Polis memuru müşteri olarak başvurucunun terzi dükkânına gelmiştir. Kısaltılmasını istediği pantolon paçalarıyla ilgili olarak başvurucu ile aralarında anlaşmazlık çıktığı anlaşılan M.A. olay yerine polis çağırmıştır. Polis memurlarının “Karakola ifadeye geliyorsun.” demesi üzerine “Ne için, hangi suçtan?” diye sormuştur. Bunun üzerine polis memurları “Cumhurbaşkanı’na hakaret etmişsin.” diye cevap vermiştir. Kendisi de “Saçmalamayın ne alakası var.” deyince “Fazla uzatma s..e s..e geleceksin.” diyerek kolunu arkadan bükmüş, yere yatırarak kendisine ters kelepçe takmışlardır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN GÖKALP BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/7312)
Karar Tarihi: 3/2/2022
R.G. Tarih ve Sayı: 2/3/2022-31766
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
1
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler : Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucu : Osman GÖKALP
Vekili : Av. Gulan Çağın KALELİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, polis memurlarının hukuka aykırı olarak zor kullanması nedeniyle
kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/3/2019 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Polis memuru M.A. 17/8/2018 tarihinde müşteri olarak başvurucunun terzi
dükkânına gelmiştir. Kısaltılmasını istediği pantolon paçalarıyla ilgili olarak başvurucu ile
aralarında anlaşmazlık çıktığı anlaşılan M.A. olay yerine polis çağırmıştır.
9. Saat 16.00 sıralarında olay yerine gelen polis ekipleri başvurucuyu kuvvet
kullanarak polis merkezine götürmüş; hakkında hakaret, tehdit, görevi yaptırmamak için
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
2
direnme, mala zarar verme suçlarından işlem başlatmıştır. Başvurucunun yakalandığı sırada
hakkında gözaltı kararı bulunmadığı, Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı’nın
başvurucu polis merkezine götürüldükten sonra saat 17.10’da düzenlendiği, ifadesinin
alınmak suretiyle başvurucunun serbest bırakılması talimatının alındığı anlaşılmıştır.
Başvurucu saat 18.58’de serbest bırakılmıştır.
10. Başvurucu hakkında hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından
cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış olup yargılama devam etmektedir.
11. Başvurucunun polis memurları tarafından darbedildiği iddiasıyla Diyarbakır
Cumhuriyet Başsavcılığına ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) olayla ilgili
şikâyette bulunması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştır.
12. Polis memurlarının olay günü saat 17.05’te düzenlediği Olay Tutanağı’na ve
polis memurlarının müşteki sıfatıyla alınan beyanlarına göre olaylar özetle şöyledir:
i. Şikâyetçi olan bir polis memuru bulunduğu bilgisinin iletilmesi üzerine polis
memurları ivedi şekilde olay yerine gitmiş, olayın ne olduğunu sorduklarında polis
memuru M.A., pantolonunu almak için terziye gittiğinde pantolonunun hazır
olmadığının söylendiğini, pantolonunu almak istediğinde paçalarının kesilmiş
olduğunu fark ettiğini, pantolonunun kesilen paçasını istemesi üzerine dükkân
sahibinin kendisine küfrettiğini beyan etmiştir.
ii. Polis memurları dükkân sahibine (başvurucu) olayın nasıl geliştiğini
sorduğunda ise dükkân sahibi agresif şekilde bağırmaya başlamış, polis memurları
kendisini karakola davet etmiş ancak başvurucu, polis memurlarının bu isteğine
sözlü ve fiziksel olarak direnç göstermiş; polis memurlarından birinin eline vurarak
“Çek lan elini, gelmiyorum.” demiştir. Bunun üzerine zor kullanarak başvurucuya
kelepçe takılmış ve başvurucu, araca bindirilerek hakkında işlem başlatılmıştır.
13. Başvurucunun iddialarına göre olay özetle şöyledir:
i. M.A. acele ederek pantolonunu almaya gelmiş, hazır olmadığını öğrenince
pantolonunu almak istemiş, kesilmiş paçalardan birini bulamaması üzerine M.A.
kendisine küfretmiş, kendisi de karşılık vermiş ve aralarında tartışma çıkmıştır. Bu
sırada dükkânda yeğenleri ve çocuğu da bulunmaktadır.
ii. M.A telefonla polis çağırmış, olay yerine dört polis memuru gelmiştir. İkisi
olaya karışmamış, yalnızca olayı izlemiştir. Gelen polis memurları M.A.ya “Devrem
siz çıkar mısınız?” diyerek M.A.yı dükkândan çıkarmıştır. İki polis memuru
kendisine yaklaşarak “Hayırdır?” diyerek olayı sormuştur. Kendisi de olayı
anlatmıştır.
iii. Polis memurlarının “Karakola ifadeye geliyorsun.” demesi üzerine “Ne için,
hangi suçtan?” diye sormuştur. Bunun üzerine polis memurları “Cumhurbaşkanı’na
hakaret etmişsin.” diye cevap vermiştir. Kendisi de “Saçmalamayın ne alakası var.”
deyince “Fazla uzatma s..e s..e geleceksin.” diyerek kolunu arkadan bükmüş, yere
yatırarak kendisine ters kelepçe takmışlardır. Bu sırada çocuğu korkarak ağlamaya
başlamıştır. Kendisini bir süre ters kelepçeli bekletmiş, ters kelepçeye itiraz etmesi
üzerine kelepçeyi önden takmışlardır. Zayıf ve esmer olan polis memuru sırtına
vurmuş, bunun üzerine başvurucu sol tarafına düşmüştür. Kendisini polis arabasına
zorla bindirmeye çalışmış ve bu sırada darbetmişlerdir.
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
3
iv. Sağlık muayenesine götürüldüğünde polis memurları odadan çıkmamış,
kıyafetlerini çıkarmadan yüzeysel şekilde muayene edilmiştir.
14. Başvurucu hakkındaki sağlık raporları şöyledir:
i. Zor kullanılarak yapılan yakalama işlemi sonrası 17/8/2018 tarihinde saat
16.10 sıralarında düzenlenen adli muayene raporunda “sol frontalde yüzeysel lezyon,
dizde hiperemi, boyunda çift taraflı yüzeysel hiperemi tespit edildiği” belirtilmiştir.
ii. Başvurucu, polis merkezinden serbest bırakıldıktan sonra aynı gün saat
22.22’de yeniden sağlık kuruluşuna başvurarak sağlık raporu almıştır. Düzenlenen
raporda “sol kulak ve yanakta eritem, omuzda abrazyon, sol ön kolda birden fazla
eritem, sol el bileğinde yüzeysel kesi, sağ ve sol dirsekte abrazyon ve eritem, sol
dizde abrasyon, sırtta orta ve alt bölgede eritem tespit edildiği” ifade edilmiştir.
iii. 20/8/2018 tarihinde ise başvurucu, Türkiye İnsan Hakları Vakfına (TİHV)
başvurmuştur. TİHV tarafından yapılan fiziki muayenede alın, yüz, omuz, bel,
dirsek, diz ve bileklerde ekimoz ve sıyrıklar tespit edilmiş; ayrıca başvurucuya
servikal disk bozukluğu tanısı konmuştur.
15. Yapılan soruşturmada olaya ilişkin kamera kaydı görüntüsü olup olmadığı
araştırılmış ancak bir kamera kaydına rastlanmamıştır.
16. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2/10/2018 tarihinde başvurucunun
şikâyetleri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesi
şöyledir:
“Müştekinin beyanlarında bahsi geçen olaya ilişkin olarak Yenişehir ilçe Emniyet
Müdürlüğünün 2018/2403 sayılı fezlekesinin incelenmesinde; müştekinin polis memurlarına
mukavemette bulunması üzerine kademeli olarak güç kullanıldığı, alınan doktor raporunda
mevcut yaralanmasının etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte
olduğunun belirlendiği, şüpheli polis memurlarının TCK nun 256 maddesinde tanımı
yapılan zor kullanma yetkisini kullandıkları, bu bağlamda üzerlerine atılı bulunan yaralama
suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmış olmakla,
Açıklanan nedenlerle şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına…”
17. Başvurucunun yaptığı itiraz 24/12/2018 tarihinde reddedilmiştir. Anılan karar
31/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 1/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. İlgili ulusal hukuk için bkz. Vedat Şorli ve Bilal Şorli, B. No: 2014/10459,
13/7/2016, §§ 64-69; Mehmet Baydan [GK], B. No: 2014/16308, 12/4/2018, §§ 24-26.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Anayasa Mahkemesinin 3/2/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü:
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
4
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; zor kullanılarak kelepçelendiğini ve darbedildiğini, olayın tarafı
olan ve görevlerine devam eden şüpheli polis memurları hakkında yalnızca polis fezlekesine
dayanılarak takipsizlik kararı verilmesinin tarafsızlık ilkesine aykırı olduğunu, kimlikleri
belli olan polis memurlarının şüpheli sıfatı verilerek soruşturmaya dâhil edilmediğini,
soruşturmada kendi beyanı dâhil kimsenin beyanına başvurulmadığını, şikâyetçi olması
üzerine kendisine karşı dava açıldığını, sağlık raporunun İstanbul Protokolü’ne aykırı şekilde
düzenlendiğini, suç nitelendirmesinin işkence yerine basit yaralama olarak yapıldığını
belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı
17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya
veya muameleye tabi tutulamaz.
…”
23. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.”
24. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin devletin negatif ve pozitif
yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi
gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı
muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü
hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir
soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)
içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile
önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün alanında kalan soruşturma
yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren
kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah
Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas, B. No: 2014/7703,
2/2/2017, § 49).
25. Kötü muamele yasağına ilişkin iddialar kural olarak maddi ve usul yönünden
ayrı incelenmekle birlikte kamu görevlisi tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen fiillere dair
inceleme, kötü muamele yasağının hem negatif hem de pozitif yükümlülüklerine ilişkin
olmaktadır. Bu nedenle başvurunun bir bütün olarak incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
5
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
27. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın
17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun
korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı,
kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm
altına alınmıştır.
28. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı
gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani
anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar
görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne
saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, §
81).
29. Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin (Sözleşme) 3.
maddesi, belirli bir yasal muamele kapsamında bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç
kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli bazı durumlarda ve sadece kaçınılmaz
ve asla aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının
kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir. Ayrıca kişinin kendi davranışından veya
tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden
fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu
bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez
zorlukların bireylerin vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya sınırlar
koymasını haklı kılamayacağını belirtmektedir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:
2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).
30. Kolluk görevlileri görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde bu
direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili, ayrıca fiilî bir
saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri meşru savunma kapsamında zor kullanma
yetkisine de sahiptir. Ancak zor kullanımı zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu
gibi başvurulacak güç de ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif Haldun Soygür, B. No:
2013/2659, 15/10/2015, § 51).
31. Kelepçe takmak polisin maddi güç kullanımının bir çeşidini oluşturmaktadır.
Polisin zor kullanma yetkisi bir cezalandırma aracı olmayıp zorunlu sınırın aşılması, işkence
ve kötü muamele yasağının ihlali sonucunu doğurabilecektir (Arif Haldun Soygür, §§ 53, 54).
32. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi
gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın
17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu
görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğinin
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
6
belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekir. Bu ayrımın Anayasa tarafından
özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel
duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan ifadelerin
5237 sayılı Kanun’da düzenlenen işkence, eziyet ve hakaret suçlarının unsurlarından daha
geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
33. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve manevi varlığının
bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür
(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence
ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,
cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap
vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).
34. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem
içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi ızdıraba
sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu
hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak
bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının
belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu
teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade
etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm
cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk
istismarı gibi muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet
olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
35. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kendilerinde korku,
küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve
vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif
muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanması
mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada eziyetten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan
muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki
oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).
36. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında devletin pozitif
yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu çerçevesinde devlet,
doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve
gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek
durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı söz konusu saldırıları önleyen hukukun
etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak, kamu görevlilerinin ya da kurumlarının
karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap
vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).
37. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve
Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin
savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel
amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte
yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
7
soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır.
Bu olanaklı olmazsa madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı
hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).
38. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını
koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını, sorumluların ölüm ya da
yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil
uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:
2012/752, 17/9/2013, § 56).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
39. Somut olayda başvurucu, dükkânına müşteri olarak gelen kişi ile aralarında
tartışma çıkması nedeniyle çağrılan polis memurları tarafından polis merkezine götürülmek
istenmiş, başvurucunun polis merkezine götürülmeye karşı çıkması nedeniyle güç
kullanılarak başvurucuya kelepçe takılmış ve başvurucu, polis aracına bindirilmiştir.
Başvurucu bu kuvvet kullanımı dışında ayrıca darbedildiğini ileri sürmektedir. Başvurucuya
karşı gerçekleştirilen müdahale sonucunda başvurucunun vücudunun birçok yerinde ekimoz,
eritem ve sıyrıklar meydana gelecek şekilde yaralandığı sabittir (bkz. § 14).
40. Somut olayda polis memurları, başvurucunun davranışlarını agresif davranışlar
şeklinde ifade etmiş; kendilerine ve devlete küfrettiğini, polis merkezine götürmek isteyen
polis memurunun koluna vurduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucu hakkında işlem yapılan
suçlar hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme olup başvurucunun polis memurunun
koluna vurduğu iddiası direnme suçu ile bağlantılı olarak ileri sürülmektedir. Başvurucunun
polis merkezine götürülmek istenmesine kadar fiziksel bir eyleminden söz edilmemiştir.
41. Polis memurlarının başvurucunun dükkânına intikal ettikleri sırada henüz
Cumhuriyet savcısının bilgilendirilmemiş olduğu ve başvurucu hakkında bir gözaltı kararı ya
da talimatı bulunmadığı görülmektedir (bkz. § 9). Başvurucu hakkında düzenlenmiş bir zorla
getirme kararının da mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Bunların yanı sıra olayda suçüstü hâli
bulunmadığı gibi polis memurlarına ya da başkasına karşı gerçekleştirilen bir saldırı da söz
konusu değildir. Somut olayın koşulları ve başvurucuya isnat edilen eylemler
değerlendirildiğinde başvurucuya karşı yakalama işlemi gerçekleştirilmesini gerekli kılacak
bir durum olduğu sonucuna ulaşılamamıştır.
42. Başvurucuya isnat edilen eylemler ve taraf beyanları bir bütün olarak
değerlendirildiğinde polis müdahalesine neden olan olayın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu,
fiziksel olarak saldırıda bulunmayan, tehlike arz ettiğine ya da kaçacağına ilişkin bir şüphe
oluşturmayan, kimliği ve adresi tespit edilen başvurucunun ifadesinin alınması için çağrı
kâğıdı düzenlenerek polis merkezine davet edilmesi usulü uygulanmaksızın işyeri adresinde,
çocuğunun ve yeğenlerinin bulunduğu bir ortamda kolu arkaya bükülmek suretiyle yere
yatırılmasını ve kelepçe takılmasını, zorla ekip arabasına bindirilmesini gerektirecek bir
fiilinin bulunmadığı, anılan muameleler nedeniyle yaralandığı sabit olan başvurucunun
onuruna ve vücut bütünlüğüne saygı konusunda gerekli özen ve dikkatin gösterilmediği
değerlendirilmiştir.
43. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada başvurucunun
yaralanmasının yasal kuvvet kullanımı sonucunda meydana geldiği sonucuna ulaşılmışsa da
kamu görevlilerinin uyguladığı kuvvetin kullanım koşullarının oluşup oluşmadığı, kuvvet
kullanımının zorunlu olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır.
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
8
44. Başvurucunun maruz kaldığı eylem değerlendirildiğinde müdahalenin küçük
düşürücü veya aşağılayıcı bir etki doğurabilmesi, bu nedenle insan haysiyetiyle bağdaşmayan
muamele kapsamında nitelendirilmesi mümkün görülmüş ve devletin Anayasa’nın 17.
maddesi kapsamında negatif yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.
maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir
iddiasının bulunması hâlinde sorumluların belirlenmesini ve gerekirse cezalandırılmasını
sağlamaya elverişli, etkili bir soruşturmanın yapılması gerekir.
46. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında taraf ve tanık beyanı
alınmamıştır. Taraf olan polis memurlarının olay gerçekleştikten yaklaşık bir saat sonra
düzenlediği tutanak ve belgeler kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tek gerekçesini
oluşturmaktadır.
47. Somut olayın tespit edilen meydana geliş koşulları kapsamında, kamu
görevlileri tarafından gerçekleştirilen bir kuvvet kullanımı ve bunun karşısında başvurucuda
meydana gelen bir yaralanma söz konusudur. Başvurucunun yaralanmasıyla neticelenen
olayda kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisini aşmadıkları gerekçesiyle soruşturma
makamlarının kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte
şüpheli polislerin başvurucuya karşı zor kullanmalarını gerektirecek somut bir neden ortaya
konulabilmiş değildir. Başka bir ifadeyle yapılan inceleme; kamu görevlileri tarafından
uygulanan kuvvetin kullanım koşullarının oluşup oluşmadığı, kuvvet kullanımının zorunlu
olup olmadığı yönünde bir değerlendirme içermemektedir. Bunun yanı sıra başvurucunun
kelepçe takıldıktan sonra darbedildiği iddiaları yönünden de değerlendirme yapılmamıştır.
48. Yürütülen soruşturmada olayın gerçekleşme koşullarının tespit edilmesine
yarayacak her türlü delilin toplanması ve soruşturma sonucunda verilen kararın soruşturmada
elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması
gerekliliklerinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
49. Sonuç olarak başvurucuya karşı insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
oluşturan eylemlere yönelik olarak sorumluların belirlenmesi ve gerekiyorsa cezalandırılması
yönünde etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun -negatif
yükümlülük- ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
9
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
52. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş; tazminat talebinde bulunmamıştır.
53. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)
kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel
ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal
kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı
anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret
etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
54. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği
takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural
mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin
sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin
durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu
bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55,
57).
55. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama kararı gibi bazı nedenlerle
soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216
sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet
başsavcılığına gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer
hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma
yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu
öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak
yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın
yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet başsavcılığının yeniden soruşturma
yapılması sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet başsavcılığının yasal
yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle
yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere
gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Doğan, §§ 58,
59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
56. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
edildiği sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya
yer olmadığına dair kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
57. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar
bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılması gereken, yeniden soruşturma kararı verilerek
Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen
Başvuru Numarası : 2019/7312
Karar Tarihi : 3/2/2022
10
ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden
yargılama yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No:
2018/50099, K.2018/30829) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
58. Başvuruda tazminat talebi bulunmadığından tazminata hükmedilmesine yer
bulunmamaktadır.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet
ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2018/50099, K.2018/30829)
GÖNDERİLMESİNE,
D. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL
yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması
hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/2/2022
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Üye Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL
Üye Üye
Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ

Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Share

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: