Uyuşmazlık, Kanunun öngördüğü şekle aykırı olarak düzenlenmiş, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin uzun bir süre ifa edildikten sonra, şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesinin, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edip etmeyeceği, buradan varılacak sonuca göre tapu iptal ve tescile karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu         2012/766 E.  ,  2013/297 K.

  • ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİNE DAYALI TAPU İPTALİ TESCİL VE TAZMİNAT DAVASI
  • TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 545
  • BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 511
  • BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 512

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “Tapu iptali, tescil veya tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mut Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 05.04.2011 gün ve 2007/153 E.–2011/134 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 26.12.2011 gün ve 2011/14792 E. 2011/16100 K. sayılı bozma ilamı ile;
(…Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalılar R.. Ç.., Kayhan ve İsmail davayı kabul etmiş, diğer davalılar davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen sözleşmelerden olup, bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istemi ile dava açılabilir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 511. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 512. ve Türk Medeni Kanununun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.2.2008 tarihli ve 2008/14-70 2008/104 sayılı kararı)
Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp ikametgâh temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflarına kişisel hak sağladığı için tapu iptali ve tescil davasını bakım borçlusu ya da onun külli halefleri bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler.
Açılan davada bakım alacaklısı mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunması, sözleşmenin bakım borcu yerine getirilmediği iddiasıyla feshini isteme hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğundan dinlenmez.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı resmi şekilde yapılmış bir sözleşmenin varlığını iddia ve ispat edemediğinden tescil isteminin reddine karar verilerek ikinci kademedeki istemin değerlendirilmesi gerekirken hayatın olağan akışına aykırılıktan söz edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Dava konusu taşınmaz elbirliği mülkiyetine tabi olup bir kısım davalıların davayı kabul etmeleri de sonuca etkili değildir. Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali, tescil veya tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, dayısı olan Şefik’in n hiç evlenmediğini ve 2005 yılının eylül ayında vefat ettiğini, dayısının bekar olduğu için her türlü ihtiyacı ile 14–15 yaşından ölünceye kadar ilgilendiğini, evlendikten sonra kısa bir süreliğine köyünden ayrıldığını, daha sonra dayısının oturduğu evin üzerine ev yapmak suretiyle yanına çağırdığını, evin yapımında eşi ile birlikte çalıştıklarını, evin yapımına maddi katkı da sağladığını, dayısının bütün kardeşlerine kendisine bakma karşılığı olarak söz konusu evi kendisine verdiğini söylediğini, dayısının ölmesinden sonra evin verilmesi konusunda davalıların problem yarattıklarını ve evi vermek istemediklerini beyan ederek söz konusu evin adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, R.. Ç.., Kayhan ve İsmail açılan davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Diğer davalılar iddiaları kabul etmeyerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; bakım alacaklısı ile bakım borçlusu arasında sözlü de olsa bir bakım akdinin kararlaştırıldığı ve tarafların da bu sözleşmeye uygun olarak davrandıklarının ve bu durumun bakım alacaklısının vefatına kadar kesintisiz bir şekilde devam ettiğinin sabit olduğu, bakım alacaklısının sağlığında da gerek şekil konusunda gerekse bakım konusunda herhangi bir itirazda bulunmadığı, bu nedenle bakım alacaklısının mirasçıları olan davalıların artık şekle aykırılık iddiasını ileri süremeyecekleri, bu konudaki beyanlarının açıkça hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında kaldığı, aksine düşüncenin hukukun genel ilkelerine, hakkaniyet ve dürüstlük ilkesine ve adalet düşüncesine aykırı olacağı belirtilerek tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Bir kısım davalıların temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda belirtilen bozma ilamında açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalılar H.. M.. ve F.. T.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, Kanunun öngördüğü şekle aykırı olarak düzenlenmiş, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin uzun bir süre ifa edildikten sonra, şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesinin, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edip etmeyeceği, buradan varılacak sonuca göre tapu iptal ve tescile karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalılar H.. M.. ve F.. T.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27.02.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: