Kapalı fatura, fatura bedelinin tahsil edildiğinin karinesidir. Bu noktada ispat yükümlülüğü ödemenin yapılmadığını iddia eden davacının üzerindedir.

Hukuk Genel Kurulu         2017/597 E.  ,  2020/501 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 02.04.2010 tarihli dava dilekçesiyle; davalının 07.08.2009 tarihli vekâletnameye istinaden müvekkili adına 2006 model Renault marka aracın satışı için vekil kılındığını, şirketin ortaklar yapısı ve yönetiminde gerçekleşen değişiklik sonrası yapılan tetkiklerde satışın 10.08.2009 tarihinde gerçekleştiği ve bedelinin davalı tarafından müvekkili şirkete ödenmediğinin tespit edildiğini, bunun üzerine gönderilen ihtarnameden de sonuç alınamadığını, zira davalının cevabi ihtarda savunduğu dava dışı … isimli kişiye ödeme yapıldığı şeklindeki iddianın müvekkili şirketi bağlamayacağını, bu kişinin şirket adına işlem yapmaya yetkili biri olmadığını ileri sürerek satış bedeli olan 30.000,00TL’nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; galericilik yapan…’in yanında sigortalı işçi olarak çalıştığını, davacı şirkete ait, dava konusu aracı satmak isteyen … isimli kişi ile Metin Özdil’in 23.000,00TL’ye satış konusunda anlaştıklarını, ancak aracın şirket üzerine kayıtlı olması nedeniyle …’in aracın şirketten olan alacağına karşılık olarak kendisine verildiğini, satış ve devir için gerekli vekâletname ve aracın borcu bulunmadığına dair evrakı getireceğini söylediğini, 250,00TL kaparo verdiklerini, sonrasında bu kişinin müvekkilinin satış yapabilmesi için davacı şirketten vekâletnameyi getirdiğini ve aracı teslim ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin 10.08.2009 tarihinde noterde devir işlemini yaptığını, aynı gün 22.750,00TL’yi havale ettiklerini, daha sonra
da davacı şirketin satışa ilişkin kapalı faturayı…’e kargo ile gönderdiğini, satış sözleşmesindeki 30.000,00TL’nin aracın noterdeki beyan değeri olduğunu, oysa aracın pazarlık sonucu 23.000,00TL’ye satın alındığını, müvekkilinin aracın sahibi olan şirketi veya vekâletnamede geçen şirket yetkililerini hiç tanımadığını, galerilerde araç alış-satışının bu usulle yürütüldüğünü, davacının alacağını temin edemediği yönünde bir iddiası varsa muhatabının … olduğunu, müvekkilini vekil kıldığı vekâletnameye dayanarak para talep edilmesinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu, araç ellerinden rızaları dışında çıkmış olsa idi durumun kolluk güçlerine bildirmesi gerektiğini, bu işlemi yapmamalarını ve hiç tanımadıkları hâlde müvekkiline ve diğer kişilere neden vekâlet verdiklerini davacı tarafın açıklamak durumunda olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli ve 2010/675 E., 2013/5 K. sayılı kararı ile; davacı şirket tarafından 10.08.2009 tarihli KDV dâhil 30.000TL bedelli 316594 seri nolu kapalı faturanın alıcı…’e gönderildiği, kapalı faturaların mal bedelinin ödendiğine karine teşkil ettiği, bu durumda bedelin ödenmediğini ispat yükünün davacıya ait olduğu, davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 23.10.2013 tarihli ve 2013/13841 E., 2013/25953 K. sayılı kararı ile; “Davacı ile davalı arasında vekâlet ilişkisi olduğunda duraksama yoktur. Gerçekten de vekil, vekâleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür (BK. md. 390/2). Eş söyleyişle, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür (BK. md. 392/1). Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler evleviyetle dâhildir. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde vekilin, müvekkile karşı, onun bu yüzden uğradığı zararı tazmin yükümlülüğünün ortaya çıkacağı da çok açıktır. Bu ilke ve kurallar altında somut olaya bakıldığında davalı satışa konu bedeli davacıya ödediğini ispat etmelidir. Davalı, dosya kapsamındaki delillerle iddiasını ispatlayamamıştır. Öyle olunca mahkemece, varsa davalıya yemin delili hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davalının vekâleten sattığı malın bedelini davacı müvekkiline veya onun talimatı ile gösterdiği 3. bir şahsa verdiğini ispat etmesi gerekirken, ispat külfeti ters çevrilerek yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Mahkemece 17.04.2014 tarihli ve 2014/102 E., 2014/204 K. sayılı kararıyla ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait aracın vekili olan davalı eliyle satıldığı olayda, satış sözleşmesi çerçevesinde davacının (dava dışı) alıcı adına kapalı fatura tanzim etmiş olmasının davalının vekâlet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde edimini ifa ederek tahsil ettiği satım bedelini davacıya teslim ettiğini ispata yeterli ve elverişli sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için ispat yükü kavramı ve ilgili mevzuat hükümlerinin kısaca açıklanmasında yarar vardır.
13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1 maddesi].
14. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
15. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlendiği gibi, usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, HMK’nın 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
16. Eldeki uyuşmazlıkta davacı şirket, kendilerine ait aracın satışı konusunda davalıya vekâletname verdiklerini, bu vekâletnameye istinaden satışın gerçekleşmesine rağmen bedelinin şirkete ödenmediğini ileri sürdüğünden vekâlet sözleşmelerine değinilmesi yerinde olacaktır.
17. Vekâlet sözleşmesi, somut uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 386. maddesinin 1. fıkrasında “Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül ettiği hizmetin ifasını iltizam eyler.” şeklinde tanımlanmıştır.
18. Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Yalçınduran T.: Vekalet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).
19. Bu tanımlamadan vekâlet sözleşmesinin unsurları: vekilin, bir iş görme borcunu üstlenmesi; iş görme borcunun, başkasının menfaatine yapılması; iş görme borcunun, müvekkilin iradesine uygun olarak yerine getirilmesi; vekilin, edim sonucunu değil, edim fiilini üstlenmesi; vekilin, iş görme borcunu yerine getirirken bağımsız hareket etmesi ve ücret (ki bu unsur zorunlu değildir) biçiminde sıralanabilir.
20. Kural olarak vekâlet sözleşmesinin kapsamı, Borçlar Hukukumuzun genel hükümlerine ve genel ilkelere bağlı olarak tarafların rızalarına göre belirlenir. Ancak, şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların vekâlet sözleşmesinin konusunu oluşturması hukuken olanaklı değildir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereği bu emredici kural dışında kalan her konuda vekâlet sözleşmesi yapılabilir. Eğer, tarafların iradeleri sözleşmenin kapsamının belirlenmesi konusunda yol gösterici değil ise veya sözleşmede bu hususa değinilmemiş ise BK’nın 388. maddesinin 1. fıkrasının düzenlemesine göre sözleşmenin kapsamı sözleşmenin ilişkin olduğu (taalluk ettiği) işin niteliğine göre belirlenecektir.
21. BK’nın 392. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca, müvekkilin istemi hâlinde vekil, vekâlet sözleşmesi konusu olan ve yapmış bulunduğu işin hesabını ona vermek durumundadır. Bu borç, sözleşmenin kurulması ile doğar ve mutlak surette sözleşmenin ifasına bağlı değildir, hâlin icabına göre sözleşmenin sona ermesinden sonra da devam edebilir. Söz konusu hesap verme borcu, vekilin göreviyle ilgili mali konularda, daha açık bir anlatımla aldığı mal veya paralar, yaptığı harcamalar hakkında ve aldığı avans ve masrafları nerelerde kullandığı hususlarında hesap vermek ve buna ait belgeleri müvekkile ibraz etmek zorunluluğunu getirir. Bir anlamıyla sadakat borcunun gereği olarak bilgi vermek yükümünün de bir türü olan bu borç vekilin başkasına ait bir iş görmesinin doğal sonucudur; gerçekten, işi görülen kimsenin (müvekkilin) işe başlanıp başlanmadığını, işin nasıl yürütüldüğünü ve sonuçlandırıldığını bilmeye ihtiyacı vardır.
22. Dosya kapsamından aracın dava dışı … isimli kişinin elinde olduğu, bu kişi tarafından Bursa ili, Karacabey ilçesinde oto galeri bayii olarak faaliyet gösteren dava dışı…’in iş yerine satılmak üzere getirildiği, davalı …’in de bu iş yerinde çalışan kişilerden olduğu, aracın davacı şirket adına kayıtlı olması nedeniyle satış için vekâlete ihtiyaç duyulması üzerine, Manisa’da faaliyet gösteren davacı şirketin Manisa 3. Noterliğinin 07.08.2009 tarih ve 11571 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile aralarında davalının ve dava dışı alıcı…’in de bulunduğu on bir kişiye, aracın satışı ve bedellerinin tahsili yönünde yetki verdiği, söz konusu vekâletnameye istinaden Karacabey 1. Noterliğinin 10.08.2009 tarih, 8080 yevmiye numaralı işlemiyle davacı şirketi temsilen davalı …’in aracı…’e sattığı anlaşılmaktadır. Davacı, şirket yönetiminin el değiştirmesi sonrası yapılan tetkiklerde satış bedelinin kendilerine ödenmediğinin anlaşıldığını ileri sürerek sözleşmeden yaklaşık dört ay sonra, vekili sıfatıyla hareket eden davalıdan satış bedelinin ödenmesi hususunu içeren ihtarnameyi keşide etmiştir.
23. Bu noktada satış bedelinin araç sahibi davacıya ödenip ödenmediği konusunda ispat yükünün davanın hangi tarafına düştüğünün belirlenmesi gerekir.
24. Yukarıda değinildiği üzere vekâlet sözleşmelerinde kural olarak vekil, hesap verme borcu çerçevesinde vekâleten gerçekleştirdiği işlemlerde yükümlülüklerini sözleşmeye uygun surette yerine getirdiğini ispatla mükelleftir.
25. Ne var ki, içeriği hakkında hiçbir itiraz ileri sürmediği vekâletnamesinde davacı şirket, davalının en başından beri dile getirdiği savunmalarına parelel şekilde, oto galerici alıcı ve onun yanında çalışan kişilere satış yetkisi vermiş, aracı getiren dava dışı … adına “araç bedeli” açıklamasıyla satışın gerçekleştiği gün alıcı… tarafından 22.750,00TL havale edilmiş, yine aynı gün sözleşmede satış bedeli olarak gözüken 30.000,00TL’ye ilişkin olarak da davacı şirket alıcı adına A 316594 nolu faturayı keserek alıcıya göndermiştir.
26. Aslı davalı tarafça dosyaya sunulan ve davacı tarafından da inkâr edilmeyen söz konusu fatura kapalı fatura niteliğindedir. Bilindiği üzere satıcının, düzenlediği faturanın alt kısmına kaşe ve imza koymasına faturanın kapatılması (akide edilmesi) denir ve bu durum ticari bir örf ve adet kuralı olarak bedelin tahsil edildiğine karinedir (Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2015 tarihli, 2013/19-1950 E., 2015/1251 K. sayılı kararı).
27. Söz konusu karine satış sözleşmesinin tarafları arasında geçerli olduğundan eldeki uyuşmazlığa konu vekâlet ilişkisine doğrudan uygulanması mümkün değil ise de somut olayın davacı tarafından inkâr edilmeyen ve ayrıntıları ile açıklanan özelliklerine göre, kapalı olarak tanzim ettiği faturanın varlığına rağmen satış bedelinin kendisine ödenmediğini, vekilin vekâlet görevinin gereklerini ve hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ispat yükünün artık davacıda olduğunun kabulü gerekir.
28. Dosya kapsamı itibariyle davacı bu hususu ispata elverişli delil sunamadığı gibi mahkemece hatırlatıldığında yemin deliline de başvurmadığından ispat olunamayan davanın reddine karar verilmesi netice itibariyle yerindedir.
29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde, kapalı faturanın davalı lehine karine teşkil etmeyeceği ve tek başına ispata elverişli olmadığı, bu yöndeki mahkeme gerekçesinin hatalı olduğu, vekilin aracılık ettiği satıştan aldığı bedeli müvekkiline teslim ettiğini ispat etmesi gerektiği, aynı yöne işaret eden Özel Daire kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olmakla bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
30. Diğer yandan, direnmeye ilişkin gerekçeli kararın başlığında dava tarihi 02.04.2010 olması gerekirken yanlış şekilde 20.02.2014 olarak gösterilmiş ise de bu husus mahallinde her zaman giderilebilecek maddi hata olarak kabul edildiğinden işin esasına etkili görülmemiştir.
31. Sonuç olarak direnme kararının yukarıda açıklanan geniştilmiş gerekçeler doğrultusunda onanması gerekir.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda gösterilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.07.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: