Somut olayda, sanığın, katılanın eşi ile yaşadığı konutuna, katılanın eşinin rıza göstermesi üzerine girdiği, katılanın durumdan haberdar olmadığı ve evine anahtarla girmek istediği sırasında kapının içeriden zincirlenmiş ve sanığı evinde bulduğu, sanığın eve cam balkon ölçüsü almak için girdiğine ilişkin savunmasının suç saatinin gece sayılan zaman dilimi içinde olması nedeniyle hayatın olağan akışına aykırı olduğu bu halde, katılanın eşinin rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olmadığı, konut dokunulmazlığını ihlal suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına

Ceza Genel Kurulu         2018/578 E.  ,  2020/363 K.

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 1900-469

Konut dokunulmazlığı ihlali suçundan sanık …’in beraatine ilişkin Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2013 tarihli ve 1063-32 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 03.11.2015 tarih ve 16208-9956 sayı ile;
“Konutun aile bireylerinden ya da birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması durumunda, birlikte oturanlardan birinin konuta girme konusunda geçerli rızasından söz edebilmek için bu kişinin rızasına dayanarak giren failin konutta oturan diğerlerinin haklarını ihlal etmemesi gerekir. Başka bir anlatımla, konutu birlikte kullananların failin konuta girmesine ilişkin rızasının geçerli olması için, rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik, hukuka uygun olması yanında eylemin konutu kullanan diğer kişilerin haklarını ihlal edici nitelikte olmaması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda, sanığın, katılanın eşi ile yaşadığı konutuna, katılanın eşinin rıza göstermesi üzerine girdiği, katılanın durumdan haberdar olmadığı ve evine anahtarla girmek istediği sırasında kapının içeriden zincirlenmiş ve sanığı evinde bulduğu, sanığın eve cam balkon ölçüsü almak için girdiğine ilişkin savunmasının suç saatinin gece sayılan zaman dilimi içinde olması nedeniyle hayatın olağan akışına aykırı olduğu bu halde, katılanın eşinin rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olmadığı, konut dokunulmazlığını ihlal suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 06.04.2016 tarih ve 1900-469 sayı ile; “…Birden fazla kişinin birlikte yaşaması durumda bunların hepsinin rızası gerekir, çünkü konut dokunulmazlığını ihlal suçunu öngören normlarla konut huzuru denilen menfaat korunmaktadır ve bu menfaati konutta yaşayan birine özgülenmesi, rıza gösterme yetkisinin birine özgülenmesi, rıza gösterme yetkisinin bunlardan birine tanınması mümkün değildir.
Aralarındaki ilişki ne olursa olsun kanun hepsinin menfaatlerini eşit derecede korur.
Öte yandan, birlikte yaşayanlardan hiç biri rıza konusundaki yetkisini diğerinin meşru menfaatlerine veya konutuna girildiğini kabul etme hakkına zarar verecek şekilde kullanamaz,
Dolayısıyla, içlerinden birinin rıza gösterdiği, birinin girmek ya da çıkmamak fiiline diğerinin rıza göstermemesi halinde bu fiilin suç teşkil edebilmesi için bu rızasızlığın ya da makul bir nedene dayanması gerekir.
Kuşkusuz, her birinin konut dokunulmazlığı hakkı bulunmaktadır, ve dolayısıyla hepsi, iradelerini açıklamakta yetkilidirler.
Hiç biri haklı bir neden olmaksızın o yere başka kişileri kabul etmesine engel olamaz.
Yani buradaki rızasızlık haklı görülebilir, mazur sayılabilir bir rızasızlık olmadıkça içlerinden birinin rızası ile konuta girer, veya çıkmayan kimsenin fiili konut dokunmazlığını ihlal suçunu oluşturmaz.
Türk Medeni Kanunu uyarınca evlilik birliğinin reisi artık koca olmadığından evlilik birliğinin reisi olmak, konuta girme konusunda münasıran rıza açıklama yetkisi vermez, ne koca açıklama konusunda münasıran yetkilidir, ne de rıza konusunda müşterek yetkisini kadının meşru menfaatlerini zarar verecek şekilde kullanabilir.
Rıza ile aile bireylerinin birinin haklı bir neden olmaksızın diğerine rıza gösterdiği, birinin konuta girmesine rıza göstermemesi halinde suç oluşmaz.” gerekçesiyle önceki hükümde direnerek sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2018 tarihli ve 231316 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 31.10.2018 tarih ve 5129-14029 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı konut dokunulmazlığının ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
17.10.2012 tarihli yakalama tutanağına göre; 16.10.2012 tarihinde saat 23.00 sıralarında haber merkezine kavga olduğunun anons edilmesi üzerine görevli polis memurlarınca bildirilen adrese intikal edildiği, burada bulunan katılan … ile ilk yapılan görüşmede katılanın, ikamet etmekte olduğu daire kapısını kendi anahtarı ile açmaya çalıştığını, ancak arka kapı mandalının kapalı olduğunu, eşi … tarafından mandalın açılması ile içeriye girdiğinde önceden hiç görmediği ve tanımadığı sanık …’i içeride gördüğünü, hem eşinden hem de sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … aşamalarda; eşi … ve dört yaşındaki kızıyla birlikte yaşadığını, diş teknisyeni olarak çalıştığını, olay tarihinde saat 22.30 sıralarında işten çıkıp evine geldiğini, kapıyı anahtarıyla açtığını, ancak kapı arkadaki zincir sürgü ile kapatıldığı için eve giremediğini, kapı yaklaşık 5 cm kadar açılmışken tanık …’in kapıya geldiğini, tanığa neden kapının zincir sürgüsünün takılı olduğunu sorduğunu, tanığın bir şey demeden sürgüyü çıkardığını ve kendisinin de içeri girdiğini, daha önceden tanımadığı sanığı evde görünce şok yaşadığını, sanığa kim olduğunu, bu saatte evinde ne işi olduğunu sorduğunu, sanığın “Mehmet dur, sakin ol, yanlış düşünüyorsun.” dediğini, kendisinin ise hiç tanımadığı bir insanı evinde görmesini nasıl yanlış anlamaması gerektiğini ifade ettiğini, ardından polis imdat hattını aramak istediğini, ancak sanık ile tanık …’in kendisini engellemeye çalıştıklarını, sanığın “Sakın polisi arama, ben biterim, ailem biter, çoluğum çocuğum var, işim kariyerim biter!” şeklinde sözler söyleyip elindeki telefonu almaya kalkıştığını, kendisinin ise bu saatte eşinin yanında ne yaptığını, kendisinin de bir ailesi olduğunu, o andan itibaren sanığın hayatının bitip bitmemesinin bir önemi olmadığını söylediğini, sanığın “Kafama sıkarım, buradan kendimi atarım!” şeklinde karşılık verdiğini, ancak yine de polise haber verdiğini ve yaklaşık 10 dakika sonra görevlilerin geldiğini,
Tanık … soruşturma aşamasında kollukta; yaklaşık beş ay kadar önce internetten evin balkonuna cam balkon sistemi yaptırmak üzere araştırma yaptığında sanık ile telefondan fiyat almak suretiyle tanıştığını, sanığa adresini verdiğini ve dört beş ay kadar önce eve gelerek ölçü aldığını, sanığın 1000TL’ye işi yapabileceğini, ancak Eylül-Ekim ayı gibi haber vereceğini söylediğini, sonrasında hiç görüşmediklerini, olay günü saat 22.00 sıralarında evin kapı zilinin çaldığını, kapıyı açtığında sanığın “Müsaitsen konuşmak istiyorum.” demesi üzerine kendisinin müsait olduğunu söyleyip içeriye kahve içmeye buyur ettiğini, kızının o sırada uyumakta olduğunu, sanıkla bir süre mutfakta oturduklarını, dış kapının anahtarla açıldığını fark etmesi üzerine kapıya yöneldiğini, ancak sürgüsü içeriden kilitli olan kapının açılmadığını, katılanı kapı aralığından görmesi üzerine sürgüyü açtığını ve katılanın içeriye girdiğini, o sırada katılanın, arkasından gelmekte olan sanığı görmesi üzerine “Tanımadığım bir erkeğin evimde ne işim var?” diyerek bağırıp çağırdığını, kendisine sakin olmasını, her şeyi anlatacağını söylemesine rağmen katılanın kendisine “Kahpe, konuşma!” dediğini, sanıkla katılanın ağız münakaşası yaptığını, katılanın 155’i arayarak durumu haber verdiğini, katılanın kendisine hakaret etmesi nedeniyle şikâyetçi olduğunu,
Cumhuriyet savcılığında; eşinden şikâyetçi olmadığını, kendisini zor durumda bıraktığı için sanıktan şikâyetçi olduğunu, sanığın olay günü “Balkona bakalım, isterseniz içeride konuşuruz.” diyerek emrivaki yapıp içeri girdiğini, mutfakta yaklaşık beş dakika oturduklarını, henüz kahve yapmamış olduğunu, o sırada eşinin geldiğini, kapıyı başka zamanlarda da hırsızlık veya başka olaylardan korkup sürekli tedirgin olduğu için içeriden kilitlediğini, sanığın içeri girmek için herhangi bir zorlaması olmadığını,
Kovuşturma aşamasında ise sanığı daha önceden evin balkonuna ölçü alması için çağırdığını, saat 22.00 sıralarında geldiğini, o sırada çocuk uyuttuğunu, geleni eşi sandığı için kapıyı açtığını, sanığı karşısında görünce “Hayırdır, niye geldiniz?” diye sorduğunu, sanığın hiç bir şey söylemeyip doğrudan içeri girdiğini ve “Kahve yap!” dediğini, o sırada eşinin geldiğini, kapıyı alışkanlıktan dolayı arkadan kilitlediğini, saat geç olduğundan sanığın gitmesini istediğini, önceki anlatımlarıyla çelişki nedeniyle sorulduğunda; o an ağladığı için nasıl ifade verdiğini hatırlamadığını, Cumhuriyet savcılığında vermiş olduğu ifadesinin doğru olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık soruşturma aşamasında; inşaat mühendisi olduğunu, aynı zamanda cam balkon sistemleri de yaptığını, olay tarihinden yaklaşık beş ay önce tanık …’in cam balkon yaptırmak için fiyat ve ölçü almak amacıyla telefonla aradığını, anlaşmaları üzerine evine davet ettiğini, bir komşusunun da aynı fiyattan cam balkon yaptıracağını söylediğini, beş ay süreyle tamamı cam balkon işi ile alakalı olmak üzere tanıkla bir kaç kere telefonla görüştüklerini, olay günü saat 22.00 sıralarında tanığın ikametinin önünden geçerken tanığın bahsetmiş olduğu komşusunun balkon ölçüsünü almak için uğramaya karar verdiğini, tanığın evine giderek kapıyı çaldığını, tanığa niye geldiğini açıkladığını, tanığın da “Buyrun içeri geçin konuşalım.” demesi üzerine evin mutfak bölümüe geçtiklerini, tahminen beş on dakika sonra anahtarla kapı açma sesini duyunca tanıkla birlikte kapıya yöneldiklerini, tanığın kapı sürgüsünü açması üzerine katılanın içeri girdiğini, katılanın kendisini görünce bağırarak üzerine yürüyüp, boğazını sıkarak yumruk attığını, durumu anlatmaya çalışmasına rağmen katılanın “Tanımadığım bir erkeğin benim evimde ne işi var?” diyerek bağırıp çağırdığını ve 155’i arayarak polise haber verdiğini, kesinlikle art niyetle eve gitmediğini, tanığın davet etmesi üzerine içeri girdiğini,
Kovuşturma aşamasında ise katılanın, eşi, tanık …’in cam balkon yaptırmak istemesi nedeniyle evlerine gidip fiyat çıkardığı, fiyatın katılana uygun geldiğini, katılanla evinde tanışmış olduklarını, hatta katılanın kendisinden telefon numarasını aldığını, tanık …’in kendisini çokça aradığını, cam balkonu ne zaman yapacağını sorduğunu, tanıkla aralarında bir arkadaşlık, dostluk oluştuğunu, işi yapma zamanı geldiğinde arayıp müsait olup olmadığını sorduğunu, tanığın müsait olduğunu ve gelip ölçü alabileceğini söylediğini, bunun üzerine eve gittiğini, tanığın kendisini içeri davet ettiğini, kahve ikram etmek istediğini, daha sonra da katılan eve gelince kendisini görmesi nedeniyle bağırıp çağırdığını, talep üzerine eve gittiği için saatin kaç olduğunun önemli olmadığını,
Savunmuştur.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümündeki 116. maddesinde;
“1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş,
Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasanın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir.
Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür.” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere konut dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun süregelen kararlarında “konut”; “kişilerin, devamlı veya geçici olarak yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerlerdir” şeklinde tanımlanmıştır.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, başkasının konut dokunulmazlığını bilerek ve isteyerek ihlal etme iradesi suçun manevi unsurudur. Bu suçun manevi unsuru bakımından doğrudan ve genel kastın bulunması yeterli olup failin suçu işleme saikinin bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu suçta özel kast aranmamaktadır.
Suçun maddi unsurunu ise failin, hak sahibinin rızası hilafına konuta veya eklentisine girmesi veya girdikten sonra çıkmaması oluşturmaktadır. Rızaya aykırılık, failin hak sahibinin iradesine aykırı hareket ettiğini, hak sahibinin girmeye izin vermediğini ya da bulunmasını istemediğini tasavvur etmesi anlamına gelir. Rızanın olmaması fail açısından psikolojik bir engel olup sarih ya da zımni olması mümkündür. Dolayısıyla hak sahibinin iradesini dış dünyaya gösteren bir takım maddi işaretler bulunabileceği gibi (örneğin bahçe kapısına zil takmak, dış duvara bir tabela asılması) bazı durumlarda o an ki hâl ve şartlara göre olayın niteliğinden de anlaşılabilir. Konuta veya eklentiye mağdurun rıza göstermesinin düşünülemeyeceği hareketleri gerçekleştirmek için girilmesi veya rıza ile girildikten sonra çıkılmaması durumunda rızanın varlığından söz edilemez. Ayrıca fail ile mağdur arasındaki önceki ilişkiler de rızanın bulunup bulunmadığını belirlemede yardımcı olacaktır (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 437-438; Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 13 Baskı, Ankara, 2016, s. 523; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, M. Emin Alşahin, Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 16. Baskı, Ankara, 2017, s. 300.).
Öte yandan TCK’nın 116. maddesinin üçüncü fıkrasındaki hükme göre evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya iş yerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. Öyleyse meşru bir amaç için gösterilmiş rıza olması kaydıyla evlilik birliğindeki aile üyelerinden her biri tek başına rıza açıklamaya ehildir. Meşru amacın, hukuka aykırı olmaması, diğer hak sahipleri tarafından kabul edilebilir nitelikte olması gerekir. Aile üyelerinin açık veya örtülü bir rızasının olmadığı ya da böyle bir rızanın bulunmayacağının varsayılması gereken hâllerde konut dokunulmazlığı ihlal edilmiş olacaktır (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 13. Baskı, Ankara, 2016, Seçkin Yayıncılık, s.527.). Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 18.02.1942 tarihli ve 21-4 sayılı kararında da; “… Men etmek hakkını haiz olan kimsenin ademi rızası ise beyana muhtaç olmaksızın zımnen dahi tahakkuk eder. Müzakerenin mevzuu olan hadiselerde olduğu gibi karısiyle gayri meşru münasebetlerde bulunmak üzere karının davetiyle bir kimsenin meskenine girmesine kocanın rızası olmıyacağı aklen ve âdeten bedihîdir.
Binaenaleyh kocanın zımnî olan ademi rızasına karşı karının davetiyle gayri meşru münasebetlerde bulunmak maksadiyle meskene girmek, anın masuniyetini ihlâl suçunu teşkil edeceği..” sonucuna ulaşılmıştır. Bu ve benzeri örneklerde olduğu gibi, rıza açıklamaya ehil hak sahibinin gösterdiği rızanın, diğer hak sahipleri tarafından zımnen ya da açıkça kabul edilmeyeceği anlaşılıyor yahut varsayılan bir rızasızlık durumu söz konusu ise konut dokunulmazlığı suçu oluşacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde katılan ile tanığın evli oldukları ve dört yaşındaki ortak çocuklarıyla birlikte aynı evde yaşadıkları, diş teknisyeni olarak çalıştığını söyleyen katılanın olay tarihinde gece saat 22.30 sıralarında işten çıkıp evine geldiği, anahtarı ile kilidi açıp içeri girmeye çalıştığı, ancak kapının arkasındaki zincir sürgü çekildiği için içeriye giremediği, tanığın kapıya gelmesi üzerine katılanın kapıya niçin zincir sürgü takıldığını sorduğu, tanığın bir şey demeden kapıyı açmasıyla katılanın daha önceden tanımadığı sanığı içeride gördüğü, katılanın sanığa kim olduğunu, bu saatte evinde ne işi olduğunu sorduğu ve polisi aramak istediği, ancak sanıkla tanığın katılana durumu yanlış anladığını söyleyip katılanın polisi aramasını engellemeye çalıştıkları anlaşılan olayda;
Katılanın, sanığı daha önceden tanımadığına ve gece vakti işten eve geldiğinde sanığı eşiyle birlikte evinde görmesi üzerine polisi aradığına yönelik aşamalardaki istikrarlı beyanlarına karşın, katılanın eşi olan tanığın, gece vakti sayılan bir zaman diliminde sanığı eve almasına ilişkin tutarlı ve makul görülebilecek bir açıklama getirememiş oluşu, sanığın soruşturma aşamasında, tanığın komşusu olan bir şahsın evine yapılacak olan cam balkon sistemi için ölçü almak amacıyla uğradığını, katılan aniden eve gelince kendisini görmesi üzerine “Tanımadığım bir erkeğin benim evimde ne işi var?” diyerek bağırıp çağırdığını ve polisi aradığını savunmasına rağmen, kovuşturma aşamasında daha önceden katılanla tanıştıklarını, talep üzerine balkon ölçüsü almak için katılanın evine gittiği şeklindeki çelişki gösteren savunmasına itibar edilemeyeceği ve gece vakti sayılan bir zaman diliminde, katılanın evde ve haberi olmadığı bir sırada katılanın eşi tanık ile sanığın kahve içmelerinin hayatın olağan akışına uygun düşmediği gözetildiğinde, sanığın, katılanın konutuna girmesi hususunda tanık eşinin göstermiş olduğu rızanın meşru bir amaca yönelik olmadığının, dolayısıyla geçerli veya varsayılan bir rızası bulunmadığından katılanın gece vakti konut dokunulmazlığının ihlal edildiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı suçun unsurlarıyla oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.04.2016 tarihli ve 1900-469 sayılı direnme kararına konu hükümünün, sanığa atılı gece vakti konut dokunulmazlığının ihlali suçunun unsurlarıyla oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.07.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: