uygulanacağı hüküm altına alındığından hükmolunan yasal faiz oranı en yüksek mevduat faiz oranını da aşmamalıdır.
63. Bu nedenle, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerine dair ıslah dilekçesiyle artırılan miktarlar için ıslah tarihinden itibaren en yüksek mevduat faiz oranını aşmamak kaydıyla yasal faize hükmedilmesi gerekir.
64. Ayrıca, direnme kararının başlık kısmında dava tarihi 10.12.2012 olduğu hâlde 02.10.2015 olarak yazılmış ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
65. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacı tarafın, kısmi dava olarak açtığı eldeki davada fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için en yüksek mevduat faizinin uygulanmasını talep ettiği, anılan alacakların 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında kaldığı, genel kanun niteliğinde olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ve 3095 sayılı Kanun’un açıkça Özel Kanun veya sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, yasal faiz uygulanacağının belirtildiği, 3095 sayılı Kanun kapsamına 6098 sayılı Kanun ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödemelerinin alındığı, 4857 sayılı İş Kanundaki faiz ödemelerinin kapsam dışı olduğu, dava konusu alacakların İş Kanunundan kaynaklandığı ve anılan Kanunla faiz türünün düzenlendiği, bu faizin 4857 sayılı İş Kanunundan yani yasadan kaynaklandığı, dolayısıyla istenilen alacakların niteliğine göre en yüksek mevduat faiz oranının uygulanması gerektiği, ıslah ile yasal faiz istenilmesinin bu talebi sınırlamadığı, taleple bağlılık ilkesine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, bu nedenle direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
66. Hâl böyle olunca direnme kararının, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yukarıda A bölümünde ((1) numaralı uyuşmazlığa ilişkin) açıklanan nedenlerle (13-18. paragraflar arasında) direnme uygun bulunduğundan hüküm altına alınacak miktara ilişkin davalı vekilinin temyiz itirazının incelemesi yapılmak üzere dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle,
2- Yukarıda B bölümünde ((2) numaralı uyuşmazlığa ilişkin) yapılan açıklamalar dikkate alındığında (19-66. paragraflar arasında) davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.03.2021 tarihinde kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık, ücret alacakları olan fazla mesai ve tatil ücret alacakları için dava dilekçesinde en yüksek mevduat faizi uygulanmasını isteyen davacı tarafın, ıslah dilekçesinde arttırılan kısım için yasal faiz talep etmesi nedeni ile taleple bağlılık kuralı uyarınca ıslah ile arttırılan kısma en yüksek mevduat faizi uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
2. Çoğunluk görüşü ile taleple bağlılık kuralı uyarınca ıslah dilekçesinde açıkça yasal faiz talep edildiğinden, mahkemece ıslah ile arttırılan kısma yasal faiz uygulanması gerektiği, en yüksek mevduat faizi uygulanmasının hatalı olduğu kabul edilerek direnme kararı bozulmuştur.
3. Belirtmek gerekir ki yasalarda faize ve türüne ilişkin özel bir hüküm yoksa veya faiz oranı sözleşme ile daha yüksek kararlaştırılmamışsa, yasal faiz uygulanır.
4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 88/1 maddesi uyarınca, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Aynı kanunun 120. maddesine göre ise “uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
5. 3095 sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu’nun 1. Maddesinde açıkça “ Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık …oranı üzerinden yapılır” hükmüne, 4. maddesinde ise “ Diğer kanunların, bu Kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümleri saklıdır” hükmüne yer verilmiştir.
6. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesi ile yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesinde ücret alacaklarına ve kıdem tazminatına uygulanacak özel faiz türüne yer verilmiştir. 1475 sayılı kanunun 14/11 maddesine göre “Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hâkim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre, mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder”. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca ise “Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır”. En yüksek mevduat faizi uygulanacak ücretler, işçinin yalnızca “çıplak ücreti” değil, ikramiye, sosyal yardımlar gibi ücret ekleri ile gününde ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleridir.
7. Nitekim kesinleşen ilamların infaz sırasında, ilamda işçilik alacaklarına yasal faiz uygulanması istenmiş ve anılan alacağa ilgili mevzuatında en yüksek mevduat faizi uygulanması belirtilmiş ise en yüksek mevduat faiz ile icraya konulacağı ve istenebileceği Yargıtay’ın süreklilik kazanan uygulaması gereğidir (Y. 12. HD. 05.10.1998 gün ve 1998/9667 E, 1998/10103 K).
8. Taleple bağlılık ilkesine gelince; 6100 sayılı HMK.’un 26/1 maddesi uyarınca “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez”. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ilk anlam; tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir”.
9. Somut uyuşmazlıkta davacı taraf açılan kısmi dava da açıkça ücret niteliğinde olan fazla mesai ve tatil çalışmaları ücreti için en yüksek mevduat faizi uygulanmasını talep etmiştir. Anılan alacakların 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında kaldığı sabittir. Genel kanun niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu ve uygulanmasına ilişkin 3095 sayılı kanun açıkça özel kanun veya sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, yasal faiz uygulanacağını belirtmiştir. Keza 3095 sayılı kanun, kapsamına, Türk Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’na göre faiz ödemelerini almış olup, 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki faiz ödemelerini kapsam dışı tutmuştur.
10. Mahkemece hüküm altına alınan fazla mesai ve tatil ücretlerinin 4857 sayılı İş Kanunu’ndan doğduğu ve anılan kanunun 34. maddesinde de açıkça faiz türünün düzenlendiği, bu faizin 4857 sayılı İş Kanunu olan yasadan kaynaklandığı, genel kanun olan Türk Borçlar Kanunu’nun açıkça yürürlük olan mevzuat hükmüne yollama yaptığı, 3095 sayılı kanun ise İş Kanunu’ndaki ödemeleri kapsamadığı, dolayısı ile istenilen alacakların niteliğine göre en yüksek mevduat faizinin uygulanması gerektiği, ıslahta yasal faiz istenmesinin bu talebi sınırlamadığı, taleple bağlılık ilkesine aykırı bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır.
11. Sonuç itibari ile yerel mahkemenin direnme kararı isabetli olduğundan çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılınmamıştır.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: