Suçun sübutuna ilişkin ise de, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan alınan beyanın hükme esas alınması gerekir.

Ceza Genel Kurulu         2013/1-251 E.  ,  2013/454 K.

“İçtihat Metni”

İtirazname :2012/86015
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : BATMAN Ağır Ceza
Günü : 27.12.2011
Sayısı : 204-369

Kasten öldürme suçundan sanık Ş.T’in 5237 sayılı TCK’nun 81/1, 29/1 ve 62.  maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Batman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2011 gün ve 204-369 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.11.2012 gün ve 3861-8423 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.01.2013 gün ve 86015 sayı ile;
“… Tanık Ö.F. Tikit mahkemedeki beyanında; ‘O gün elektrikler kesilmişti, annem balkona çıkıp ağlıyordu, ambulans gelmişti, babam bir yere kadar gitmişti, gelince balkonun kapısı açıktı, anneme niye ağlıyorsun dedi, bana da ‘geç salona otur’ dedi, başka bir şey hatırlamıyorum, dedi. Tanığa 22.11.2009 tarihli Emniyet müdürlüğündeki ifadesi okundu soruldu: Babamın üzerinde kırmızı elbise yoktu, beyaz gömleğinin üzerinde ketçap gibi kırmızı bir leke vardı, annem babama ‘ne oldu, neden üzerinde kırmızı kan var’ dedi, babam da birisinin arkadaşını vurduğunu, oradan kan bulaştığını söyledi, kanın nasıl bulaştığını tam söylemedi, annemin arkadaşı ölünce annem ağladı, sonra babam bana kardeşim ile beni babaanneme bırakacağını söyledi, oradan birlikte anneannemlere gittik, babam orada anneanneme ve dedeme ‘bana çok soru soruyorsunuz, sormazsanız düşüneceğim’ dedi, anneannem annemin ağladığını görünce babama ‘bu niye ağlıyor’ dedi, babam eve ilk geldiğinde üzerindeki kırmızı lekeli gömleği çıkartarak kirli sepetine attı, akşam eve geldiğimizde de ben yattıktan sonra annemle babam tartışıyorlardı, annem babama ‘sen öldürdün’ diyordu, babam da ‘ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü’ dedi,
…Şeklinde anlatımlarda bulunmuşlardır.
Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre maktulün ölümünün sağ temporal bölgeden giren ateşli silah mermi çekirdeğinin sol kulağın 8 cm üzerinde çıkış yapan kafatası kemiği kırılmasına bağlı müterafik beyin kanaması ve beyin doku harabiyetidir.
Olay yerinde bulunan silahtaki parmak izinin, mukayeseye elverişsiz nitelikte olduğu tespit edilmiştir.
Sanığı ellerinde, giysilerinde ve çamaşır sepetinden alınan pantolonunda atış artığına rastlanmamıştır.
Maktulün, sağ el avuç içi, sağ el üstü, sağ kulak üstte atış artığı tespit edilmiştir.
Ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt altı bulgularına göre bitişik atış mesafesinden yapılmıştır.
Olay yerinde bulunan 2. mermi kovanının, intihar edecek kişinin intihar etmeden önce dikkat çekmek için veya başka bir sebepten bir el havaya ateş edip, sonrada kafasına ateş etmiş olabilecektir.
Görüldüğü gibi, sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden 1. kanıt, Sanık Ş.’e ait mont üzerinde tespit edilen atış artıklarıdır.
Sanığın; ‘Ceketimde barut artığı kalması olayı ile ilgili olarak bizim yaptığımız iş sebebiyle listesini sunacağım maddelerin yüklemesini yapıyoruz o barut artığına benzer atık oradan bulaşmış olabilir’ şeklindeki savunması karşısında, mahkemece sanık Ş.’e ait mont üzerindeki atış atıkları ile ilgili Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 20.09.2010 tarihli raporun Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarından alınan atıfta bulunularak düzenlenip esasen söz konusu mont üzerine atış artıklarının sanığın çalıştığı işe bağlı mı yoksa kurşun artığı olduğu konusunda bakımından teknik açıdan ayrımına yapılamayacağı, dolayısıyla sanığa ait mont üzerindeki atıkların atış artığı olduğu kesin tespit edilemediği gibi nasıl bulaştığı da tam olarak belirlenememiştir. Ayrıca olayın oluşumu ile ilgili çelişkili bilgilerin yanında, saptanan bir diğer olgu ise maktulün daha önce intihar edeceği beyanlarıdır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan ‘in dubio pro reo’ kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden 2. kanıt ise, sanığın 16.02.2000 doğumlu Tanık Ö. F. T.’in beyanıdır.
Tanık Ö.F.T.; gerek polis ve gerekse mahkemedeki beyanında; babasının üzerindeki kırmızı lekenin ne olduğu, annesinin ölmüş diye ağlaması, annesinin hastaneye gideceğini söylemesi ve babasının karşı çıkması, annesi ile babasını tartışmaları, annesinin babasına ‘sen öldürdün’ demesi, babasının ‘ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü, ben vuran adamı görmedim’ beyanları dikkate alınarak;
16.02.2000 doğumlu olan tanık Ö. F. T. Batman Devlet Hastanesi 21.04.2005 tarihli raporuna göre ‘mikrosefali’ hastası olan tanığın, mahkeme dosyasının Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, adı geçen hastalığı olan tanığın beyanına itibar edilip edilmeyeceği hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeyerek eksik soruşturmayla hüküm kurulması,
İnsan öldürme suçundan annesi ve babası sanık olarak yargılanan tanığa, CMK’nın 45. maddesi gereğince tanıklıktan çekilme hakkı hatırlatılmaması 5271 sayılı Yasanın 45 ve 48. maddelerine aykırıdır.
Somut olay değerlendirildiğinde;
Maktulün, sanık Ş.’in eşi N.‘i sevdiği, N.’e, eşinden boşanıp kendisi ile evlenmesini istediği, N.’in evli olup çocuklarının bulunması nedeniyle maktulün talebini kabul etmemesi halinde intihar edeceğini sık sık dile getirdiği, olay günü olaydan önce N. ile 5-10 dakika kadar görüştüğü ve saat 21:45 sıralarında sanıkların evlerinin karşısında kafasından aldığı tek kurşun darbesi ile ölü vaziyette bulunduğu, sanık tarafından öldürülmesi kuşkuda kaldığı, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
 CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.02.2013 gün ve 156-1205 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
                         TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suçun sübutuna ilişkin ise de, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan alınan beyanın hükme esas alınmasının mümkün olup olmadığı hususu öncelikle değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya kapsamından;
Maktul, sanık ve sanığın eşi N.’in TPAO Batman İşletmesinde çalıştıkları, olaydan yaklaşık dört yıl önce maktulün, N.’e kendisini sevdiğini, evlenmek istediğini söyleyerek, eşinden boşanmasını istediği, N.’in bu teklifi kabul etmemekle birlikte olay gününe kadar maktulle görüşmeye devam ettiği, yoğun görüşme trafiğinin telefon kayıtlarına yansıdığı, olaydan yaklaşık altı ay önce maktul ile N.’in ilişkisinden sanığın haberdar olduğu, sanığın maktul ile görüşerek eşini rahatsız etmemesini istediği, sanığın bu isteğini maktulün kabul etmediği gibi sanıktan N.’den boşanmasını istediği,
Olay günü saat 21.30-22.00 sıralarında, Batman şehir merkezinde elektriklerin kesik olduğu bir zaman diliminde, sanığın evinin bulunduğu sokakta ve sanığın evine çok yakın mesafede, iki el silah sesinin duyulduğu, silah sesinden sonra maktulün sokak ortasında yattığını görenlerin ihbarda bulunması üzerine acil sağlık ekibinin olay yerine geldiği, tıbbi müdahaleye rağmen maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği, olay yerinde 7.65 mm çaplı bir silah, iki adet boş kovan ile kapalı vaziyette bir bıçağın ele geçtiği, silahın üzerinde bulunan parmak izinin karşılaştırmaya elverişli olmadığı, maktulün sağ el avuç içi, sağ el üstü ve sağ kulak üstünde atış artığına rastlanıldığı, olaya ilişkin görgü tanığının bulunmadığı, maktulün olaydan kısa bir süre önce bilardo salonunda bulunduğu bilgisine ulaşılması üzerine bir kısım tanıkların dinlendiği, tanık anlatımlarına göre maktulün tanık Yaşar Yıldız ile birlikte bilardo salonundan çıktığı ve salonunun önünde ayrıldıkları,
Soruşturma sırasında maktulün, sanığın eşi N.’le telefonla görüşmelerinin olduğunun tespit edilmesi üzerine şüphelerin sanık ve hakkında beraat hükmü kesinleşen N. üzerinde yoğunlaştığı, olay tarihinden geriye doğru 6 aylık telefon dökümleri incelendiğinde maktul ile N.’in yoğun telefon görüşmelerinin olduğu, mutad olmayan zaman dilimlerinde mesajlaştıkları, olay günü de saat 15.34’te maktulün N.’yi arayıp telefonla görüştüğü, olay saatinden 15-20 dakika önceye kadar maktulün N.’ye mesajlar gönderdiği, son mesajın olaydan hemen önce saat 21.24’te maktul tarafından N.’ye gönderildiği,
Ölü muayene ve otopsi tutanağında, maktulün sağ temporal bölgeden giren ateşli silah mermi çekirdeğinin sol kulağın 8 cm üzerinde çıkış yapan kafatası kemiği kırılmasına bağlı müterafik beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğünün belirtildiği, kriminal rapora göre ölüme neden olan atışın bitişik atış olduğu,
Sanık ve hakkında beraat hükmü kesinleşen N.’nin emniyet müdürlüğünde susma haklarını kullandıkları,
Sanığın 16.02.2000 doğumlu oğlu Ö. F. T.’nin emniyet müdürlüğünde avukat huzurunda iki polis memuru tarafından beyanının alındığı, tanığın sanık babası aleyhine anlatımlarda bulunduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınması yoluna başvurulmadığı,
Yargılama sırasında tanık Ö. F. T.nin 23.09.2010 tarihli celsede tanık sıfatıyla mahkeme huzuruna alındığı, usulüne uygun kimlik tespiti yapıldıktan sonra tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmadan yeminsiz olarak beyanının alınmasına geçildiği,
Tanık Ö. F.T.’in beyanında; olay günü akşam saatlerinde elektriklerin kesildiğini, babası olan sanığın dışarı gittiğini, sanığın eve geldiğinde beyaz gömleğinin üzerinde ketçap gibi kırmızı bir leke olduğunu, annesinin sanığa neden üzerinde kan olduğunu sorduğunu, sanığın birisinin arkadaşını vurduğunu, oradan kan bulaştığını söylediğini, annesinin arkadaşı maktulün öldüğünü duyunca ağladığını, daha sonra sanık ile annesinin kardeşiyle birlikte kendisini babaannesine bıraktıklarını, sanığın eve ilk geldiğinde üzerindeki kırmızı lekeli gömleği çıkartarak kirli sepetine attığını, akşam eve geldiklerinde annesi ile sanığın tartıştığını, annesinin sanığa “sen öldürdün” dediğini, sanığında “ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü” dediğini ifade ettiği,
Tanığın beyanı alındıktan sonra sanık müdafiince tanığa çekinme hakkının hatırlatılmamasının usule aykırı olduğu gerekçesiyle mahkemeye itirazda bulunulduğu,
Sanık müdafiince aşamalarda, tanık Ö. F.’ın mikrosefali hastası olduğuna ilişkin doktor raporları, özel eğitim rapor ve özel eğitim planlarının sunulduğu, tanığın rahatsızlığı nedeniyle olmamış bazı olayları olmuş gibi anlatabildiği, bu nedenle olaya ilişkin anlatımlarının gerçeği yansıtmadığı, beyanına itibar edilip edilmeyeceği hususunda adli tıp kurumundan rapor alınması gerektiğinin ileri sürüldüğü, sunulan raporlara göre tanık Ö. F.’ın büyüme ve gelişme geriliğinin bulunduğu,
Tanık Ö. F.’ın beyanında geçen beyaz renkli ve üzerinde kırmızı leke bulunan gömleğin ele geçirilemediği,
Yerel mahkemece mahkumiyet hükmüne esas alınan diğer delillerin; olaydan sonra sanığın evinde yapılan aramada ele geçen mont üzerinde atış artığı bulunduğuna ilişkin kriminal raporu, olay yerinde iki adet boş kovan bulunduğuna ilişkin olay yeri inceleme tutanağı ve bu kovanların aynı silahtan atıldıklarına ilişkin kriminal raporu olduğu,
Sanığın aleyhine delil olarak değerlendirilen monta ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunda ise; analiz sonucu bulunan kurşun ve antimon değerleri montun muhtelif yerlerinde homojen dağılımda olup, ayrıca benzer özellikteki giysi örneğinde yapılan analizlerin mukayesesi sonucu gönderilen mont örneğindeki atış artıkları değerlerinin bilimsel olarak anlamlılık ifade etmediğinin belirtildiği,
Yerel mahkeme kararından da açıkça anlaşıldığı üzere mahkumiyet hükmüne esas alınan en önemli delilin sanığın oğlu Ö. F. T.’in anlatımları olduğu,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nun “Tanıklıktan çekinme” başlıklı 45. maddesi;
“(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
(2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler”,
“Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme” başlıklı 48. maddesi;
“(1) Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir” şeklinde hükümler içermektedir
Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise, mahkeme, naip hakim veya istinabe olunan hakimdir.
Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır.
Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, işyeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır.
Tanık, şüpheli ve sanıkla aralarındaki yakınlık nedeniyle tanıklıktan çekinebileceğine ilişkin olan CMK’nun 45. maddesine göre, şüpheli ve sanığın nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, aralarında evlatlık bağı bulunanlar tanıklıktan çekinebilecektir.
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızasıyla, tanık olarak dinlenebilecek, kanuni temsilci, şüpheli veya sanık ise bu kişilerin çekinmesi konusunda karar veremeyecektir. Bu durumda kimin tanığın tanıklıktan çekinme hakkı konusunda karar vereceği kanunda gösterilmemiştir. Ancak yaş küçüklüğü durumunda çocuğun anne ve babasından birisi şüpheli ve sanık ise diğerinin rızasıyla çocuk tanık olarak dinlenebilir.
Tanıklıktan çekinme hakları olan kimselere, bu hakları dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakları kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Maktul ile sanığın eşi N.’nin aynı işyerinde çalıştıkları, olaydan dört yıl kadar önce maktulün N.’ye onu sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söylediği, N.’nin bu teklifi kabul etmediği ancak maktulle de görüşmeye devam ettiği, N.’nin olaydan altı ay kadar önce durumu eşi sanığa anlattığı, bunun üzerine sanığın maktulle görüştüğü, bu görüşmede maktulün sanığa da N.’i sevdiğini, onunla evleneceğini, aradan çekilmesini söylediği, sanığın bu teklifi kabul etmediği, bu görüşmeye rağmen N.’in olay gününe kadar maktulle irtibatını devam ettirdiği, olaydan bir gün önce de sanığın maktul ile aynı konuda görüştüğü, bu görüşmede de maktulun sanığa N. ile arasından çekilmesini söylediği, olay günü saat 15.34’te maktulün telefonla N.’yi aradığı, bu görüşmeden sonra mesajlaşmaya devam ettikleri, son mesajın maktul tarafından 21.24’te gönderildiği, 21.45 sıralarında sanığın evinin bulunduğu sokakta iki el silah sesi duyulduğu, maktulün sanığın evinin önünde ölü olarak bulunduğu, sanık ve hakkında beraat kararı kesinleşen N.’nin suçlamaları kabul etmediği anlaşılan ve görgü tanığı bulunmayan olayda, yerel mahkemenin hükme esas kabul ettiği ve mahkumiyet kararına dayanak oluşturduğu en belirleyici delilin sanığın oğlu Ö. F. T.’in anlatımları olduğu, tanığın soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınmadığı, yargılama aşamasında da CMK’nun 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hatırlatılmadan beyanının alınması suretiyle usul kurallarına aykırı davranıldığı anlaşıldığından, yerel mahkeme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle belirlenen bu usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Diğer taraftan, dosya kapsamına göre tanık Ö. F.T.nin mikrosefali hastası olduğu, hastalığı nedeniyle büyüme ve gelişim geriliğinin bulunduğu anlaşılmakta olup, tanığın tanıklığına başvurulmadan önce Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak, hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılması da gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, yerel mahkeme hükmünün mikrosefali hastası olan tanık Ö. F.T.’in Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak mevcut hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılmadan ve tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan beyanının alınması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Batman Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2011 gün ve 204-369 sayılı hükmünün, mikrosefali hastası olan tanık Ö. F. T.’nin Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak mevcut hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılmadan ve tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan beyanının alınması  isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.11.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: