Mağdurenin rızaları dahilinde ilişkiye girdiklerine ilişkin CD çözümleme tutanağının bulunması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde; yurt dışında ikamet eden ve üniversite öğrencisi olan, cinsel saldırı suçunun kötülüğünü idrak edip bu fiile direnememesi için bedensel ve ruhsal engeli bulunmayan, sanığın olası baskısından kurtulmasına rağmen yıllarca şikayet hakkını kullanmayan mağdurenin zorla cinsel saldırıya maruz kaldığına ilişkin şikâyeti genel hayat tecrübelerine aykırıdır.

Ceza Genel Kurulu         2020/185 E.  ,  2021/149 K.

“İçtihat Metni”


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza

Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık …’ın TCK’nın 102/2, 102/5, 43, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 17 yıl 6 ay, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/5, 43, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.11.2014 tarihli ve 184-252 sayılı kısmen resen temyize tabi hükümlerin sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 04.05.2015 tarih ve 1701-6022 sayı ile;
“Mağdurenin 23.07.2013 tarihli şikâyet dilekçesi üzerine sanık hakkında başlatılan soruşturma kapsamında verdiği 23.07.2013 ve 28.11.2013 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığı beyanlarında sanık ile arasında gerçekleşen son cinsel ilişkinin tarihi ve yeri konusunda çelişkili açıklamalarda bulunması, akabinde yargılama sırasında dosya arasına giren 17.06.2014 tarihli dilekçe içeriği, 29.08.2014 tarihli bilirkişi raporu, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamından, sanık ile mağdurenin 1999 yılından 2010 yılına kadar Fransa’da karşılıklı rızaya dayanan karı koca hayatı yaşadıkları, 2010 yılında mağdurenin İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanarak Türkiye’ye gelmesi üzerine sanıkla bir süre daha görüşmeye devam ettiği, öğrenim hayatı devam ederken mağdurenin hemşehrisi olan ve fırıncılıkla iştigal eden tanık Mehmet ile tanıştıktan sonra aralarındaki ilişkiyi bitirmeye yönelik beyanları üzerine sanığın elinde bulunan cinsel ilişkiye dair video kaydı ile fotoğrafları gerek ailesine gerek arkadaş çevresine yayacağından bahisle mağdureye birçok kez şantaj yapmasına karşılık bu şantajlardan dolayı mağdurenin sanıkla cinsel ilişki kurduğuna dair dosyaya yansıyıp aşamalarda değişen ve birbiriyle çelişen soyut beyanları dışında mahkûmiyete yeter kesin delil ve emare bulunmadığı anlaşıldığından, sanığın beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 11.11.2015 tarih ve 281-275 sayı ile;
“…Olay tarihinde 19 yaşında olan mağdurenin ruhsal bunalım yaşadığı sırada Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından din görevlisi olarak görevlendirilen sanığın mağdurenin ailesinin yaşadığı yerde camiye gidip geldiği, sanığın mağdureye psikolojik olarak destek olacağı ve ona dini vecibeleri öğreteceği vaadiyle mağdurenin dini duygularını istismar edip mağdureyle dini nikâh kıydığı ve daha sonra da mağdureyle cinsel olarak birlikte olduğu, mağdurenin belli bir zaman sonra buna rıza göstermediği ancak sanığın mağdure üzerinde psikolojik baskı kurduğu ve mağdurenin de, yaşadığı çevrenin bu hususu kabul etmeyeceği ve toplum tarafından dışlanacağı korkusuyla ve daha sonraki dönemlerde sanığın kendisine büyü yapıldığı, büyüyü çözmesi gerektiğini, kendisini okuması gerektiği tarzındaki dini söylemlerle mağdureyi baskı altına aldığı, onunla değişik zamanlarda cinsel birliktelik yaşadığı, mağdurenin artık sanıkla birlikte olmak istememesi üzerine sanığın daha önceden cep telefonunu aldığı, cinsel görüntüleri çevresine yayacağı tehdit ve şantajıyla mağdurenin buna boyun eğdiği, böylece sanığın ilk başta mağdurenin dini duygularını istismar ederek ve üzerinde manevi baskı kurarak daha sonra mağdurenin açıkça rıza göstermemesi üzerine tehdit ve şantajla mağdurenin rızası dışında değişik zaman ve yerlerde mağdureye karşı organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğu, mağdurenin bir çok kez ıssız ve ormanlık alana sanığın kiraladığı araçlarla zorla götürüldüğü ve cinsel birliktelik yaşamak için sanığın mağdurenin hürriyetini engellediği ve sanığın, rıza göstermemesi üzerine mağdureye çektiği görüntüleri internet ortamında yayacağı, ailesine ve okula rezil edeceğinden bahisle tehdit ve şantajda bulunduğu, böylece sanığın mağdureye karşı ruh sağlığını bozacak şekilde değişik zamanlarda nitelikli cinsel saldırı ve yine mağdureye karşı değişik zamanlarda cinsel amaçla hürriyeti tahdit suçlarını işlediği,” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın ilk hükümler gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2016 tarihli ve 36935 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 209-1690 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.03.2017 tarih ve 432-1577 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 21.03.2019 tarih ve 649-243 sayı ile;17.11.2014 ve 11.11.2015 tarihli kararların Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.09.2019 tarihli ve 90168 sayılı “onama” istekli ek tebliğnamesiyle kararına direnilen daireye gönderilmiş, Yargıtay 14. Ceza Dairesince 03.03.2020 tarih ve 7040-1655 sayı ile; 5271 sayılı CMK’nın 237/2. maddesine göre Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının temyiz istemi, kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından bahisle reddedilmiş, Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında şantaj suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın 1947, mağdurenin ise 1979 tarihinde doğduğu, sanığın resmî olarak 1968 yılında evlendiği, 1999 yılında tanışan sanık … mağdurenin ise kendi aralarında imam nikâhı kıydıkları, sanığın 1999-2013 yılları arasında Fransa’da, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı DİTİB’de (Fransa Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) çalıştığı, mağdurenin ve ailesinin Fransa’da ikamet ettikleri, mağdurenin 2010 yılı ve sonrasında İzmir’de ilahiyat fakültesinde eğitim gördüğü (katılan mağdure …’tan kararın devam eden kısımlarında “mağdure” şeklinde söz edilecektir.),
Mağdurenin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 23.07.2013 tarihli dilekçede; sanık ile 1999 yılında kardeşinin vefat ettiği gün tanıştığını, yardımcı olacağından bahisle sanığın kendisiyle samimi olduğunu, bir süre sonra sanığın, görüşmelerinin caiz olmadığını, günaha girdiklerini söyleyip nikâh kıymak istediğini, kimsenin bulunmadığı bir ortamda iken nikâhlandıklarını söyleyerek sanığın kendisini istismar ettiğini, süreç içerisinde bir çok kez rızasına aykırı olarak sanığın kendisiyle birlikte olduğunu, karşı çıktığında sanığın fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, elindeki görüntüleri ailesine ve çevresine yaymakla ve yaşadıklarını anlatmakla tehdit ettiğini, bu gelişmeler üzerine kendisinin Türkiye’ye geldiğini, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okumaya başladığını, sanığın üç ayda bir Türkiye’ye tedavi olmak maksadıyla geldiğini, kendisini ziyaret edip tehdit ve şantajda bulunarak zorla ilişkiye girdiğini, Türkiye’ye son gelişinde yani 20.06.2013 tarihinde sanığın yine kendisini telefonla aradığını, fakülteye geldiğini, konuşup aralarındaki sorunları çözeceğinden bahisle kendisini bir kafeye götürdüğünü, fakültede sınavda olduğu esnada çantasında bulunan kimlikleri sanığın almış olduğunu kafede sanıktan öğrendiğini, ardından sanığın “Benimle gelmek zorundasın.” dediğini, sanığa onunla birlikte olmak istemediğini, davranışlarını sürdürmesi hâlinde onu şikâyet edeceğini belirttiğini, bunun üzerine sanık tarafından tartaklandığını, hakaret ve küfüre maruz kaldığını, “Dünyayı sana dar ederim. Sen beni yaktın. Ben de seni yakarım. Sen beni ailemden ayırdın. Ben de seni ailenden ve çevrenden ayıracağım. Okulundan attıracağım. Benimle iyi geçin. Bana muhtaç olduğunu ve her şeyin benim elimde olduğunu unutma. Beni sinirlendirirsen gömleğini yırtarım. Seni herkese rezil ederim.” demek suretiyle ve elinde bulunan görüntüleri ailesine ve çevresine göstermekle tehdit ettiğini, görüntüleri çoğalttığını söylediğini, bu yaşananlara tesadüfen orada bulunan arkadaşı tanık …’in de şahit olduğunu belirttiği,
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.11.2013 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına yazılan müzekkerede; mağdurenin kullandığını beyan ettiği 053x xxx 4x 52 numaralı telefonu 01.07.2013-30.07.2013 tarihleri arasında arayan/mesaj gönderen abonelerin açık kimlik ve adreslerinin bildirilmesinin ve arama/mesaj kayıtlarının gönderilmesinin talep edildiği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının 26.11.2013 tarihli cevabi yazısında; 01.07.2013-30.07.2013 tarihleri arasındaki kayıtların gönderildiği, belirtilen tarihler arasındaki kayıtlar incelendiğinde; ilk iletişimin 04.07.2013 tarihinde saat 15:09’da yapıldığı,
24.07.2013 tarihinde kolluk görevlilerince mağdureye ait telefon üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen mesaj tespit tutanağına göre; 04.07.2013 tarihinde saat 01.41’de sanığın 33xx72x28x0 numaralı telefonundan mağdurenin telefonuna gönderdiği mesajda; “Seyrettikten sonra okuldan da atılabilirsin. İlahiyatın ahlâkına bu sığmaz. Gelir gelmez Muammer Beyle bizi bekliyor. Zorla sahip olmak ha. Yazıklar olsun sana. İlicalardaki otelleri ne çabuk unuttun. Boy boy resimleri. Sana hep dua ettim. Şimdi ise; diyorum ki zehir zukkum olsun. Yurdun yuvan olmasın. Mutluluk yüzü görmeyesin. Beni bitirdin. Kan kusturdun. Allah da sana kustursun. Güzelliğinin hayrını görme… Son.”, 01.12.2010 tarihinde saat 11.01’de gönderdiği mesajda; “Şu an fırıncıyla olduğunu biliyorum. Öğrenciler dekana haber veriyorlar bu kızın burada ne işi var diye. Bayram da dekan da geliyor. Muammer Beyi ara, işin ciddiyetini öğren. Bu cumartesi Metz’e gidiyoruz. Annen beni kabul etmedi. Ama Recep kabul etti. Her şey gün yüzüne çıkacak.”, 01.12.2010 tarihinde saat 11.12’de gönderdiği mesajda; “Sonu ölümde sen çok büyük yanlış yaptın. Bu boynuzu ben taşıyamam. Sen de çekmelisin. İşini çoktan bitirirdim ama Muammer Bey engelliyor. Hepsini okulun internetine koyacam. Tabi Metz’e de 14 tane bellek hazırladım. Cumartesi hepsini dağıtacağım. Bunu sen istedin. Adam gibi konuşmaya geldim. Sen yeni dostunu karıştırdın olaya. Altıma yatarken kimse yoktu. Sade ormanlar ve oteller vardı. Ben eridim. Senin de ailenin de eridiğini göreceğim inşallah. Baban da zaten kahrından ölmek üzere. Onun katili de sen olacaksın. Tıpkı benim katilim olduğun gibi.”, 01.12.2010 tarihinde saat 11.03’te gönderdiği mesajda; “Ailene şimdiden duyur. 11.Yıllık 14 yıllık evli olduğunu şok geçirmesinler. Cumartesi günü belgeleri görünce. Çünkü o gün bütün Metz duyacak. Bir tek şansın kaldı. O gün yetişirsen kurtulursun. İftira atmayı göreceksin. Artık seni hiç kimse paklayamaz. Bir adamın hayatıyla oynamanın ne olduğunu göreceksin. Kullanıp kullanıp atmayı da. Annen baban beni mecbur dinleyecek. Şerefleri varsa tabi. Annen de görecek şerefsizin kim olduğunu. Arkadaşlarına da birkaç resim gönderdim. Sana gelenlerden. Sana ulaşamadıklarını söylüyorlar. Bir gün bir şekilde ulaşırlar. O da cumartesinden önce bir tek çıkış yolun var benimle konuşurken karara bağlaman. Bu da son çağrım. Karar senin. Gerçi karar yeni dostuna geçti. Umurumda değil. Bana gelince. Ben burada turist değilim. Emekliyim. Yakında dönüyorum. Biraz itibarım sarsılır. Olan sana olur. Ne Türkiye’de ne de Fransa’da bir yere girme şansın olmaz.” şeklinde içeriklerin bulunduğu ve mesajların bu şekilde devam ettiğinin belirtildiği,
06.12.2013 tarihinde bilirkişi tarafından dosyaya sunulan CD çözümleme tutanağı sanığın bilgisi dışında mağdure ile arasında geçen özel hayatın gizliliği kapsamında kalan görüşme kaydına ilişkin olup hukuka uygun şekilde elde edilmediğinden hükme esas alınamayacaktır.
02.07.2014 tarihinde sanık müdafisi tarafından mağdure ve sanık arasında olduğu belirtilen yazışmaların renkli çıktılarının mahkemeye sunulduğu, yapılan incelemede; Dadaş Türkiye ismiyle kaydedilen kişinin 05×5 8xx 9x 98 numaralı cep telefonunu kullandığının anlaşıldığı, söz konusu numara ile sanığın kullandığı numara arasında 31.03.2013-19.04.2013 tarihli mesajlaşmaların olduğu, mesajlaşmalarda;
“Sanığın kullandığı numaradan 31.03.2013 tarihinde saat 22.09’da: Dadaşım beni bekleme. misafirler gitmedi. sabah görüşürüz, öptüm.
05xx 85x 9x x8 numaralı telefondan 31.03.2013 tarihinde saat 22.12’de: Bende seni bekledim ararsın diye… Artık sabah görüşürüz inşallah.
05xx 85x 9x x8 numaralı telefondan 01.04.2013 tarihinde saat 12.06’da; Üzgünüm yeni derse girdim. 2de bitiyor sonra ararim inşallah.
Sanığın kullandığı numaradan 19.04.2013 tarihinde saat 11.26’da; Dadasim h, Cumalar, güzel rabbim bugün hürmetine bedenine sağlık, ömrüne bereket. derslerine başarılar ihsan etsin. optm. Dadasim.” şeklinde içeriklerin bulunduğu, ayrıca sanığın kullandığı iddia edilen numaradan tarihi ve saati belli olmayan ve altında “Gönderiliyor” yazan, mağdureye ait mağdurenin masada oturduğu esnada çekilmiş bir fotoğrafın 05xx 85x 9x x8 numaralı telefona gönderilme aşamasında olduğu,
Mağdurenin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 29.07.2013 tarihli dilekçede; davasından feragat ettiğini belirttiği,
02.07.2014 tarihinde mağdure adına hazırlanıp imzasız olarak İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılan dilekçe ile dilekçenin ekinde bulunan “TCK 267 1 yıl, TCK 269/3’ü iniyor. cay 1/6 sı 20 gün para cezasına çevriliyor” içeriğindeki müsvedde bir kağıdın adli emanete alınmasına karar verildiği, (Sanığın kızı Fatma Servet Çakan’ın tanık sıfatıyla dinlendiği 02.07.2014 tarihli duruşmada mağdurenin söz alarak tanığın söz konusu kağıdı kendisine imzalatmak istediğini beyan ettiği, tanığın da mağdurenin söz konusu belgeyi imzalamaması üzerine ona kağıdı yazılı olarak verdiğini ifade ettiği); söz konusu dilekçede mağdurenin; her ne kadar savcılık ifadesinde ve mahkemede sanığın kendisine zorla sahip olduğunu iddia etmiş ise de olayların 2010-2011 yıllarında yaşandığını, 2011 yılından sonra sanıkla karı koca hayatlarının devam ettiğini, son kez Fransa’da meydana gelen cinsi münasebetlerinin rızaya dayalı olduğunu, sanığın kendisini ihmal edip ailesiyle samimiyetini artırması nedeniyle onu kıskandığını ve 2010-2011 yıllarında münakaşalar yaşadıklarını ancak bu olaylardan sonra 3 yıl daha sanıkla ilişkilerinin rızasına dayalı olarak devam ettiğini, sanığın kendisini ihmal etmesi nedeniyle 2013 yılında yaptıkları telefon görüşmelerini kayıt altına aldığını, telefon görüşmesinde anlatılan olayların 2010-2011 yıllarına ait olduğunu, sanığın ceza almasını ve hapiste yatmasını istemediğini, şikâyetinden ve katılma talebinden vazgeçtiğini belirttiği,
28.11.2013 tarihinde İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapora göre; mağdurenin hymeninde eski yırtık saptandığı, akut veya kronik fiili livatanın tıbbi delillerine rastlanmadığı ve vücudunda herhangi bir travmatik lezyon saptanmadığı,
03.03.2014 tarihinde İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen heyet raporuna göre; depresif bozukluk tanısı konulan mağdurenin maruz kaldığı iddia edilen cinsel saldırı fiiline ilişkin olarak ruh sağlığının bozulduğunun mütalaa edildiği,
04.07.2014 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen heyet raporunda; mağdureyle yapılan görüşmede; 1999 yılında kardeşinin kanser hastalığı nedeniyle ölümü üzerine tanıştığı sanık tarafından defalarca cinsel ilişkiye zorlandığını, bu durumun 2013 yılına kadar devam ettiğini belirttiği, maruz kaldığı olaylar neticesinde 2000 yılında ilk psikiyatrik başvuruda bulunduğunun, o dönemde tedirginlik, korku, bayılma mevcut olup iki defa ilaç içmek suretiyle intihara teşebbüs ettiğinin öğrenildiği, mağdurenin takip eden yıllarda birden fazla psikiyatrik başvuruda bulunduğunu ve aldığı tedavilerden fayda görmediğini bildirdiği, korku, tedirginlik, çevresindekilerin kendisiyle ilgili kötü düşüncelere sahip olduğunu düşünme şikâyetinin sürdüğünü ifade ettiği, mağdurenin psikiyatrik muayenesinde; duygu durumunun depresif, affektinin ağlamaklı olduğu, dikkat-konsantrasyon bozukluğu, insomni, anoreksi tespit edildiği, söz konusu bilgiler ışığında mağdurenin ruh sağlığının kalıcı olarak bozulduğunun mütalaa edildiği,
11.06.2014 tarihinde İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince düzenlenen tutanağa göre; sanık müdafisi tarafından sunulan flash bellek incelendiğinde; iki adet öz çekim fotoğrafının bulunduğu, resimlerde sakallı bir erkek ile siyah-beyaz renkte başörtülü bir kadın olduğu, flash bellekte ayrıca 6 dakika 42 saniyelik bir video kaydının bulunduğu, videoda yer alan kişilerin fotoğraflardakilerle aynı kişiler olduğu, içeriğinde söz konusu kişilerin otomobilde cinsel ilişkiye girdikleri, flash bellekte bulunan 2 adet fotoğrafın ve videodaki kişilerin yalnızca yüzlerini gösterir çıktı alınıp flash belleğin sanık müdafisine iade edildiği,
29.08.2014 tarihinde bilirkişi tarafından sunulan rapordan; videonun bir kadın ve erkeğin cinsel ilişkiye girdikleri esnada çektikleri görüntüyü içerdiğinin, kayıt cihazını zaman zaman kadının kullandığının gölgelerden anlaşıldığının ve kadının erkek şahsa “Mevlüt”, erkek şahsın kadına “Remziye” şeklinde ve “Karım, kocam.” şeklinde hitap ettiklerinin, cinsel ilişki anında cebir, zorlama veya tehdit içeren bir an veya konuşmanın hissedilmediğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure … 23.07.2013 tarihinde Savcılıkta; ailesinin 1983 yılından itibaren Fransa’nın Metz şehrinde işçi olarak çalışıp emekli olduklarını, hâlâ orada ikamet ettiklerini, 1999 yılında vefat eden kardeşinin cenaze işleriyle ilgilenen sanıkla tanıştıklarını, o tarihlerde psikolojik sorunlarının olduğunu, sanıkla bu konuları konuştuğunda sanığın, kendisine yardımcı olacağını söyleyip ilgilendiğini ancak görüşmelerinin dinen sakıncalı olduğunu, o nedenle dini nikâh kıymaları gerektiğini söylediğini, kabul ettiğini, sık sık görüşmeye başladıklarını, sanığın kendisini birçok kez Metz şehrinde ormana götürüp orada tehdit ederek zorla ırzına geçtiğini, utandığı için olayı ailesine ve çevresine anlatamadığını, ailesinin durumu hakkında sanığın bilgi sahibi olduğunu, sanığın yaşadıkları şeyleri ailesine anlatacağından bahisle kendisini tehdit ettiğini, son olarak 2010 yılında üniversite sınavını kazanarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine kayıt yaptırdığını, öğrenci arkadaşlarıyla kaldığını, adresini ve okulunu öğrenen sanığın İzmir’e geldiği zamanlarda kendisinin yanına uğradığını, telefon açıp söylediği yere gelmesini istediğini, sanığın üç ayda bir Türkiye’ye gelerek kendisini mutlaka yanına çağırdığını, kiraladığı araçlarla ıssız yerlere götürüp kendisine tecavüz ettiğini, en son 20.06.2013 tarihinde sanığın fakülteye gelerek kendisini bulduğunu, kendisi sınavdayken okulda bulunan çantasındaki kimlikleri ve banka kartlarını sanığın ele geçirdiğini, sanığın, kendisiyle görüşmek istemesi üzerine bir kafeye gidip konuştuklarını, sanığa ayrılmak istediğini, artık görüşmek istemediğini söylemesi üzerine sanığın, kolundan tuttuğunu, sanıktan kurtulmak isterken gömleğini sanığın özellikle yırttığını, daha sonra kimliklerinin ve banka kartının elinde olduğunu söyleyerek arabaya binmesini istediğini, kendisinin mecbur kalarak kabul ettiğini, sanığın kendisini Limontepe’nin arka tarafında bulunan Toki evleri ve Radar mevkisine götürdüğünü, arabayı ıssız bir yere çekip hakaret ve tehdit ederken sanığın arabasını takip eden tanık …’in yanlarına geldiğini, sanık … tanık Mehmet’in daha önceden tanışıklıklarının bulunduğunu, sanığın tanık Mehmet’i görünce kızdığını, o esnada kendisinin sanıkta olan kimliklerini ve banka kartlarını geri aldığını, bu olaydan önce sanığın 2013 yılının Nisan ayının başlarına doğru Türkiye’ye geldiğini, kendisini arabayla alıp bilmediği ıssız bir yere götürdüğünü, sürekli cinsel birleşme görüntülerinin olduğunu söyleyip istediği şeyleri yapması konusunda tehdit ettiğini, o nedenle yine sanığın istediği şeyleri yapmak zorunda kaldığını, istemediği hâlde sanıkla cinsel ilişki yaşadığını, sanığa herhangi bir şekilde mukavemet etmediğini, karşı koyması hâlinde elindeki görüntüleri ailesine göndereceğinden ve hayatını zindan edeceğinden bahisle sanığın kendisini tehdit ettiğini, hatta bir telefon görüşmelerinde de tehditlerini devam ettirip elindeki görüntülerden bahsettiğini, kendisinin o konuşmayı telefonuna kaydettiğini, söz konusu kaydın dinlenmesini ve tutanağa geçirilmesini istediğini, korkması nedeniyle sanığın yaptıklarına mecburen rıza gösterdiğini, sanığın 1947 doğumlu ve evli olduğunu, Fransa’da Türkiye Diyanet İşleri’ne bağlı DİTİB’den emekli olduğunu, 1999-2013 yılları arasında kendisine tehdit ve şantajla tecavüz eden sanıktan şikâyetçi olduğunu,
16.09.2013 tarihinde Kollukta; savcılığa verdiği dilekçede ve ifadede cinsel saldırıya uğradığı ve darbedildiğini beyan ederek şikâyetçi olduğunu ancak şikâyetinden vazgeçtiğini, aradan uzun zaman geçmesi ve bazı diğer nedenlerden dolayı doktor raporu aldırmak istemediğini,
28.11.2013 tarihinde Savcılıkta; ifadesinde belirttiği cinsel saldırı olayının Fransa’da yaşandığını, kardeşinin vefatı üzerine sanıkla Fransa’da tanışıp görüşmeye başladıklarını, bu şekilde görüşmelerinin dinen sakıncalı olduğunu sanığın belirttiğini, bu nedenle aralarında 1999 yılının sonunda imam nikâhı kıydıklarını, sanığın kendisine karı koca olduklarını, bu nedenle cinsel ilişkiye rıza göstermesi gerektiğini söylediğini, sanığın bu taleplerine karşı çıktığını, 1999 yılında sanığın kendisine ayetler okuyup üzerinde manevi baskı oluşturduğunu, bu dini korkular nedeniyle sanığın cinsel ilişkide bulunmasına ses çıkaramadığını, bir süre sonra bu ilişkinin bitmesini istediğini, başka biriyle evlenmeye karar verdiğini, sanığa karşı çıktığını, sanığın önce evlenmesine rıza gösterdiğini, sonra ise engel olduğunu, “Sana büyü yapmışlar. Sağlıklı düşünemiyorsun. Bu nedenle beni reddediyorsun. Sağlıklı düşünemediğin için ben senin gerçek duygularını gösterdiğine inanmam.” dediğini, 2006 yılına kadar sanıkla cinsel ilişkide bulunmayı sürdürdüğünü, istemediği hâlde sanığın manevi baskı yaparak kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğunu, 2006 yılında sanığın, kendisini Fransa’da ormanlık bir alana götürüp cinsel ilişkide bulunmak istediğini söylediğini, sanığa karşı çıktığını, sanığın silahı çıkararak ağzına soktuğunu, “Reddedersen önce seni sonra kendimi vururum.” dediğini, sanığa “Vurabilirsin.” dediğini ancak sanığın vurmayıp kendisine zorla cinsel saldırıda bulunduğunu, yaşadıklarını kimseye anlatamadığını, 2010 yılına kadar Fransa’da kaldığını, 2006-2010 yılları arasında sanığın kendisini zorlayarak ve ailesi ile çevresine duyuracağından bahisle tehdit ederek cinsel ilişkiyi sürdürdüğünü, 2010 yılında okumak için İzmir’e geldiğini, sanığın Denizlili olduğunu, akciğer rahatsızlığı bulunduğu için üç ayda bir Türkiye’de muayene olup ilaç alıp gittiğini, Türkiye’ye her geldiğinde kendisinin yanına uğradığını, sanığın gelmesini istemese de sanığın “Benim maddi manevi desteğime ihtiyacın var. Sağlıklı düşünemediğin için beni istemiyorsun. Ben kendimi sana adadım.” dediğini, bazen kendisini okuldan alıp çeşitli yerlere götürdüğünü, götürdüğü yerlerde de ilişkiye zorlayıp cinsel ilişkide bulunduğunu, sanığın, kendisini psikolojik yönden de etkileyip ailesiyle arasını bozduğunu, bir önceki ifadesinde sanığın en son geldiğini söylediği tarihte sanığın kendisine cinsel saldırıya teşebbüste bulunduğunu ancak başarılı olamadığını, 2013 yılı şubat tatilinde Fransa’ya gittiğini, en son sanıkla Fransa’da cinsel ilişkiye girdiklerini, yaklaşık 9 aydır bir cinsel ilişki olmadığını, sanığın sürekli kendisini telefonla rahatsız edip tehdit, hakaret ve şantajda bulunduğunu, yaşadıklarına dayanamayınca 23.07.2013 tarihinde şikâyetçi olduğunu, arkadaşlarını, ailesini ve çevresini arayan sanığın, kendisi hakkında çirkin benzetmelerde bulunduğunu öğrendiğini, ailesinin durumdan haberdar olacağından korkup sanığa yönelik şikâyetinden vazgeçtiğini ancak dilekçe ve ifadesinde belirttiği olayları yaşadığını, sanığın kendisine yönelik cinsel saldırı eylemini normal yoldan yaptığını,
Birinci celsede Mahkemede; sanıkla tanıştıktan sonra samimiyetlerinin arttığını, talebi üzerine birlikteliklerinin olduğunu, sonraki dönemlerde ilişkilerinin sanığın zorlamasıyla gerçekleştiğini, 24.07.2013 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta belirtilen kendisine ait telefonda kayıtlı olan mesajları gönderen kişinin sanık olduğunu, o tarihte kullandığı telefon numarasını net bir şekilde hatırlamadığını ancak şu anda 53x x49 x0 x2 numaralı telefonu kendisinin, 53x 6x84x44 numaralı telefonu ise sanığın kullandığını, sanık müdafisi tarafından sorulması üzerine; sanıkla tanıştıktan sonra ailesiyle ilişkilerinin daha kötüye gittiğini, kardeşinin sağlık problemleri olduğunu, sonra vefat ettiğini, o nedenle iyi olmadığını, sanıkla o dönemde tanışıp ona inandığını, o dönemde ailesiyle her ailede olduğu gibi gençlik döneminde yaşanabilecek problemler yaşadığını, Fransa’da ikamet ederken psikolojik tedavi gördüğünü, bir başkasıyla arkadaşlığının olmadığını, İzmir’de ikamet eden akrabalarının olduğunu ancak şahsen onları tanımadığını, kendisinin herhangi bir kişiden burs talebinde bulunmadığını ancak sanığın yardımcı olmak istediğini söyleyerek kendisine burs temin ettiğini, sanıkla ilk ilişkisinin Fransa’da başladığını, son ilişkilerinin yine Fransa’da olduğunu, Türkiye’de ise son üç yıl içinde yaşandığını, kendisi dekan yardımcısının odasına gittiğinde sanığın da geldiğini, istemediği hâlde odaya girip çantasını, özel eşyalarını ve telefon rehberini karıştırdıktan sonra kredi kartları ile kimliklerini aldığını, sanıkla en son yaşadığını belirttiği olaydan sonra kendisinin de sanığın telefonunu ve pasaportunu aldığını,
İkinci celsede Mahkemede; mağdureye, sanıkla cinsel ilişkilerine dair CD’nin sorulması üzerine; sanığın kendisine dini nikâhlı olduklarını söyleyip kayda almak istediğini belirttiğini, başka videoların da olduğunu ancak kendisinin onları sildiğini, sanığın “Bunu yapmadığımız takdirde Allah’ın lanetine uğrayacağız.” benzeri sözler söylediğini, bu sebeple rıza gösterdiğini, sanığın aradığı zamanlarda ona cevap vermediği takdirde baskı yapıp tehditte bulunduğunu, sanıktan ev ve araba talep etmediğini, eve çıkmak ve araba almak istediğinde de sanığın karşı çıkarak, “Kibir, gurur, kibir şeytandandır. Sen ilahiyatçısın. Hava mı atacaksın?” şeklinde sözler söylediğini,
Üçüncü celsede Mahkemede; tanık Mehmet ile duygusal bir ilişkisinin olmadığını, sanıktan ev, araba veya maddi bir talepte de bulunmadığını, şikâyetçi olmadan sanığı uyardığını, sanığın ise “Dost ve çevrem çok. Türk adalet sisteminin yabancısısın. Sonuç alamazsın.” dediğini,
Dördüncü celsede Mahkemede; 2006 yılında silahla saldırı ve tecavüz olayının olduğunu, ondan sonra her şeyin kötüye gittiğini, dosyada çözümü yaptırılan cinsel birlikteliğe ilişkin CD’nin 2006 yılından sonrasına ait olduğunu ancak tam zamanını hatırlamadığını, videodaki konuşmalarda kendisinin o şekilde konuşmasını sanığın istediğini, sanığın cinsel gücünün zayıf olduğunu, o şekilde tatmin amacıyla kendisini konuşturduğunu, o tarihte kendisinin vicdanının rahat olmadığını, sanığın bu kadar yalancı ve sahtekâr olduğunu bilmediğini, sanığın bir çok kişiyle beraber olduğunu bildiğini ancak sanığın inkar ettiğini, kendisinin de o kurbanlardan birisi olduğunu, böyle insanların kadınları bir meta, eşya, sanığın tabiriyle seks makinası olarak gördüklerini, hatta sanığın kendisine “Seni bırakmamı istiyorsan falanca arkadaşını bana ayarla.” dediğini, silah doğrultarak zorla ilişkiye girme olayının 2006’da olduğunu, sonrasında da baskıyla devam ettiğini, Adem isimli kişiyle nişanlandığını, sanığın o nişanı bozduktan sonra kendisiyle tekrar görüşerek büyüyü bozması gerektiğini söylediğini, büyüyü kimin yaptığını, nasıl yaptığını yoksa sanığın kendisinin mi yaptığını bilmediğini, Adem ile 2006 yılının Ocak ayında nişanlandığını, Ağustos ayında nişanın bozulduğunu,
Beşinci celsede Mahkemede; mağdureden sorulması üzerine; 2010 yılında fakülteye girdiğini, okuma konusunda ailesinin kendisine maddi ve manevi desteğinin olduğunu, ayrıca sahip olduğu iş yerinden elde ettiği gelirle ve aldığı bursla eğitimini sürdürdüğünü, sanığın ise maddi desteğinin olmadığını, sanığın İzmir’e geldiği bir zamanda kendisini de götürmek istediğini, ona tabi olmasını söylediğini, bu nedenle sanıkla gittiğini, sanığın çevresindeki insanlara kendisini kastederek “Ailesi dışladı. Ben destek oluyorum.” dediğini ancak bunun doğru olmadığını, dosyaya bir tanesi ibraz edilen ilişki görüntülerinin Fransa’da çekildiğini, Türkiye’de çekilen bir görüntü olmadığını, sanığın, kendisine kredi kartlarını aldığını, bunu ona bağlı olması için yaptığını, Türkiye’de bulunduğu dönem içinde sanığın Türkiye’ye her geldiği zaman daha önce de anlattığı şekilde kendisiyle birlikte olduğunu, birlikteliklerin çok sayıda yaşandığını, sayısının sorulması üzerine; beşin üzerinde meydana geldiğini, Fransa’da da şikâyette bulunduğunu ancak bir şekilde sanığın araya birilerini koyup korkuttuğunu, o şikâyetlerden de sonuç alamadığını,
Tanık … 24.07.2013 tarihinde Kollukta; fırıncı olduğunu, mağdureyi müşterisi olması nedeniyle tanıdığını, sanığı da mağdureyle birlikte fırına geldikleri için tanıdığını, sanığın mağdureyi kızı olarak tanıtıp ona göz kulak olmalarını istediğini, yaklaşık iki ay önce bir kafenin önünde sanığın mağdureyi tartakladığını gördüğünü, aracıyla trafikte seyir hâlinde olması nedeniyle duramadığını, uygun bir yerde dönüş yaptıktan sonra sanık … mağdurenin bir araçla gitmekte olduklarını gördüğünü, onları takip ettiğini, sanık … mağdurenin araçla ıssız tepelik bir yere gittiklerini, aracın yanında durduğunu, sanığa “Kızım diye tanıttığın kişinin burada ne işi var? Kafede neden tartakladın?” diye sorduğunu, sanığın cevap vermeyerek yalnız bir şekilde araca binip oradan uzaklaştığını, kendisinin mağdureyi gitmek istediği yere bıraktığını, mağdurenin, sanığın tehdit ve zorla 14 yıldır kendisini cinsel olarak istismar ettiğini söylediğini, sanığın gönderdiği bazı mesajları kendisine okuttuğunu, mesajlarda sanığın mağdureyi tehdit ettiğinin açıkça görüldüğünü,
Mahkemede; mağdureyle 3 yıl önce tanıştığını, hemşehrisi olduğunu, mağdurenin sanığı hocası olarak tanıttığını, sanığın da “Bu benim kızım size emanet.” şeklinde sözler söylediğini, sonraki zamanda sanığın Fransa’ya gittiğini, mağdurenin de okula gidip geldiğini, tarihini hatırlamadığı bir günde bir müşteriden alacağını tahsil etmek için giderken yol kenarında sanığın mağdureyi tartakladığını gördüğünü, trafik yoğun olduğu için orada duramadığını, ileriden dönüp yanlarına gitmek istediğinde sanık ile mağdurenin bulundukları yerden ayrıldıklarını fark ettiğini, telefonla mağdureyi aradığını, mağdurenin kendisine bir şey söylemediğini, sadece telefonu açtığını, sanığa “Yaşam Parka girelim. Orada konuşalım.” dediğini ve tartıştıklarını duyduğunu, arabayla oraya gittiğini, sanıkla mağdurenin arabanın arka koltuğunda oturduklarını gördüğünü, sanığa “Bana kızım diye hitap ederek teslim ettiğiniz kişiyi buraya mı getiriyorsunuz?” diyerek bağırdığını, sanığın cevap vermeden arabayla oradan ayrıldığını, mağdureyi kendisinin yanında çalışan işçinin evine bıraktığını, mağdureyle kendisinin herhangi bir duygusal ilişkisinin bulunmadığını, bu olaydan bir hafta sonra fakülte dekanı ve yardımcısıyla görüştüğünü, sanığın da orada olduğunu, mağdurenin almış olduğu sanığa ait pasaportu dekan yardımcısına daha önce teslim ettiğini, sanığın daha önce mağdurenin çantasından aldığı banka kartları ve kimlikleri ise orada sanıktan aldığını,
Tanık Ömer Dumlu Mahkemede; mağdurenin fakültede hocası olduğunu, derslerinde ona yardım ettiklerini, Fransa’dan geldiği için Türkçesinin zayıf olduğunu söyleyen mağdurenin kendileriyle Türk kökenli bir hocasını tanıştırmak istediğini söylediğini, bir gün sanık … mağdurenin birlikte geldiklerini, sanığın “Hocam bu kızımın okuması lazım. Ben buraya yönlendirdim.” şeklinde sözler söylediğini, aradan bir yıl geçtikten sonra sanığın yine geldiğini, mağdurenin derslerindeki bazı sıkıntılarını konuştuklarını, sanığın ikinci gelişinden altı ay sonra tanık Muammer’in kendisine mağdureyle ilgili bazı sıkıntılar duyduğundan bahsettiğini, “Fırıncı Mehmet ile Mevlüt’ü odama davet ettim. Konuşacağım. Siz de bulunursanız iyi olur.” dediğini, sanık … tanık Mehmet’in birbirlerini mağdureye bir şey yaptıkları konusunda itham ettiklerini, sanığın “Ben bu kızı şu kadar okuttum. Burs verdim.” dediğini, tanık Mehmet’in “Sandığın gibi aramızda bir şey yok.” dediğini, sanığın da tanık Mehmet’in de mağdureyi sahipleniyor gibi bir hâllerinin olduğunu, onlara nasihatte bulunup ayrıldığını, sorulması üzerine; mağdurenin gelip sanıkla ilgili aleyhe bir beyanda bulunmadığını, mağdure ve sanığın birlikte geldikleri zaman mağdurede herhangi bir tedirginlik hissetmediğini,
Tanık Muammer Erbaş Mahkemede; mağdurenin gelerek ailesinin okuma taraftarı olmadığını, gönülsüz olduklarını, kendisine bu aşamaya gelmesinde sanığın yardımcı olduğunu ve onu kendileriyle tanıştırmak istediğini söylediğini, sanıkla tanıştıklarını, sanığın “Bu kıza sahip çıkın. Bunu Avrupa’dan buraya zor şartlarla getirdim.” dediğini, bir gün sanığın Fransa’dan telefonla aradığını, mağdurenin okulu bırakacağından bahsettiğini, “Bir fırına takılıyormuş. Kötü yola düşmesinden korkuyorum.” dediğini, mağdureyi çağırdığını, mağdurenin “Özel sebeplerim var.” diyerek bir şey söylemediğini, sanığın konuşmasından mağdureye bahsettiğini, mağdurenin “Ben kendisiyle fazla görüşmek istemiyorum. İşlerime çok karışıyor.” dediğini, sanığın tekrar telefon ettiğini, “Fırıncı ile görüşebilir misiniz?” dediğini, fırıncı olan tanık Mehmet’in mağdurenin akrabası olduğunu, ona yardım ettiğini, kendisinin de Erzurumlu olduğunu söylediğini, haberleri olmadan sanığın gelip mağdureyle konuştuğunu, sonra itişip kakıştıklarını sanıktan öğrendiklerini, sanığın, pasaportunun tanık Mehmet’te olduğundan, mağdurenin kartlarının ise kendisinde kaldığından söz ettiğini, mağdureyi telefonla arayıp sanığın pasaportunu istediğini, pasaportu getiren mağdureye “Bu hocayı sen tanıştırdın. Kötü biri mi?” şeklinde soru sorduğunu, mağdurenin “Yok.” dediğini, daha sonra kendisinin Strazburg ilahiyat fakültesine ders vermeye gittiğini, sanığın orada kendisine açılıp olayı anlattığını, mağdureyle duygusal ilişkileri olduğunu, kendisini zorladığını, bir sene direndiğini, mağdurenin kötü yollara düşeceğinden bahsettiğini, o nedenle imam nikâhı kıydığını söylediğini, sanığa tepki gösterdiğini, sanığın kızgın ve öfkeli olduğunu ancak sanığa bu durumun yanlış olduğunu, ikisinin de hatalı olduğunu söylediğini, daha sonra Türkiye’ye döndüğünü, sanık … tanık Mehmet’le orada buluşup konuştuklarını, sorulması üzerine; silah çekme, zorlama ve tehdit hususunda bilgisinin olmadığını, pasaportu mağdurenin bıraktığını, sanığın da kartları getirdiğini, sanık, mağdurenin babası ve kendisinin bir camide denk geldiklerinde mağdurenin babasının sanığa “Kızımın hayatını mahvettin.” gibi sözler söylediğini,
Tanık Fatma Servet Çakan Mahkemede; sanığın kızı olduğunu, 11 yıldır annesiyle yaşadığını, babasının yurtdışında görevli olduğunu, o süre boyunca mağdureyi tanıdığını, mağdurenin bir hafta ve başka bir zamanda ise gün boyunca kendilerine misafir olduğunu, babasının mağdureye “Kızım.” şeklinde hitap ettiğini, mağdurenin ise babasına “Hocam.” şeklinde hitap ettiğini, babasının mağdureyi kızı gibi gördüğünü, mağdureyle ilk duruşmadan sonra konuştuğunda mağdurenin “Ben de böyle olmasını istemezdim. Benim amacım babanı korkutmaktı. Olaylar buraya kaydı. Annen için üzülüyorum. Hakkını helal etsin.” dediğini, babası ve mağdurenin bir arada oldukları zamanlarda samimi olduklarını, hatta bu yüzden biraz rahatsızlık duyduklarını ancak sonra durumu yanlış yorumladıklarını düşündüklerini, babasının mağdure ne derse onu yaptığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık 12.12.2013 tarihinde Kollukta; 1996 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının açtığı sosyal yardımcı sınavını kazanıp gittiği Fransa’nın Metz şehrinde Türkiye’den gelen kişilere din eğitimi verdiğini ve ailevi problemlerinde onlara yardımcı olduğunu, o tarihlerde mağdurenin bir kız ve bir erkek kardeşinin de eğitim verdiği yere geldiklerini, mağdurenin kız kardeşi Nazmiye’nin kendisine mağdureden ve onun sorunlarından bahsettiğini, aileden dışlandığını anlattığını, “Onu getirsek okutur musunuz?” şeklinde soru sorduğunu, Nazmiye’ye olumlu cevap verdiğini, daha sonra mağdureyle tanıştığını, ona hem sosyal hem de dini yönden bilgi vermeye başladığını, 1999 yılında kardeşi vefat eden mağdurenin bunalıma girdiğini, mağdure ve ailesiyle sürekli görüşerek ruhsal bunalımdan kurtulmasını sağladığını, mağdurenin meslek lisesinde okurken okulun kendisini İtalyan bir terzinin yanına staja gönderdiğini, 16 yaşında onunla, ardından Faslı bir erkekle birlikte olduğunu anlattığını ve ayrıca halasının ve teyzesinin oğullarıyla beraber olduğuna dair mektuplar gösterdiğini, mağdurenin daha fazla yıpranmaması için arkadaşının oğluyla onu nişanladığını ancak mağdurenin ailesinin istememesi nedeniyle evliliğin gerçekleşmediğini, mağdureye iş yeri açtığını ancak onun işte başarılı olamadığını, kendisinin 2002 yılında Türkiye’ye dönüp emekli olduğunu, 2003 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının teklifiyle Strazburg şehrinde sözleşmeli olarak çalışmaya başladığını, Fransa’da dinler arası diyalog başlattığını ve çeşitli televizyon kanallarında diğer din mensuplarıyla programlar yaptıklarını, mağdureyle orada tekrar ilgilenmeye başladığını, ikamet ettikleri yerlerin arasındaki uzaklığın 150 km olduğunu, tanıdığı Adem isimli bir kişiyle mağdureyi tanıştırdığını, nişan eşyası almak için Türkiye’ye gidecekleri zaman mağdurenin kız kardeşi ve annesinin Adem’e, mağdurenin bâkire olmadığını söylediklerini öğrendiğini, o sırada kendisinin ameliyat olduğu için Denizli’de hastanede yattığını, Adem ve mağdurenin Bursa’ya geldiklerini duyduğunu, Adem’in kendisini ziyaret edip “Hocam sen bana kimi tavsiye etmişsin.” diyerek sitemde bulunduğunu, ardından Bursa’ya döndüğünü, orada mağdureye “Madem sen kız değilsin, benden neden sakladın?” diyerek mağdureyi taciz ettiğini ve cinsel ilişkiye girdiğini mağdureden öğrendiğini, mağdurenin ruhsal dengesinin bu olaydan sonra tamamen bozulduğunu, onunla yine de görüşmeyi kesmediğini, mağdurenin 2010 yılı içerisindeyken Türkiye’de okumak istediğini söylediğini, Almanya’nın Köln şehrine kızını sınava götüren bir arkadaşıyla mağdureyi de gönderdiğini, mağdurenin ilahiyat fakültesini kazandığını, mağdureyi fakültenin dekan yardımcısı ve bazı hocalarla tanıştırdığını, bir cemaat evine yerleştirdiğini, ev sahibesine emanet ettiğini, mağdurenin 2 yıl boyunca problemsiz bir şekilde okuduğunu, 3. sınıfta mağdurenin ev sahibesinin telefonla arayıp mağdurenin 20 gündür eve gelmediğini belirttiğini, fakültedeki hocalarının ise mağdurenin okula devam etmediğini söylediklerini, bunun üzerine Türkiye’ye geldiğini, birkaç ay önce mağdurenin kendisiyle tanıştırdığı fırıncı tanık … ve fırında çalışan bir kadının evinde kaldığını mağdurenin arkadaşından öğrendiğini, fırının fakülteye yakın olduğunu, fakültedeki hocaların kendisine mağdureyle fırıncıyı uygunsuz bir şekilde gördüklerini söylediklerini, mağdureyle görüştüğünü, ona kendisine yaptığı onca iyilikten ve Fransa’dan gönderdiği onca burstan sonra neden bunları heba ettiğini sorduğunu, kendisinin yerine söz konusu burslarla bir başka öğrencinin eğitim görebileceğini ve o kişinin hakkını yediğini mağdureye söylediğini, dekanın yanına gittiğinde mağdurenin derslerinin kötü olması nedeniyle tanık Mehmet’i çağırdıklarını, dekanın onunla görüştüğünü, mağdureyi neden kötü yola ittiklerini ve okumasına engel olduklarını sorduğunu, Mehmet’in ise mağdureye yardımcı olduğunu, onun okumasını istediğini söylediğini, ardından Mehmet’in kendisine “Senin yardımını istemiyor. Karışma ona.” dediğini, o esnada mağdurenin sınavdan çıkarak yanlarına geldiğini, mağdureye “Gel konuşalım.” dediğini, pastaneye gittiklerini, mağdureye Limontepe’ye gitmeyi önerdiğini, aracı yol kenarında durdurduğunda Mehmet’in gelip mağdureyi aracın arka koltuğundan indirerek kendi aracına bindirdiğini, “Sen bana emanet etmiştin. Ben bakıyorum. Sana ne gerek var?” dediğini, halbuki kendisinin Mehmet’i tanımadığını, ona mağdureyi emanet etmediğini, Mehmet’le kendisini mağdurenin tanıştırdığını, Mehmet’e “Ben kendim geldim. Sana ne gerek var?” dediğini, Mehmet’in ise “Bir daha Remziye’yi arama. Ben ona bakıyorum. Okutacağım. Ev de tutacağım.” diyerek yanından ayrıldıklarını, mağdureyle Fransa’da da Türkiye’de de cinsel ilişkiye girmediklerini, ona imam nikâhı kıymadığını, elinde cinsel ilişki görüntüsü ya da mağdurenin çıplak görüntüsünün bulunmadığını, mağdureye tehdit ve hakaret etmediğini, mağdurenin Limontepe’ye rızasıyla çıktığını, mağdureyi 14-15 yıldır tanıdığını, mağdurenin bir banka kasası kiraladığını, mağdureye ayarladığı burslar ve verdiği paraların bir kısmıyla mağdurenin 20-25 adet Cumhuriyet altını alıp kasaya koyduğunu, Mehmet’in bu paraları alabilmek için kendisine iftira attırdığını,
Birinci celsede Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; mağdureyi fakülteye başladığında bir cemaat evine yerleştirdiklerini, ilk aylardan itibaren mağdure hakkında şikâyetler gelmeye başladığını, onu emanet ettiği yetkililerden birisinin arayıp mağdurenin değişik erkeklerle eve gelmesi nedeniyle onu evden atacaklarını söylediğini, onlara mağdurenin kazanılması gerektiğini söyleyip ricada bulunduğunu, bir yıl önce mağdurenin kendisini tanık … ile tanıştırdığını, Mehmet’in kendisine yardım ettiğini, parasız ekmek, börek ve çörek, ramazanlarda ise iftar ve sahur yemekleri verdiğini söylediğini, halbuki kendisinin ona Fransa’dan burs gönderdiğini, bir yıl önce mağdurenin kendisini tanıştırdığı dekan ve dekan yardımcısının telefonla arayıp mağdurenin okula devam etmediğini söylediklerini, aynı zamanda ev sahibinin de mağdurenin eve gelmediğini söylediğini, daha sonra onunla görüşmediğini, mağdurenin okumasını istediğini, onunla cinsellik yaşamadığını, mağdurenin kendisine iftira atmasını gerektirecek bir davranışının olmadığını, mağdurenin en son girdiği sınavdan sonra ona “Bir yere gidip konuşalım. Bu kadar yardımdan sonra okuman gerekir. Ancak okula devam etmiyorsun.” dediğini, mağdurenin “Sen karışamazsın. Bana yardım eden birisi var. Mehmet Bey bana yardım ediyor. Bana ev kiraladı. Araba da verdi. Sana ihtiyacım kalmadı.” dediğini, sonra ona ilgisini kestiğini, ayrıca mağdurenin kendisinin telefonunu arabadan aldığını, bir hafta sonra dekan yardımcısından telefonunu geri aldığını, bir mesaj çekilmişse bu zaman aralığında mağdurenin çekmiş olabileceğini, kayda alınan telefon görüşmesindeki tabanca çekme, tecavüz, büyü ile ilgili konuşma dökümünün okunup sorulması üzerine; öyle bir şey olmadığını, 3×6 x7x 7x 8×0 numaralı telefonun kendisine 2013 yılının sekizinci ayında geçtiğini, daha önce İsmail Demir isimli birisinin kullandığını öğrendiğini ancak İsmail Demir ile doğrudan bir arkadaşlığının olmadığını, söz konusu mesajları kendisinin göndermediğini, 05×7 6xx x3 x4 numaralı telefonu kullandığını,
İkinci celsede Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; celse arasında müdafisince sunulan mağdureyle girdiği cinsel ilişki görüntülerini içeren CD’nin sorulması üzerine; daha önce mağdurenin daha çok zarar görmemesi için cinsel ilişkiyi inkar ettiğini, bu nedenle özür dilediğini,
Üçüncü celsede Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; ilk celsede 45 yıllık bir kariyerinin olması ve ailesinin bu durumu bilmemesi nedeniyle doğruyu söyleyemediğini, mağdureyle 1999 yılında tanışıp yakınlaştıklarını, zorla bir şey yaşanmadığını, ailesinin onu dışladığını, bu nedenle mağdurenin kendisine cinsellik ötesi bir bağ ile bağlı olduğunu, 2010 yılına kadar bu şekilde devam ettiğini, 2013 yılının Mart ayında mağdurenin Türkiye’de bulunduğu sırada kendisinin de yurt dışında olduğunu ve telefon görüşmelerinde bazı nahoş durumlar yaşandığını hissettiğini, Türkiye’ye geldiğinde ona “Hayatında başkası varsa ben ayrılabilirim.” dediğini, mağdurenin “Yok.” dediğini, yurt dışına döndükten sonra mağdurenin başkasıyla ilişkisi olduğunu söylemesi üzerine dünyaların başına yıkıldığını, sadece mağdurenin okumasını istediğini, okulda hocalarıyla görüştüğünü, mağdurenin hemşehrisi olan tanık Mehmet’e mağdureyi teslim ettiğini, mağdure ile Mehmet arasındaki ilişkiden sonra bu iddia ve şikâyetlerin yapıldığını,
Dördüncü celsede Mahkemede; video kaydının 2012 yılına ait olduğunu,
Altıncı celsede Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; görüntülerin 2011 yılına ait olduğunu, zor kullanılmadığını, talebe-hoca ilişkisi olmadığını, onu tanıdığında 20-21 yaşlarında olduğunu, mağdurenin hocası olmadığını, 7-14 yaş arası çocukları okuttuğunu, mağdurenin kendisinin gelip öğretici olarak çalıştığını, ilişkinin rızaya dayalı olduğunu, ona asla bir kötülük yapmadığını, kendisini hava alanında mağdurenin karşıladığını, zorla bir yere gitme olayının olmadığını,
Savunmuştur.
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latince’de ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık … mağdurenin 1999 yılında Fransa’da mağdurenin erkek kardeşinin vefatından sonra tanıştıkları, sanığın resmî olarak başka bir kişiyle evli olduğu ancak sanık … mağdurenin kendi aralarında imam nikâhı kıydıkları,
Mağdurenin savcılıkta alınan ilk beyanında; 1999 yılında sanıkla tanıştıklarını, o tarihlerde psikolojik sorunlarının olduğunu, sanıkla bu konuları konuştuğunda sanığın, kendisine yardımcı olacağını söyleyip ilgilendiğini ancak görüşmelerinin dinen sakıncalı olduğunu, o nedenle dini nikâh kıymaları gerektiğini söylediğini, kabul ettiğini, sık sık görüşmeye başladıklarını, sanığın kendisini birçok kez Metz şehrinde ormana götürüp orada tehdit ederek zorla ırzına geçtiğini, utandığı için olayı ailesine ve çevresine anlatamadığını, ailesinin durumu hakkında bilgi sahibi olan sanığın yaşadıkları şeyleri ailesine anlatacağından bahisle kendisini tehdit ettiğini, son olarak 2010 yılında üniversite sınavını kazanarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine kayıt yaptırdığını, öğrenci arkadaşlarıyla kaldığını, adresini ve okulunu öğrenen sanığın İzmir’e geldiği zamanlarda kendisinin yanına uğradığını, telefon açıp söylediği yere gelmesini istediğini, sanığın üç ayda bir Türkiye’ye gelerek kendisini mutlaka yanına çağırdığını, kiraladığı araçlarla ıssız yerlere götürüp kendisine tecavüz ettiğini, en son 20.06.2013 tarihinde sanığın fakülteye gelerek kendisini bulduğunu, kendisi sınavdayken okulda bulunan çantasındaki kimlikleri ve banka kartlarını sanığın ele geçirdiğini, öğleden sonra kendisini Limontepe’nin arka tarafında bulunan Toki evleri ve Radar mevkisine götürdüğünü, arabayı ıssız bir yere çekip hakaret ve tehdit ederken sanığın arabasını takip eden tanık …’in yanlarına geldiğini, bu olaydan önce sanığın 2013 yılının Nisan ayının başlarına doğru Türkiye’ye geldiğini, kendisini arabasıyla alıp bilmediği ıssız bir yere götürdüğünü, sürekli cinsel birleşme görüntülerinin olduğunu söyleyip istediği şeyleri yapması konusunda tehdit ettiğini, o nedenle yine sanığın istediği şeyleri yapmak zorunda kaldığını, istemediği hâlde sanıkla cinsel ilişki yaşadığını, sanığa herhangi bir şekilde mukavemet etmediğini, karşı koyması hâlinde ailesine elindeki görüntüleri göndereceğinden ve hayatını zindan edeceğinden bahisle sanığın kendisini tehdit ettiğini, hatta bir telefon görüşmesinde de tehditlerini devam ettirip elindeki görüntülerden bahsettiğini, kendisinin o konuşmayı telefonuna kaydettiğini, söz konusu kaydın dinlenmesini ve tutanağa geçirilmesini istediğini, korkması nedeniyle sanığın yaptıklarına rıza göstermek zorunda kaldığını, 1999-2013 yılları arasında kendisine tehdit ve şantajla tecavüz eden sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Savcılıkta alınan ikinci beyanında; ifadesinde; ifadesinde belirttiği cinsel saldırı olayının Fransa’da yaşandığını, kardeşinin vefatı üzerine sanıkla Fransa’da tanışıp görüşmeye başladıklarını, sanığın, bu şekilde görüşmelerinin dinen sakıncalı olduğunu belirtmesi üzerine 1999 yılının sonunda imam nikâhı kıydıklarını, sanığın, karı koca olduklarını, bu nedenle cinsel ilişkiye rıza göstermesi gerektiğini söylediğini, sanığın bu taleplerine karşı çıktığını, 1999 yılında sanığın kendisine ayetler okuyup üzerinde manevi baskı oluşturduğunu, bu dini korkular nedeniyle sanığın cinsel ilişkide bulunmasına ses çıkaramadığını, bir süre sonra bu ilişkinin bitmesini istediğini, başka biriyle evlenmeye karar verdiğini, sanığa karşı çıktığını, sanığın önce evlenmesine rıza gösterdiğini, sonra ise engel olduğunu, “Sana büyü yapmışlar. Sağlıklı düşünemiyorsun. Bu nedenle beni reddediyorsun. Sağlıklı düşünemediğin için ben senin gerçek duygularını gösterdiğine inanmam.” dediğini, 2006 yılına kadar sanıkla cinsel ilişkide bulunmayı sürdürdüğünü, istemediği hâlde sanığın manevi baskı yaparak kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğunu, 2006 yılında kendisini Fransa’da ormanlık bir alana götürüp cinsel ilişkide bulunmak istediğini söylediğini, karşı çıktığında sanığın silahı çıkararak ağzına soktuğunu, “Reddedersen önce seni sonra kendimi vururum.” dediğini, sanığa “Vurabilirsin.” dediğini ancak sanığın vurmayıp kendisine zorla cinsel saldırıda bulunduğunu, yaşadıklarını kimseye anlatamadığını, 2010 yılına kadar Fransa’da kaldığını, 2006-2010 yılları arasında sanığın kendisini zorlayarak ve ailesi ile çevresine duyuracağından bahisle tehdit ederek cinsel ilişkiyi sürdürdüğünü, 2010 yılında okumak için İzmir’e geldiğini, sanığın Denizli’li olduğunu, akciğer rahatsızlığı bulunduğu için üç ayda bir Türkiye’de muayene olup ilaç alıp gittiğini, Türkiye’ye her geldiğinde kendisinin yanına uğradığını, sanığın gelmesini istemese de sanığın “Benim maddi manevi desteğime ihtiyacın var. Sağlıklı düşünemediğin için beni istemiyorsun. Ben kendimi sana adadım.” dediğini, bazen kendisini okuldan alıp çeşitli yerlere götürdüğünü, götürdüğü yerlerde de zorla cinsel ilişkide bulunduğunu, sanığın, kendisini psikolojik yönden de etkileyip ailesiyle arasını bozduğunu, bir önceki ifadesinde sanığın en son geldiğini söylediği tarihte sanığın kendisine cinsel saldırıya teşebbüste bulunduğunu ancak başarılı olamadığını, 2013 yılı Şubat tatilinde Fransa’ya gittiğini, en son sanıkla Fransa’da cinsel ilişkiye girdiklerini, yaklaşık 9 aydır bir cinsel ilişki olmadığını, ailesinin durumdan haberdar olacağından korkup sanığa yönelik şikâyetinden vazgeçtiğini ancak dilekçe ve ifadesinde belirttiği olayları gerçekten yaşadığını, sanığın kendisine yönelik cinsel saldırı eylemini normal yoldan yaptığını,
Birinci celsede Mahkemede; sanık ile tanıştıktan sonra samimiyetlerinin arttığını, talebi üzerine birlikteliklerinin olduğunu, sonraki dönemlerde ilişkilerinin sanığın zorlamasıyla meydana geldiğini,
İkinci celsede Mahkemede; sanıkla cinsel ilişkilerine dair CD’nin sorulması üzerine; sanığın kendisine dini nikâhlı olduklarını söyleyip kayda almak istediğini belirttiğini, başka videoların da olduğunu ancak kendisinin onları sildiğini, sanığın “Bunu yapmadığımız takdirde Allah’ın lanetine uğrayacağız.” benzeri sözler söylediğini, bu sebeple rıza gösterdiğini,
Dördüncü celsede Mahkemede; 2006 yılında silahla saldırı ve tecavüz olayının olduğunu, ondan sonra her şeyin kötüye gittiğini, dosyada çözümü yaptırılan CD’nin 2006 yılından sonrasına ait olduğunu ancak tam zamanını hatırlamadığını, videodaki konuşmalarda kendisinin o şekilde konuşmasını sanığın istediğini, sanığın cinsel gücünün zayıf olduğunu, o şekilde tatmin amacıyla kendisini konuşturduğunu, o tarihte kendisinin vicdanının rahat olmadığını, sanığın “Seni bırakmamı istiyorsan falanca arkadaşını bana ayarla.” dediğini, silah doğrultarak zorla ilişkiye girme olayının 2006’da olduğunu, sonrasında da baskıyla devam ettiğini, Adem isimli kişiyle nişanlandığını, sanığın o nişanın bozulmasına neden olmasından sonra kendisiyle tekrar görüşerek büyüyü bozması gerektiğini söylediğini, büyüyü kimin yaptığını, nasıl yaptığını, yoksa sanığın mı yaptığını bilmediğini, Adem ile 2006 yılının Ocak ayında nişanlandığını, Ağustos ayında nişanın bozulduğunu,
Beşinci celsede Mahkemede; Türkiye’de bulunduğu dönem içinde sanığın Türkiye’ye her geldiğinde daha önce de anlattığı şekilde kendisiyle birlikte olduğunu, birlikteliklerin çok sayıda yaşandığını, sayısının sorulması üzerine; beşin üzerinde meydana geldiğini, Fransa’da da şikâyette bulunduğunu ancak bir şekilde sanığın araya birilerini koyup korkuttuğunu, o şikâyetlerden de sonuç alamadığını iddia ettiği,
Sanığın ise Kollukta; mağdurenin kız kardeşinin mağdurenin sorunlarından bahsetmesi üzerine mağdureyle tanıştığını, ona hem sosyal hem de dini yönden bilgi vermeye başladığını, 1999 yılında kardeşi vefat eden mağdurenin bunalıma girdiğini, mağdure ve ailesiyle sürekli görüşerek ruhsal bunalımdan kurtulmasını sağladığını, mağdureyle ne Fransa’da ne de Türkiye’de cinsel ilişkiye girdiklerini, ona imam nikâhı kıymadığını, elinde cinsel ilişki görüntüsü ya da mağdurenin çıplak görüntüsünün bulunmadığını, tehdit ve hakaret etmediğini, Limontepe’ye rızasıyla çıktığını, mağdureyi 14-15 yıldır tanıdığını, mağdurenin bir banka kasası kiraladığını, mağdureye ayarladığı burslar ve verdiği paraların bir kısmıyla mağdurenin 20-25 adet Cumhuriyet altını alıp bu kasaya koyduğunu, tanık Mehmet’in paraları almak için kendisine iftira attırdığını,
Birinci celsede Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; mağdurenin okumasını istediğini, onunla cinsellik yaşamadığını, mağdurenin kendisine iftira atmasını gerektirecek bir davranışının olmadığını, kayda alınan telefon görüşmesindeki tabanca çekme, tecavüz, büyü ile ilgili konuşma dökümünün kendisine okunup sorulması üzerine; öyle bir şey olmadığını, 3xx 8xx 7x x60 numaralı telefonun kendisine 2013 yılının sekizinci ayında geçtiğini, bu hattı daha önce başka birisinin kullandığını öğrendiğini ve bu kişiyle doğrudan bir arkadaşlığının olmadığını, mesajları kendisinin göndermediğini,
İkinci celsede Mahkemede; celse arasında müdafisince sunulan mağdureyle girdiği cinsel ilişki görüntüsünü içeren CD’nin sorulması üzerine; daha önce mağdurenin daha çok zarar görmemesi için cinsel ilişkiyi inkar ettiğini, bu nedenle özür dilediğini,
Üçüncü celsede Mahkemede; ilk celsede 45 yıllık bir kariyerinin olması ve ailesinin bu durumu bilmemesi nedeniyle doğruyu söyleyemediğini, mağdureyle 1999 yılında tanışıp yakınlaştıklarını, zorla bir şey yaşanmadığını, ailesinin onu dışladığını, bu nedenle mağdurenin kendisine cinsellik ötesi bir bağ ile bağlı olduğunu, 2010 yılına kadar bu şekilde devam ettiğini, 2013 yılının Mart ayında mağdurenin Türkiye’de bulunduğu sırada kendisinin de yurt dışında olduğunu ve telefon görüşmelerinde bazı nahoş durumlar yaşandığını hissettiğini, Türkiye’ye geldiğinde ona “Hayatında başkası varsa ben ayrılabilirim.” dediğini, mağdurenin “Yok.” dediğini, yurt dışına döndükten sonra mağdurenin başkasıyla ilişkisi olduğunu söylemesi üzerine dünyaların başına yıkıldığını, sadece mağdurenin okumasını istediğini, okulda hocalarıyla görüştüğünü, mağdurenin hemşehrisi olan tanık Mehmet’e mağdureyi teslim ettiğini, mağdure ile Mehmet arasındaki ilişkiden sonra bu iddia ve şikâyetlerin yapıldığını,
Dördüncü celsede Mahkemede; video kaydının 2012 yılına ait olduğunu,
Altıncı celsede Mahkemede; görüntülerin 2011 yılına ait olduğunu, zor kullanılmadığını, talebe-hoca ilişkisi olmadığını, onu tanıdığında mağdurenin 20-21 yaşlarında olduğunu, mağdurenin hocası olmadığını, 7-14 yaş arası çocukları okuttuğunu, mağdurenin gelerek öğretici olarak çalıştığını, ilişkinin rızaya dayalı olduğunu, ona asla bir kötülük yapmadığını, kendisini hava alanında mağdurenin karşıladığını, zorla bir yere gitme durumunun olmadığını savunduğu olayda;
06.12.2013 tarihli CD çözümleme tutanağında yer alan ve mağdure tarafından dosyaya sunulan konuşmaların hukuka aykırı bir şekilde elde edilmesi ve bu nedenle hükme esas alınmasının mümkün olmaması, mağdurenin soruşturma aşamasında 2010 yılında Türkiye’ye okumak için geldikten sonra sanığın adresini bulduğunu beyan etmesine karşın tanıklar Ömer ve Muammer’in, mağdurenin fakülteye başladıktan sonra yanlarına gelerek kendisinin bugünlere gelmesinde yardımcı olan kişi olarak sanığı tanıştırmak istediğini belirtmeleri, ayrıca tanık Ömer’in mağdure ve sanığın birlikte geldikleri zaman mağdurede herhangi bir tedirginlik hissetmediğini ifade etmesi, mağdurenin savcılıkta alınan ikinci beyanında sanığın en son Türkiye’ye geldiği tarihte kendisine cinsel saldırıya teşebbüste bulunduğunu ancak başarılı olamadığını bildirmesine rağmen ilk savcılık beyanında sanığın Türkiye’ye geldiği son tarihi 20.06.2013 olarak belirten mağdurenin, 23.07.2013 tarihinde Cumhuriyet savcılığına sunduğu şikâyet dilekçesinde ve savcılıkta verdiği bu ilk ifadesinde cinsel saldırıya teşebbüs iddiasına ilişkin bir açıklamada ve bu yönde bir iddiada bulunmamasının hayatın olağan akışına uygunluk göstermemesi, mağdurenin ilk savcılık ifadesinde en son 2013 yılının Nisan ayının başlarında Türkiye’ye geldiğinde sanığın tehdidiyle onunla cinsel ilişkiye girdiğini beyan etmesine karşın savcılıktaki ikinci ifadesinde sanıkla en son 2013 yılının Şubat ayında Fransa’ya gittiğinde ilişkiye girdiğini beyan etmek suretiyle olay örgüsüne dair çelişkili anlatımlarda bulunması, sanık müdafisi tarafından dosyaya sunulan ve doğruluğu mağdure tarafından inkar edilmeyen 31.03.2013-01.04.2013 tarihli mesaj içeriklerinden sanık … mağdure arasında herhangi bir sorun olmaksızın iletişim kurulduğunun anlaşılması, sanık müdafisi tarafından dosyaya sunulan ve sanık tarafından dördüncü celsede 2012 yılına, altıncı celsede 2011 yılına, mağdure tarafından ise tam tarihini hatırlamamakla beraber 2006 yılından sonrasına ait olduğu belirtilen video kaydında sanık … mağdurenin rızaları dahilinde ilişkiye girdiklerine ilişkin CD çözümleme tutanağının bulunması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde; yurt dışında ikamet eden ve üniversite öğrencisi olan, cinsel saldırı suçunun kötülüğünü idrak edip bu fiile direnememesi için bedensel ve ruhsal engeli bulunmayan, sanığın olası baskısından kurtulmasına rağmen yıllarca şikayet hakkını kullanmayan mağdurenin zorla cinsel saldırıya maruz kaldığına ilişkin şikâyeti genel hayat tecrübelerine aykırı olup, somut delillere dayanmayan ve çelişki içeren anlatımlarla mahkumiyet hükmü kurulamayacağından sanığın mağdureye yönelik beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırıda bulunduğuna ve hürriyetini kısıtladığına ilişkin her türlü şüpheden uzak bir delil elde edilememesi nedeniyle sanığa atılı beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerindeki gerekçelerinin isabetli olmadığına ve mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.11.2015 tarihli ve 281-275 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin sanığa atılı beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: